Arapça mı Öz-Türkçe mi Türkçe mi?
"Arapça ve Türkçe'deki yeni sözcük üretme kabiliyetleri arasındaki fark nereden gelmektedir?" gibi bir soruya YZ'dan alınan cevapların birkaç açıdan -en azından benim için- aydınlatıcı olabileceğini; böylece başlıktaki soruya anlamlı bir cevap üretebileceğimi düşündüm. Cevap şöyle:
Yeni sözcük üretme kabiliyetlerindeki temel fark, Arapça’nın kök‑kalıp (root–pattern) temelli çekimli/ettirimli morfolojisinden, Türkçe’nin eklemeli (agglutinatif) ve çoğunlukla doğrusal eklemeye dayalı morfolojisinden kaynaklanır[1], [2]. Başka bir deyişle Arapça, ünsüz köklere kalıplar giydirerek; Türkçe ise temel sözcüğe ardışık ekler getirerek yeni sözcük üretir[3], [4].
Arapça’da kök‑kalıp sistemi
• Arapça’da çoğu kelime, çoğunlukla üç ünsüzden oluşan soyut bir kökten türetilir; bu kök anlam çekirdeğini taşır (örn. k‑t‑b yazma alanını ifade eder[5]). Bu kökün ünlü yapısı ve ekleri değiştirilerek kitap, kâtib, mektup, kütüb, mekteb gibi çok sayıda kelime elde edilir.
• Bu türetme biçimi doğrusal ek dizisinden çok, kökün kalıp içine “örgülenmesi” (non‑concatenative morphology) şeklindedir[6]. Arapça’da yeni kök icadı sınırlı, mevcut köklerden farklı kalıplarla yeni anlam alanları açma kabiliyeti ise çok yüksektir.
Türkçe’de eklemeli yapı
• Türkçe, çok zengin ve yüksek derece üretken bir ek sistemine sahip eklemeli (agglutinatif) bir dildir; çoğu yeni sözcük, kök + ardışık ekiştirmenin kombinasyonlarıyla kurulur[7]. Aynı köke birden fazla türetme eki ve ardından çekim ekleri getirerek hem yeni sözcük hem de geniş çekimli biçimler üretmek mümkündür.
• Türkçe’de morfolojik süreçler büyük ölçüde doğrusal ve şeffaftır; eklerin biçimleri ve işlevleri genellikle düzenlidir, bu da eklerin yeni bağlamlarda yaratıcı kullanılmasını kolaylaştırır[8].
“Üretkenlik” algısındaki farkın kaynağı
• Arapça’da yeni sözcükler çoğunlukla sınırlı sayıda kökten ve yerleşmiş kalıplardan türetildiği için, ana yapı korunduğunda çok sistemli ama aynı zamanda normatif bir üretim söz konusudur; “yeni kök” icadı ise daha istisnaidir[9]. Bu, günlük kullanıcı açısından yeni yaratım alanını kısmen kısıtlayan bir gelenekselcilik hissi verebilir.
• Türkçe’de ise kök repertuvarı, hem yerli Türkçe kökler hem de tarih boyunca alınmış alıntı köklerle geniştir ve bunlara yeni türetme ekleri, birimleşmiş birleşik yapılar, kısaltmalar vb. eklenerek söz dağarcığı hızla büyütülebilir[10]. Bu eklerin çok yüksek üretkenliği, Türkçe’nin yeni teknik, bilimsel ve soyut kavramlar için “sıfırdan” sözcük türetmeye çok uygun bir dil olarak algılanmasına yol açar.
Anlamsal şeffaflık ve kullanıcı deneyimi
• Arapça türetmelerinde kök ile türeyen kelime arasındaki anlam ilişkisi, kalıbın soyut işlevini bilmeyen kullanıcı için her zaman açık olmayabilir; farklı bab’lar/kalıplar, fiil çatısı, ettirgenlik, yoğunluk, meslek adı vb. anlamlar taşır. Bu, sistemi bilen için tutarlı; bilmeyen için ise “ezber gerektiren” bir yapı görüntüsü üretir.
• Türkçe’de ekler çoğu zaman açık ve sabit anlamsal katkılara sahiptir; bu sayede konuşur, hiç duymadığı bir türetimi bile kök ve ekleri çözerek tahmin edebilir. Bu yüksek şeffaflık, Türkçe’nin yeni sözcük üretme kabiliyetinin “herkes tarafından kullanılabilir” görünmesini sağlayan temel unsurlardan biridir.
[1] https://bit.ly/4qQjKpR
[2] https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4317713
[3] https://doi.org/10.5430/wjel.v14n5p436
[4] https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1655885482.pdf
[5] https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1655885482.pdf
[6] https://dergipark.org.tr/tr/pub/inotech/article/1370137
[7] https://bit.ly/4sk29I8
[8] https://www.academicpublishers.org/journals/index.php/ijai/article/view/5458
[9] https://revistes.uab.cat/catjl/article/view/v24-n1-bobeck
[10] https://www.magnanimitas.cz/ADALTA/130132/papers/A_39.pdf
Çıkarılabilecek bir sonuç
Sayılar sözlük ve sayım yöntemine göre değişmekle birlikte, standart Türkçe sözlükler esas alındığında kabaca 6,500 civarında Arapça kökenli madde başı; bunun 5–6 katı kadar da Türkçe (yani “öz Türkçe” ve türevleri) madde başı bulunduğu söylenebilir. Oransal olarak bakıldığında, çağdaş genel sözlüklerde Türkçe kökenli kelimeler toplam madde başlarının yaklaşık %60–70’ini, Arapça kökenliler ise %25–30’unu oluşturmaktadır.
Buradan çıkarılabilecek değerli bir sonuç, Türkçe'nin bu iki kaynaktan gelen özellikleri bileşik olarak kullanmasının büyük bir dil zenginliğine yol açacağı; dolayısıyla da salt öz-Türkçeci ya da salt gelenekselci akımların yanıltıcılığına kapılmaMAsı, ayıklama çalışmalarında bu gerçeğin göz önünde tutulmasıdır.
Tınaz Titiz
30 Aralık 2025