Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ

Bu yazımda 1999 depremini depremin tam merkezinde yaşamış bir kimse olarak tanığı olduğumuz ve anılarımıza kazınmış olan birkaç notu anlatmak istiyorum.

Yıl 1993 idi, İzmit il merkezinde oturmaktaydık. O günün koşullarında bir apartman dairesinde yaşarken olanaklarımızı değerlendirerek aynı semtte bahçe içinde iki katlı bir bina satın aldık. Bina iki daire şeklinde yapılmıştı. SİT alanı içinde kaldığı söylenen bu mahallede binayı yıkıp kendi gereksinimlerimize ve kafamızda canlandırdığımız plana daha uygun bir yenisini yapma olanağımız yoktu. O günün inşaat teknikleri de bugünkü kadar gelişkin değildi. Bizim de olanaklarımız sınırsız değildi. Binanın dış görünüşünde hiçbir değişiklik yapmadan ve statik hesaplarını da hiç etkilemeyecek şekilde bu iki daireyi içten birleştirerek  (dubleks) tek daire haline getirmeye karar verdik. Parasal olanaklarımızı da sonuna kadar kullanarak yapılabilecek olanın en iyisini yapmak istiyorduk.

Yapacağımız onarım ve yenileme işlerinde hukuksal sınırlar içinde kalarak ve binanın yer aldığı mahalledeki mimari tarzı bozmadan ne yapabiliriz diye ben ve eşim birlikte düşünmeye başladık. İstanbul ve yakın illere de giderek yapı fuarlarını, benzer bina örneklerini, yapı malzeme ve tekniklerini bir mühendis gibi incelemeye başladık. Maliyet hesapları yaptık. Elektrik, su, kalorifer tesisatından iç ve dış sıvasına, yalıtımdan bahçede yer alacak havuza ve kümese kadar her şeyi ince ince ölçüp biçtik.

Bütün bu araştırmalarımız ve soruşturmalarımızda kafamı kurt gibi kemiren bir deprem riski vardı. Ev iki katlıydı ve 33 yaşındaydı ama bakımsızdı ve hayli yıpranmıştı. Burayı düşündüğümüz gibi yenileyip içinde oturacaktık. Her şeyin en iyisini ve en sağlamını yapmayı düşünüyorduk. Geç olsun, biraz pahalı olsun ama kuralına uygun olsun istiyorduk. Bunlar kuşkusuz herkesin isteyeceği şeylerdi. Biz böyle istedik ama olmadı, şunu düşünememiştik, ne yapalım kader, kısmet böyleymiş demeyelim, istiyorduk.

Bu düşüncelerle yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı danışmak üzere bir mimar arkadaşa gittik. Mimar arkadaşımız binayı yerinde gördü, ölçtü biçti, örnekler aldı. Ben yapacaklarımızı anlattım. Yığma tuğla olan binanın duvarlarında tuğlalar arasındaki harçları kaldırıp yeniden harç dolgusu yaptıracağımızı, bunun üzerine kaba sıva, perlit, içeride alçı sıva ve boya, dış duvarlarda alçı sıva yerine mineral sıva kullanacağımızı söyledim. Ayrıca temel kazısı yapıp perde beton ile güçlendireceğimizi ve son olarak da temel çevresine drenaj uygulayacağımızı tek tek anlattım.  Mimar arkadaşın gözleri ışıldadı. İki şey söyleyeceğim dedi. Bir dedi, üzerinde yaşadığımız bölge senin de söylediğin gibi bir deprem riski olan bir yerdir ama genel olarak bu şekildeki yığma yapılar birçok örneğe göre daha dirençlidir. İkinci olarak yapmayı düşündüğünüz bu şeylerin yapılması halinde bu binanın ömrüne en az 40-50 yıl daha kazandırmış olursunuz, dedi.

Biz bu mimar arkadaşımızın ve işinin ehli olan bir tekniker ustamızın titizliği içinde inşaat işimizi tamamladık ve oturmaya başladık.

