Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

MERKANTİLİZM

Merkantilizm (Le mercantalisme) sözcüğün anlamını Larousse de Poche Fransızca olarak şu şekilde açıklıyor. Le mercantilisme: Esprit commercial étroit et âpre au gain. Bu açıklamayı dilimize, merkantilizm: Dar görüşlü, açgözlü, kâr hırslısı ticari zihniyet olarak çevirebiliriz. Aynı Fransızlar XIV. Lui döneminde Maliye bakanı Jean Baptiste Colbert’tin adını da kullanarak “Colbertizm” i / Merkantilizmi resmi ekonomi politikası yapmıştır. Ne ilginçtir ki merkantilizme karşı en ateşli savaşı da yine Fransız burjuvaları 1789’ larda vermişlerdir. Avusturya ve Almanya ise hazine odası anlamındaki "Kammer" sözcüğünü esas alarak merkantilizmi, Kammeralizm olarak adlandırmışlardır. İspanyollar ise bu konuda en gerçekçi olan bir halktır. Bullion/ külçe sözcüğünden türettikleri “Bulyonizm”/ Külçecilik (Bullionism)  adını kullanmışlar. Niçin “en” gerçekçi olduklarını aşağıda açıklarız.

Merkantilizm 16. yüzyılda Batı Avrupa'da doğmuş bir ekonomi kuramıdır. Terimin karşılığına Türkçe “Ticaretcilik” denebilir. Merkantilizm güçlü bir ekonomi için dışsatımı en üst düzeye çıkarmayı ve dışalımı da en aza indirmeyi tasarlayan bir ekonomi politikasıdır. Onlara göre, toplumun gelişmişliği, anaparanın çokluğu ile doğru orantılıdır. Küresel ticaretin toplam büyüklüğü hep aynıdır, değişmez. Ve yine onlara göre, ekonomik varsıllık bir devletin elinde tuttuğu, altın, gümüş miktarı veya diğer ticari değerlerle ölçülür. Yani cebinde, kasanda ne kadar çok altının varsa o kadar çok varsılsınız, güçlüsünüz demektir.

Merkantilizm kuramı Feodal Orta Çağ sonlarında, henüz Sanayi Devriminin başlamadığı bir ara dönemde ortaya çıkmıştır. Kabaca 1500-1800 tarihleri arasında gözde bir kuram olabilmiştir. Avrupa’ya özgüdür, orada doğmuştur, gelişmiştir ve orada da sona ermiştir. Bu sistemde ekonominin en önemli alanı, sektörü ticarettir.

Sözcüğün etimolojisine inip köklerini araştırdığımızda Latince mercari, yani satmak eylemi ile karşılaşıyoruz. Yine bu dilde alınıp satılan şeye de yani mal veya metaya da merc/ eşya, merx/mal dendiğini görüyoruz. Bu alım satımın yapıldığı yere de mercatus adı veriliyor. Yunanca da alışverişlerin yapıldığı yerin adı αγορά /agorá ‘dır. Pazarcı karşılığı olan sözcük Latincede mercator’dur. İspanyol ve Portekizliler pazar yerine mercado sözcüğünü kullanıyorlar. Latin Amerika’da Banco di Mercado adıyla kurulmuş ve hala çalışmalarını sürdüren bankalar bulunmaktadır. Arjantin’de, Buenos Aires sebze halinin kapısında büyük harflerle mercado sözcüklerini okuyabiliriz. Fransızlar çok kez marchée sözünü kullanıyorlar. Örneğin bon marché/ ucuzluk pazarı gibi… Sözcük İngilizceye market olarak geçmiş, daha sonra da onlar bundan marketing/ pazarlama sözcüğünü türetmişlerdir. Süpermarket de dilimize İngilizceden konuk olmuştur. Ama her nasılsa AVM onun önüne geçmeyi başardı.
Söz sözü çağrıştırıyor daha fazla dallandırmayalım ama teşekkür etme anlamında kullanılan Fransızca (Dieu Merci ) nin kısaltılmışı olan merci /teşekkür sözünün kaynağının da Latince merces, merced/ rahmet, bereket sözcükleri olduğunu not edelim.  

