Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ

Aynı şeye, aynı düşünceye bulunduğumuz noktadan farklı bir yerden bakınca farklı görüntülerin ortaya çıkması, o şey ve düşüncenin farklı şekillerde algılanması doğaldır. Çok bilinen bir örnek vardır. 6 rakamına bir yönden bakan 6, diğer yönden bakan 9 olarak görür. Aşağıdaki bu karalama yerde yazılı rakamı değil ama bakan insanın yerini değiştirerek ortaya çıkan durumu değerlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Elbette bu yazı ve yazıya konu olan düşünceler eleştirilebilir. Bu eleştiriye hiç kuşkusuz ben de katkıda bulunmak isterim. Bu hali ile yazı  “sesli düşünme” olarak değerlendirilebilir.

Allah, Tanrı ya da adına ne derseniz deyin o büyük, çok büyük güç söylendiği gibi önce var eder, yaratır, güneşi ayı, yıldızları, aklınıza gelen ve gelmeyen her şeyi bir düzen, nizam içinde tutar, sonra onlarla oynar, aklınca ödüllendirir, cezalandırır. Hikmetinden sual olunmaz, olunamaz. Sonra kafası bozulunca onları yok eder, kıyameti kopartır, yarattığı varlıklardan kimini cennete, kimini de cehenneme yollar.

Pagan dünyada tanrıların, tanrıçaların işi daha kolaydı. Onlar birçok kez insansı davranışlar gösterirler, kavgalara ve nice aşk konularına dalarlardı. Onların da hikmetinden sual olunmaz, olunamazdı ama onlar için adalet kavramı çok farklıydı. Çoğu kez öyle bir dertleri de yoktu. İnsanlarla daha farklı ilişkiler kurabiliyorlardı. Kendi aralarındaki kıskançlıklar, hırlaşmalar kimi zaman da kanlı sonuçlara neden olabiliyordu.

Giderek insanlar tanrı, tanrıça sayılarını azalttılar, tanrıça kavramını ise tümden yok ettiler. Tanrı sonunda teke indi. Kimisi ona Allah dedi, kimileri de Tanrı demeye devam ettiler. Ama Ortadoğulu insanlar bu büyük güce nedense adalet görevi de yüklediler. Kendi aralarında çözemedikleri sorunlarını, Allaha, tanrıya havale etmeye başladılar. Kendilerinden yana bir çözümden, haklarına kavuşacakları inançlarından dolayı umutlarını hiç kaybetmediler. Bu gün olmazsa yarın “mahkemeyi kübra” da hakkın yerini bulacağına inandılar. Buna ilahi adalet adını verdiler.


Oysa bu kadar işinin arasında o büyük güç adaletle falan uğraşamaz, uğraşmaz. Niçin uğraşsın ki? Yani sen bir elma yedin öteki de bir elma yemeli, büyük gücün umurundaydı, sanki.

Olduran, öldüren, iyilik kadar kötülüğü de yaptıran o akıl almaz, muazzam güç bir de; sen sekiz metreyi atladın, çıtayı düşürmedin, seni cennete gönderiyorum. Sen, aptal niye yanlış yaptın, seni de cehenneme gönderiyorum der mi? Bu kadar basit şeylerle uğraşır mı?

Şiva ise kendi işini başkasına bırakmaz, kendisi yapar, yakar yıkar sonra insanları bir bir hizaya sokardı. Şimdilerde neler yaptığını bilemiyorum.

Firavunlar kafayı piramitlere takmışlar. Bu dünyada bir elleri yağda bir elleri balda yaşadıkları yetmiyormuş gibi öldükten sonra da mumyalardan sıyrılıp aynı gücü elde ederek saltanatlarının devam edeceğine inanmışlar.

Zeus ise tam bir âlem, kafası bozulunca onun bunun eşine falan çengeli takıyor.