Beni bu kadar ince düşündüren şeylerin başında yaşadığım kentin caddeleri, park ve bahçeleri kadar tarihi ve coğrafyasını da incelemem olmuştur. Merakım beni İhsan Ketin adında bir jeoloji profesörünün yıllar öncesinde bu bölge ile ilgili açıklamalarına kadar götürdü.
Büyük deprem olmadan bir yıl kadar önce bir işyeri açılışında bir belediye başkan adayının “eğer seçilirsem işte şu semtlere çok katlı, yüksek toplu konutlar dikeceğim” şeklindeki açıklamalarına karşı verdiğim biraz ağırca cevabı anımsıyorum. Şöyle demiştim. Beyefendi şu anda İzmit Körfezi çevresi yeterince işyeri ve konutlarla dolmuş durumda. Türkiye’nin nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu yer burası. Yeni işyerleri ve yeni konutlar buraya yeni insanların gelmesi için açık bir davetiyedir. Körfez bu kadar ağırlığı çekmez, çekemez. Yarın bir deprem olduğunda felaketi yaşarız,  İzmit kenti olarak batarız, yapmayın bu düşünceden vazgeçin şeklinde düşüncemi söylemiştim. Elbette beni veya benim gibi kişileri dinlemezlerdi, dinlemediler. İhsan Ketin gibi bir kimseyi dinlememişler beni niçin dinlesinler ki! Söyledikleri yerlere sayısız binalar diktiler. İzmit merkezinin ve ilçelerinin nüfusu o günlere göre birkaç katına çıktı.

Gel zaman git zaman 17 Ağustos 1999, gece saatler 03.02’ yi gösterdiğinde korkunç bir gürültü, uzaklardan kısa süren bir ışık aydınlanması ve ölümüne bir sarsıntı, sallantı…
O gece geç saatlere kadar çalışma odamda, bilgisayar başında okuyup yazmıştım. Artık geç oldu dedim ve yatağa uzandım, henüz uykuya dalmamıştım. Sarsıntı ile yataktan doğruldum, eşime kalk deprem oluyor, çok ciddi bir sarsıntı var, evi terk edelim dedim. Yalnız terliğini giymeyi unutma, sanırım avizeler yere indi, cam kırıkları ayağımıza batmasın dedim. Ben Cankuş’ u aldım sen de hazırlan kalkalım dedim. Cankuş bizim evin bir bireyi gibiydi. Sürekli kafes dışında bizimle oturur, kalkar ve yer içerdi. Durmadan bize laf yetiştirirdi. Dağarına ister inanın ister inanmayın 250 sözcük sığdırmıştı. Onunla birlikte türkü söylerdik. Bir hayatı paylaşıyorduk, biraz biz kuşlaşmış o da biraz insanlaşmış gibiydi. Bizim bu muhabbet kuşu o gece depremin farkında bile olmadı. Horul horul uyuyordu, ben zorla uyandırdım. 
Neyse doğrulduk, yeni bir sarsıntı, bir daha oturduk. Biraz sakinleşir gibi oldu. Eşim kolumda küçük adımlarla ilerliyoruz. Elektrik de yoktu, Cankuş’un hiç ssi çıkmıyordu. Korktu mu diyeceğim ama karanlıkta yüzünü göremiyordum. Birkaç adım attık. Küçük bir hol, önce burada duralım, dört yanımızda dört kolon, bunlar bizi korur dedik. Ama bunları bir filmde seyreder gibi yaşıyorduk filmin kahramanları da bizdik.  Bir iki adım daha attık. Şimdi biraz daha sakinleşmişti.  Yerlerde cam kırıkları falan yoktu, yarım yamalak gördüğüm kadarıyla avizeler de camlar, çerçeveler de yerinde duruyorlardı. Ben ve eşim kol kola iki katlı evin merdivenlerine geldik.
Eşime söylediklerim hala bu gün söylemişim gibi belleğimde tazeliğini koruyor.
“… bu, çok ciddi bir deprem, büyüklüğünü düşünemiyorum, umarım depremin merkezi İzmit’tir. İstanbul olursa çok, çok kötü olur. Umarım ve dilerim, TÜPRAŞ’a bir şey olmamıştır.”
Minik adımlarla alt kata oradan da bahçeye çıktık. İçimizde korkunç bir sıkıntı vardı. Umarsızlık, çaresizlik insanın omuzlarında dağ gibi çökmüştü.
Bahçede ki havuzun suyu dışarıya taşmıştı, hiçbir anlam veremedik. Demek o sallantıda olmuş diye düşündük.
İlk işim kapının girişindeki tüm elektrik sigortalarının şalterlerini ve bahçedeki doğal gaz vanasının kolunu indirmek oldu. Bahçe kapısını açtık, sokağa çıktığımızda komşular da birer ikişer yanımıza geliyorlardı. Yüksek katlı binalar olmadığı için burada kendimizi güvende sayıyorduk. Hava yavaş yavaş aydınlandı. Sabah serinliği yüzümüze vurdukça hepimize iyi geliyordu, uykudan uyanır gibi oluyorduk.