Artık bu bilgilerden mercantile adj./sıfatına gelebiliriz. Fransızca mercantile sözcüğü, commercial/ ticaret. Qui a la passion du gain/kazanma tutkusu, kazanma hırsı olan kişi anlamına gelmektedir. İnsan bunları yazıp okurken Fransızların bu ticaret işine kafayı fazla taktıklarını düşünüyor. Bir yandan liberalizm diye ortaya çıkacaksın öte yandan ticarette kazanmayı tutku olarak niteleyeceksin! Hayli ilginç. İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü’ nde böyle militan bir tanımlama ile karşılaşmıyoruz. Merkantil sözcüğünü böylece açıkladıktan sonra merkantilizmi de bu tutkunun kuramsallaştırılmış şekli diye tanımlayabiliriz.

Şimdi biraz gerilere gidelim. 711 yılında, Kuzey Afrika’dan Cebel i Tarık’a gelen ve geldikleri gemileri de yakan Tarık Bin Ziyad komutasındaki 7000 kişilik askeri bir güç İslam adına fetihlere girişmiş ve yalnızca 7 yıl içinde koca yarımadanın çok büyük bir bölümünü ele geçirmişlerdir.  Sonra bu yerlerde adı Endülüs olarak tarihe yazılan bir uygarlık kurmuşlardır. Katolik İspanyollar bunu içlerine sindirememişler ve fırsatını buldukları her an İslam dünyası ile savaşlara girişmişlerdir. Ne var ki; ardı ardına gelen Haçlı Seferleri ekonomiyi daha da zora sokuyordu. Gel zaman git zaman bu ölümüne kavgada Hispanikler Araplara üstün gelmeye başladılar. Valencia, Sevilla, Cordoba derken 1492 yılında da Granada İspanyollara geçti. Kastilya kraliçesi İsabel ile Aragon kralı Fernando 7 yılda kaybettikleri topraklarına 7 asır sonra kavuşuyorlardı.

Kutsal savaş devam ediyordu 1492 yılında Müslümanlardan sonra Yahudiler de hışma uğradılar. Hepsi ülke dışına sürüldüler.

Osman bey ile başlayan küçük Türk devleti 1453 yılında İstanbul’un fethi ve Bizans’ın yıkılışı ile kocaman bir imparatorluk haline gelmişti. Akdeniz adeta bir Osmanlı gölü olmaya başlamıştı. Böyle olunca Hindistan ile Avrupa arasındaki İpekyolu/Baharat yolu kontrolden çıkıyor, devletin gelirleri azaldıkça azalıyordu.
Müslümanlarla yapılan dolaylı savaşlar da devlet hazinesini iyice boşaltmıştı.  Müslümanların ve ardından Yahudilerin ülkeden ayrılışları ticari ve manifakturel yaşamı zora sokmuştu. Topraklar bile işlenemiyordu. Halk yoksuldu. Feodal beyler halka aman vermiyorlardı. Bütün bunlara karşın devlet çözümü haç ve kılıç bileşkesinde arıyordu. 