Ben kendimizi kandırmayalım diyorum. Adaletin ilahisi olmaz. Adalet insanidir. İnsana özgüdür. Onu göklerde, toprakta, denizlerde aramayalım. Varsa da yoksa da o adalet dediğimiz şey insanların arasındadır. Hakkını alamayan, alamadığına inanan bir kimse yenilen ama yenildiğini kabul etmek istemeyen pehlivanlara benzer. Şimdi bu hakkı elde etmek için gücüm yok, ama benim inandığım o büyük güç mutlaka bana uzak bir gelecekte de olsa yardım edecek ve ben o hakka mutlaka kavuşacağım diye kendisine moral verir, yeniden yaşama gücü toplar. O moral gücü içinde biriktiremez ise, umudunu yitirir ise öleceğine inanır. Oysa ölüp de öbür dünyaya gitse düşündüğü hakka daha erken kavuşmuş olacaktır. Nasıl olsa mahkeme, divan kurulacak ve hak yerini bulacaktır!

Durum o kadar net ve anlaşılabilir olduğu halde o arkadaş anlaşılamayan bir nedenle ölmeyi, o hakka erkenden, bir an önce kavuşmayı değil bu dünyada acılar ve haksızlıklar içinde de olsa beklemeyi tercih eder. Bu dünyanın güzelliklerinden vazgeçemez, vazgeçmeyi aklına bile getirmez. Nasıl ve niçin vazgeçsin ki; ölünce insanı toprağın altına sokuyorlar oysa toprağın üstünde olmak, havanın, suyun, toprağın ve onların sağladığı onca nimetin tadını, zevkini, rahatlığını yaşamak çok güzeldir. Bunu da en iyi bilecek olan yine insanın kendisidir. İnsanın dili ne söylerse, zikri ne olursa olsun, aklı, fikri doğruyu mutlaka bulur.

Bazı softalar Allah’ın lütfuna mazhar olmuş insanların ahirette, cennette gereksinimlerinin sınırsız şekilde karşılanacağını, akla gelen gelmeyen her şeyin öteki dünyada bol bol bulunduğunu söylerler. Ağaca çıkmayalım, zahmet olmasın diye tuba ağacını ters çevirmişler, köklerini havaya çıkarmışlar, dallarını, meyvelerini yere indirmişlerdir. Hurilerin sayılarını ise kendileri bile bilmiyorlar. O huriler ki, marifetlerini anlata anlata bitiremiyorlar. O zaman sormak isterim, bay softa: Sen de diye buralarda oyalanıyorsun, bir an önce o tarafa gitsen de bu nimetlere, bu güzelliklere bir an önce kavuşsan daha iyi değil mi? Ama softamız ahireti değil de bu günün yaşantısını istiyor. Yanıt olarak da bize, ciddi ciddi öbür tarafa gidince cehennem diye bir yer de var, ya oraya gidersem, ondan korkuyorum diyor. Korkuyorsan niçin bu milletin uçkuru ile uğraşıyorsun diye soruyoruz ama o duymuyor, duymak istemiyor.

Dediğimiz gibi adalet tümüyle insani ihtiyaçlardan doğmuştur. Örneğin ünlü Âdem-Havva söylencesinde bu iki kahramanımızdan birinin adalete ihtiyacı olduğunu kimse söyleyemez. Yani cennette adalet olmaz. Cennette adalet yoksa neden adaletin en hasına ilahi adalet demişler? Ama sizce de öyle değil mi?
Peki, bu iki kahramanımız, kovulduktan sonra dünyaya gönderildikleri anda adalet düşündüler mi?
Yok, hayır.
Neden, çünkü buralarda elmalar çoktu ve birinin diğerinin elinden elmayı kapması gerekmiyordu.


Şöyle söyleyelim. İnsanlar bir iken iki, iki iken dört, sonra on dört, yirmi dört, dört yüz yirmi dört olmuşlar, derken üredikçe üremişler, var olmak ve ayakta kalmak için, daha keyifli yaşamak için kimileri kimilerinin elindekine göz diker olmuş, önce onların elindekilere sonra da onların kendilerine sahip olmaya başlamışlar. Aralarında kıyasıya bir kavgaya tutuşmuşlar. Kan akıtmışlar. İki taraf da bu işten ürkmüş, korkmuş ve bir çözüm yolu aramışlar. Aralarında kurallar yapmışlar, bu kurallara eski Yunan’da nomos demişler, nomosa uymayanları bildikleri tarzda cezalandırmışlar. İşte bunun adına da adalet denmiş.