Uzakları, Gölcük ve Gebze’yi düşünüyordum. Telefonlar, radyolar çalışmıyordu.  Bir komşu paketinden bir sigara uzattı, yak abi dedi. Şimdi içmeyeceksin de ne zaman içeceksin, dedi. Bir yıl önce sigarayı bırakmıştım. Komşuma şunları söyledim, bak şu anda bizler sağız ve sağlamız. Evlerimiz de ayakta. Dolayısıyla üzülecek fazla bir şeyimiz yok. Sen asıl şimdi enkazın altında olanları düşün dedim…

Bahçemizin bir köşesinde çalışan bir küçük bakkal, büfemiz vardı. O da evinden çıkmış geldi. Sabah dükkânı açtı. Dükkânda ne varsa acıkana, bisküvi, susayana su dağıttı, kimseden tek kuruş almadı. Bu dayanışma ve yardımlaşma aklımdan çıkmadı, çıkmayacaktır.

Bundan sonrasını herkes biliyor, kurtarma çalışmaları, ölenler, yaralananlar, evleri ve işyerleri yıkılanlar…
Artçı depremler…
O gecenin sabahında bahçede bir nar ağacının yanmış gibi kapkara olduğunu, bir adaçayı bitkisinin sanki bir aydır susuz kalmış gibi kuruduğunu fark ettik.

Gündüzün yaşadığımız artçı sarsıntılarda evin köşesini çevreleyen ( L)  biçimindeki havuzun içindeki suyun nasıl çalkalandığını sözlerle anlatamam. Dahası ön bahçedeki iki küçük çam ağacı sanki topraktan çıkıp tekrar yerine giriyormuş görüntüsü veriyordu.

Bir günümüz ve gecemiz arabada ve garajda geçti. Cankuş dünyadan habersiz, kafesin kapağını niçin açmıyorsunuz diye bize bağırıyor.

İki gün sonra, biraz kendimize gelince eşim gidip eczanenin durumuna bir bakalım, yıkıldı mı, yerinde duruyor mu ayrıca eğer ihtiyacı olan varsa ilaç verelim dedi, çarşıya gittik.
Alemdar caddesinde yukarıya doğru yürüyoruz. Karşımıza sözünü ettiğim mimar çıktı. Kolları açık bağırarak aynen şöyle söyledi. İlk aklıma gelen siz oldunuz, nasılsınız diye sormayacağım İzmit’teki evinizde miydiniz diye soracağım, umarım burada yakalanmışsınızdır!
Evet, dedi, ‘yaptığınız şeylerin ödülü kendinizin ve evinizin bu afeti sıkıntısız atlatmış olmanız’dır.  Yarın gece gidip rahatça uyursunuz bile dedi. 

Evet, deprem bizde de evimizde de bir iz bırakmadı. Bunu mimar arkadaşın da söylediği gibi işi şansa bırakmamamıza, aklın ve bilimin gücüne güvenmemize, belki depremi bu evde karşılamış olmamıza borçluyuz.