Tanrılar tanrısı Zeus Ida' da, Olympos'ta oturup keyif içinde yaşarken kulaklarına aşağılardan boğuk homurtular gelmeye başlamış, git bak demiş şu bizim Themis teyzemize.
Haberler kötü demiş sevgili teyzemiz.
Zeus git aralarına otur, dolaş, kimi zaman çat kaşlarını, göster ulu bir tanrıça olduğunu, gücünü göster onlara, kötü işler çevirmesinler, benim kurduğum düzeni bozmasınlar. 
Büyük Zeus'umuz, kavga etmektense insanların birbirinin kuru b.klarına bile muhtaç olduklarını göz önünde tutarak birbirlerini sevmelerinin daha iyi olacağını söylemiş. İşte o gündür bu gündür Themis ya da görevlendirdikleri tanrıçacıklar, hep biz insanların arasında dolaşır dururlar. Biz uyusak bile onların gözleri hep açıktır. Kuş uçurtmazlar.

Zaman içinde Zeus da kocadı kimseye laf dinletemez oldu, yeni yetme tanrılar türedi,  insancıkların hırsı akıllarının da toplumun kuralların da üstüne çıktı. Kimileri ali kıran baş kesen oldular. Her şeye, başkalarının ürettiği şeylere sahip oldular. Yediklerini yediler, yiyemediklerini israf ettiler. Kendilerinden başka kimseye zırnık koklatmadılar.

Bu haramilerin, bu kural tanımazların borusu yüksek perdeden hâlâ ötmekte, hâlâ bu kulak tırmalayan sesler nice hayatları karartmaktadır. Adalet giderek bir meslek olmuştur. Yargıçlar, savcılar ve avukatlar ortaya çıkmıştır. İnsanlar nasıl olsa öteki dünyada büyük mahkeme kurulacak, ilahi adalet tecelli edecek, herkes hakkına kavuşacak dememişler bu dünyada hak aramaya devam etmişlerdir. Görünen o ki hukukçuların işi hiç eksilmiyor, günden güne artıyor. Demek ki adalete olan gereksinim büyüyor. Bu da insanların birbirlerine ve yöneticilere olan güven duyguları azalıyor ve birbirlerine olan sevgi, saygı duygusu zedeleniyor demektir.

Yukarıda da söyledim Tanrı'nın adaleti, olmaz. Tanrı kulları ile kendi arasındaki hesabı kitabı iyi bilir, bana iyi kul oldunuz mu, olmadınız mı ona bakar, gerisi onu hiç ilgilendirmez!
Kutsal kitaplarda da öyle söylüyor:
"Benim huzuruma kul hakkı ile gelmeyin"
Bunun anlamı sizlere akıl verdik, fikir verdik, tembelliği bırakın, sorunlarınızı kendiniz çözün, çözemezseniz de ne haliniz varsa görün demektir.

Mahkemeyi kübra denilen yer dünya mahkemelerinden verilen kararların temyiz merci olmadığı gibi oradan çıkacak ilahi adalet de ilamın kesinleştiği şerh değildir.

Yani insan dostlar, iş başa düşüyor. Biraz iyi, biraz kötü, biraz güzel biraz çirkin adaleti biz inşa edeceğiz. Kimileri tutturmuşlar adalet, aşağıya koş adalet, yukarıya koş adalet… Yanmaz, ışıtmaz fenerle dolaşıp duruyorlar. Adalet de adalet.


Havva ile Âdem örneğinde olduğu gibi bizler bu dünyada yaşamak zorunda olduğumuza göre birlikte, bir arada yaşamanın kurallarını da bulacağız.