Evimize döndüğümüzde çalışma odasına girdim. L biçiminde genişçe bir yazı masam vardı. L’nin küçük bölümünde bir bilgisayar monitörü vardı. L’nin büyük tarafında da ben yazılarımı yazıyor ve kitaplar okuyordum. Deprem saat 03.02 de olmuştu. Ben 15 dakika kadar önce odadan ayrılmıştım. Kitaplığın masa tarafındaki bölümünün tepesindeki taç yerinden çıkmış ve düşerek masanın küçük bölümünü parçalamıştı. Yani eğer 15 dakika daha çalışıyor olsaydım. O ağır taç benim kafamı parçalayacaktı.
Bunu şunun için anlatıyorum. Yerden tavana kadar yapılmış ve hayli kullanışlı ve güzel olan kitaplığın bu bölümündeki tacın vidası takılmamış ve o sarsıntıda yerinden çıkıp bir kızak gibi kayarak masayı parçalamıştı.
Diyeceğim o dur ki; evlerimizdeki böyle hareketli eşyaları deprem tehlikesine karşı kontrol edelim. Sabitlenecekleri sabitleyelim. Bir şey olmaz, idare eder demeyelim.
Bazı evlerde gardıropların devrilerek insanların altında kaldıklarını duyduk, öğrendik. Buna karşı da ukalalık demezseniz küçük bir önerim var. Bu belki bir ton ağırlığındaki kütüphanenin tümüyle devrilmesi de söz konusu olabilirdi ama edindiğim küçük fizik bilgilerimi değerlendirerek kendimce bir önlem almıştım. Sanırım bu önlem başarılı da oldu. Gardırop ve benzeri dikdörtgen şeklindeki eşyaların devrilme olasılığı bulunan tabanına küçük bir pabuç taktırmak, çakmak. Bu o eşyanın taban yüzeyini artırarak pramidal yapılarda olduğu gibi devrilmesini önleyecektir.

Yukarıda TÜPRAŞ rafinerisinden söz ettim. İhsan Ketin hocamızı anımsadım. Depremin artçı sarsıntıları devam ederken rafineride yangın çıktığı haberi geldi. Eşime döndüm ve galiba filmin sonuna geliyoruz dedim. Yangın şans eseri söndürülebildi. Ya söndürülemeseydi… Düşünmek bile istemeyiz.
Sonuç olarak şunu söylemek isterim. Fay üzerine böyle binalar hele de stratejik önemi olan ve bir kaza anında büyük tehlike yaratacak olan şeyler yapmayın diyen hocalarımızın sözlerine kulağımızı açalım. Bize görünmez güçler yardım eder, bize bir şey olmaz, böyle de idare eder gibi akıl dışı şeylerle oyalanmayalım. Depreme ve başka doğal afetlere karşı bilimin gösterdiği yolda yürüyelim, bilimin sözünden dışarı çıkmayalım.

Aradan yıllar geçti birçok şey unutuldu. Toplumun belleğinde “ha evet biz o filmi görmüştük” şekline bir not yerleşmiş olsa da genel olarak eski alışkanlıklarımız sanki öyle bir şey hiç yaşanmamış gibi devam etti.

1999 depreminin üzerinden 7 yıl geçmişti. Bir gezi nedeniyle Japonya’ya gitmiştik. Gezi boyunca gideceğimiz, göreceğimiz yerler bu tur firması (FEST Travel)  aracılığı ile daha önceden planlanmış oluyordu. O akşam Kyoto’da birkaç arkadaş sokaklarda dolaşıyoruz. Karnımız acıktı, bir lokantaya girmek ve buranın yerel lezzetlerini tatmak için hepimiz can atıyoruz. Ancak hiç Japonca bilmiyoruz ve gördüğümüz yerlerin lokanta veya başka bir işyeri olup olmadığını bile anlamıyoruz. Resim gibi yazılara bakıp içimizden bir şeyler uydurmaya çalışıyoruz. Eşime şurası lokantaya benziyor, gel buraya girelim dedim. Önümüzde de birileri yürüyordu. Bir hanım aniden durdu, geriye döndü ve anlaşılır bir Türkçe ile “siz Türk, Türkçe konuşuyorsunuz” dedi. Biz durakaldık, kekeleyerek evet dedik. Yine aynı nezaket içinde ve yumuşak bir sesle iyi akşamlar dedi. Biz sanki bir düş görüyormuş gibi kızın yüzüne boş boş bakmaya başladık. Ben duydum, siz bir restoran arıyorsunuz dedi. Evet dedik, yıllar geçip de bir tanıdığınıza rastlayınca nasıl sevinirseniz öyle sevindik. Dil bilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu o anda anladık. Japonlar içinde yabancı dil bilen sayısı da çok azdı.

Eşim biraz kendisini topladı ve siz de Türkçe konuşuyorsunuz, Türkçe konuşmayı nerede öğrendiniz diye sordu. Hanım biraz sıkılır gibi oldu, bakışlarıyla sanki uzaklara daldı. Sonra ben, dedi, 1999 depreminde Yalova’da göçük altında kaldım, o günü hiç unutamadım dedi.

Bizler unuttuk ama Japon kız unutamamıştı. Japon kız bize o depremde yaşadıklarını anlattı. İnsanlarınız depreme hazırlıksızdılar ama deprem anında ve sonrasında çok telaşlılardı, panik içindeydiler. Daha sakin olabilirlerdi. 

Ne yazık ki; şimdi adını unuttum, notlarım arasında da bulamadım. Ondan söz ederken hep “hanım” diyorum. Evet, o hanım bize 1995 yılında Kobe’ de yaşadıkları büyük depremi anlattı. İnsanların ne yapması gerektiğine ilişkin örnekler verdi. 

O akşam dereden tepeden birçok şey konuşuldu, örneğin; bu Japon hanım benim bir anısı olsun diye yıllar önce 45’ lik bir plağını alıp dinlediğim Japon şarkıcı Chiyo Okumura’ nın aynı şarkılarının bu kez CD’ sini almama yardımcı oldu. 

Ondan Japon kültürüne ilişkin çok şey öğrendim, öğrendik.  Japonların çok sevilen bir turşuları varmış, Türkiye’de iken bir kitapta okumuş, öğrenmiştim. Ume (umeboshi) bir erik turşusu, Japonların ulusal içkileri olan sake yanında severek ve çokça tüketiliyormuş. Nasıl bir şey diye merak ediyordum.

Hazır Türkçe bilen bir Japon bulmuşken ve konu kültürden ve depremden açılmışken bir sözcük, bir kavram daha fazla öğrenmek istiyordum. 

Hanım yine sıkıla sıkıla ama dedi, şimdi mevsimi değil. Devam etti, ben bir turşucuda çalışıyorum. Rastlantının bu kadarı nefesimi durdurdu diyebilirim. 

Gülümseyip geçtik, başka konulara daldık. Lokantada yediğimiz yemek alışkın olduğumuz lezzetlerin dışında olduğu için güzeldi ya da değildi diyemeyeceğim ama sohbet tam bir şölendi. 

Yemek sonrasında kendi payına düşen yemek ücretini ödemek istedi. Elbette böyle bir şeyin söz konusu olamayacağını anlattık. Bu arada bizim hangi otelde olduğumuzu sordu söyledik. Daha sonra da birbirimize iyi geceler dileyip vedalaştık.  

Ertesi günü sabah bu hanım bizim otelden ayrılışımız sırasında bizi karşılamaya geldi. Elinde koca bir turşu kavanozu ve kocaman bir kutu, içinde de bizim öküzgözü diye tanımladığımız iri, kara salkım salkım üzümler.

Hayat ne güzel ve ne çok rastlantılarla dolu… Dilini, dişini bilmediğimiz bir ülkede deprem bizleri bir rastlantı ile buluşturuyor. 

Kaç yıl sonra o hanımın sözlerini anımsıyorum. Depremde sizin insanlarınız çok telaşlıydı…

Sorun ne kadar büyük olursa olsun sorunun üstesinden gelmek, gelebilmek için en çok gereksinimimiz olan şey gerçekten de sakin olmak sorunun nedenlerini ve çıkış yollarını sükûnet içinde düşünmek.

01.04.2024

Ali Can Polat

Yorumlar

bdurmus

3.04.2024 14:11:31

Değerli anılarınız beğenerek okudum. İki şeyi merak ettim: 1) "binanın duvarlarında tuğlalar arasındaki harçları kaldırıp yeniden harç dolgusu yaptıracağımızı, " Bundan kastınız nedir? Tüm tuğlaların yerlerinden kaldırılıp yeniden harç ile örmek değil yaptığınız zannederim. Öyle olsa binanın tümüyle sökülmesi gerekirdi ki bunu mutlaka yazardınız. 2) Japon hanımın Yalova'da 1999 yılında yaşadığı deprem anısını. Hala hafızanızda ise ve paylaşırsanız memnun olurum. Selamlarımla

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!