Nasıl bulacağız? Ölümlü olduğumuzu bu dünyada mal sahibi değil konuk-kiracı olduğumuzu hiç unutmayacağız. Hırs denen şeyi İçimizden söküp atacağız. Ben, benim demekten vazgeçecek, biz, bizim demeyi öğreneceğiz. Kinin, nefretin, intikamın kökünü kurutacağız, onların boşalttığı yere sevgiyi koyacağız. Birlikte bir arada, güle oynaya üretecek, birlikte bir arada güle oynaya tüketeceğiz.

30 yıl, 50 yıl, 100 yıl çok kısa. Bir gün daha gün batımını görmek, görebilmek ne büyük bir şans, bunu hiç unutmayacağız.

Bir an düşünün bir araya gelen memelilerden birinin soyuna aitiz. Ya da kuş, balık, hiç fark etmez. Canım, isterseniz bir kiraz dalında açan binlerce çiçekten biri olun.

Bir yumurta, bin yumurta, bir sperm, bin sperm. Bunlardan kaçı mutlu sona, yaşama şansına ulaşabiliyor. Bir, bilemedin iki…  Siz var ya, siz yani biz, o şanslılardan birisiyiz. 

Şansınızın farkında mısınız, şansımızın farkında mıyız? Şansımızın farkına vardıysak onu iyi kullanalım.

Gelin bir çuval inciri berbat etmeyelim. Hominidler, neandertaller kadar hayatın tadını çıkartalım.

Haydi ama… Sevgide birleşelim. Neşeyi çoğaltalım. Adalete olan gereksinimi ortadan kaldıralım.
Adalet dediğimiz şeyi eskimiş bir mit olarak ansiklopediler arasında arayalım.

Tanrının adalet ile bir ilgisinin olamayacağını dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık acaba sevgi ile bir ilgisi var mıdır? Belki bu da adalet konusu gibi sizin garibinize gidecek, tepkinize neden olacak ama lütfen hayır demeden önce düşünmeye devam edin, edelim.

Sevgi nedir ve insan veya başka bir canlı bir başkasını niçin sever sorusu ile başlayabiliriz?

Gerçekten insan bir başkasını veya başka bir şeyi niçin sever? Sevmesin demiyorum, niçin sever diyorum, öğrenmek için de soruyorum. Örneğin siz gözünüzü seversiniz, sevmek zorundasınız. Çünkü gözleriniz size dünyaları gösterir. Gözlerin bu işlevi olmasa gözlerinizi niçin seveceksiniz ki! Elimiz, ayağımız da öyle, onlar olmadan nasıl yaşarız. Ellerimiz en güzel meyveyi dalından tutup koparmamıza yardım eder, ayaklarımız bizi sevdiklerimizin yanına götürür. Elimizi, ayağımızı, gözümüzü severiz. Onları kem gözlerden korur, sakınırız. Hepimiz annemizi, babamızı, sevgilimizi severiz.
Annemiz, babamız her şeyden önce bizi biz yapmıştır. Sonra bizi beslemiş büyütmüşlerdir. Her başımız sıkıştıkça onlar yardımımıza koşmuşlardır. Onun için biz ana, baba ve sevgilimizi severiz. Ana ve babalar niçin çocuklarını sever, çünkü bu gün olmaz ise yarın anne babalarının da çocuklarına gereksinimleri vardır.
Bizler dostlarımızı, arkadaşlarımızı, sonra yurttaşlarımızı, sonra aynı dünyaları paylaştığımız ama hiç tanımadığımız, adını sanını bilmediğimiz kişileri de severiz. Severiz, çünkü onların bir gün bize, bizim bir sorunumuzun çözümüne katkıda bulunacaklarına inanırız. İnanmazsak sevmeyiz, sevemeyiz.  Bu müzisyeni, şu berberi, o pastacıyı severiz. Niçin, çünkü onlar bizim yaşantımızı kolaylaştırır, yaşantılarımıza anlamlar katar. Katmazlarsa sevmeyiz. Eğer yaşantılarımızı zorlaştırır, yaşantılarımızı anlamsızlaştırırlarsa sevmeyiz, sevemeyiz. Niçin sevelim ki? Dünyamızı dolduran canlı ya da cansız tüm varlıkları, yaşantımızı kolaylaştıran, yaşantımıza anlam katan her şeyi aynı şekilde severiz. Bizim için bir anlamı olmayan veya bizi zora sokan, korkutan şeyleri, örneğin depremi, örneğin seli, fırtınayı sevmeyiz. Niçin sevelim ki?
Şundan da emin olmalıyız ki sevdiğimiz kadar seviliriz de… Çünkü bizim dışımızdakiler de aynı bizim gibi severler. Karşı tarafın sevgisinin adı bizim için sevilmektir.

Homeros ve Hesiodos’un, Platon, Aristo ve birçok antik çağ düşünür ve şairinin eserlerinde konu edilen sevgi türleri çok kısaca

1-Eros: Erotik sevgi,

2-Philia: Etkileyici sevgi, dostluk,

3-Storge: Aile sevgisi,

4-Ludus: Oyun sevgisi

5- Mania: Takıntılı sevgi

6-Pragma: Kalıcı sevgi

7-Philautia: Benlik sevgisi

8-Agape: Özverili sevgi
olarak sıralanabilir.
Bunların hepsinde haz ve yarar ilkesi vardır ve bunlar iki koşu atı gibi yan yanadır.
Bir de Katolik papazlarının geliştirdiği tanrı sevgisi vardır. Vatikan bunun adını Roman Charity koymuştur. Vatikan sel önünden kütük kaparcasına pagan dönemin Cimon Pero mitini alıp kendisine uyarlamıştır.
https://alicanpolat.com/cimon-pero-nasil…rity-romana-oldu/
Ancak bu cingözlük düşünen insanı kandıramamaktadır. Cimon ve Pero kahramanlarının yerine İsa ile annesi Meryem’i koyunca yeni bir sevgi türü doğmamıştır. Eğer charity kavramı biraz daha irdelenirse bu sevginin insanın, tanrıya ve onun yarattıklarına duyduğu, duyacağı, duyması gereken sevgi olduğu görülecektir. Yani Tanrının insanları sevmesinden söz edilmemektedir.

Daha açık söylemek gerekir ise insanlar Allah veya Tanrıyı severler, sevebilirler, kendilerini sevmekle yükümlü olduklarına inanabilirler. Çünkü: İnsanlar Tanrıya geresinim duymuşlardır, sorunlarının çözümünde ona veya onlara koşarlar. Bu gün olmaz ise yarın o büyük güçten yararlanacaklardır. Her türlü kötülükten, güçlüklerden kurtulacaklardır.
Bu anlatılanların hepsi insan doğasına uymaktadır. Ancak Allah’ın, Tanrının veya Tanrıların insanları sevdiklerine ilişkin hiçbir veri bulunmamaktadır. Tanrının insanları sevmesi için bir neden de yoktur. Sevginin özünde haz veya yararın olduğunu varsayarsak Tanrının insanın varoluşundan bir yararının olduğunu veya bir haz aldığını söylemek olanaksızdır. Her şeyin mutlak sahibi ve bunların üzerinde mutlak tasarruf hakkı bulunduğuna göre sevginin yeri yoktur.

Aynı şekilde Allah veya Tanrının adalete bir ihtiyacının olduğu söylenemez. Her şeyi olduran, öldüren, besleyip büyüten o ise bir adalet söz konusu olur mu?
Tanrı kavramı ile adalet kavramı birbiriyle çelişen iki kavramdır. İslam inancında Allah’ın 99 sıfatından söz edilmektedir. Bu 99 sıfat arasında adil olmaktan hiç söz edilmez. Allah ve adalet kavramlarını yan yana getirmek şirke davetiye çıkarmak anlamına gelir.

Bu nedenlerle Allah’ın, Tanrının ve Tanrıların insanları sevdiği veya onlara adil davranacağı giderek onlar arasında bu gün veya yarın adaleti gerçekleştireceği yolundaki düşünceler dayanaktan yoksun ama çok güçlü inançlardır.

Ali Can Polat
21.07.2022

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!