İşte böyle bir ortamda Kristof Kolomb (1451-1506)  adında İtalyan, Cenovalı bir denizci Kastilya kraliçesi I. İsabel’in karşısına çıkıyor. Kolomb, kendi kendini eğitmiş, tarih, coğrafya ve astronomi konularında çok önemli bilgiler edinmiş bir denizci kaptandır. Baharat ticaretinin kazançlı olacağını düşünerek sürekli batıya gidip Doğu Hint Adaları'na ulaşılabileceğini öngörmüş ve bunun için bir yol planı hazırlamıştır. Kraliçe kendisine sunulan bu öneriyi kabul ediyor ve elinde avucunda kalanlarla Kolomb’a finansör oluyor. Söylendiğine göre Medici’ lerden de bir miktar borç alıyor. Kolomb ilki 1492 tarihinde olmak üzere batıya dört önemli sefer yapıyor. Antillerde karşılaştığı coğrafyanın güzelliği ve el değmemişliği ağzını açık bırakıyor. Emrinde bulunan tayfa cennete geldik diye bağırıyorlardı. Yerli halkın saflığı ve temizliği, bu zenginlikler konusunda kendisinin ve adamlarının iştihalarını kabartıyordu. Daha fazla ayrıntıya gerek yok ama şu iki adı akılda tutmak gerekiyor.
Meksika’da Azteklerin, Mayaların soyuna kibrit suyu döken Hernán Cortés (1485-1547) ve yine Peru, Bolivya halklarını, İnka uygarlığını yok eden Francisco Pizarro (1471- 1541)

Konumuz merkantilizm olunca diğer konuları bir yana itip şimdi hızlıca Bolivya’nın Potosi kasabasına gidelim.
Hernán Cortés 1519 yılında Aztek hükümdarı Montezuma’ nın dillere destan olan hazinesinin üzerine oturdu.
Bundan 15 yıl sonra da Francisco Pizarro Inka kralı Atahualpa’yı boğdurmadan önce fidye olarak eline geçirdiği ama sözünü tutmadığı koca bir oda dolusu altın ile bunun iki katı büyüklükte gümüşü yağmalayıp Sevilla’ya göndermişti. Bu zenginlikler İspanyol asilzadelerinin gözlerini kamaştırıyor, hırslarını tutuşturuyordu. Atahualpa’nın yağmalanan hazinesinin büyüklüğü için fidye olarak alınan yalnızca gümüş ve altının ağırlığını söylemek yeterlidir. Sıkı duralım, o tarihte 5 bin ton saf gümüş ve 1.326.000 “çil” altın.

Meksika’da ve And Dağlarında çok büyük altın ve gümüş yatakları vardı.
Bir rastlantı sonucu Potosi denen küçük bir kasabada gümüş madeni bulunduğu öğrenildi.
Potosi o tarihlerde birkaç bin nüfuslu küçük bir yerleşim yeriydi. Gümüşe hücum nüfusu bir anda inanılması zor sayılara yükseltti. Yerli halk bu madenlerde zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyorlardı. Yerli halk yetmeyince Afrika’dan on binlerce köle getirildi. Kırbaçlar altında ilkel yollarla gümüş madeni, taşların ve toprağın arasından ayrıştırılıyor, eleklerden geçiriliyor, yıkanıyor ve İspanyaya gönderilmek üzere eritilip külçeler haline getiriliyordu. 

Yerli halk ve Afrika’dan köle olarak getirilenler aç, çaresiz ve yaşamak için her şeye muhtaçtı. Çok zor koşullarda çalışıyorlardı. Bir yandan sağlıksız iş ve yaşama koşulları ayrıca Avrupalıların bulaştırdığı çiçek ve başkaca, o güne kadar bilmedikleri hastalıklar çok erken yaşta ölümlerine neden oluyordu. İş kazaları ve meslek hastalıkları da ayrı bir dertti. Tüm bu koşullara karşın yerliler ve Afrika’dan getirilen köleler insandan sayılmıyorlardı. Hiçbir özgürlükleri yoktu. Onlar eşyadan farksızdılar, alınıp satılıyorlardı. Kurtuluşu ölümde ve kendilerini yahut çocuklarını öldürmekte buluyorlardı.

Latin Amerikalı yazar Eduardo Galeano’nın “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” adlı muhteşem eserinde ve diğer eserlerinde belirttiği gibi İspanyollar altına ve gümüşe aç domuzlar gibi saldırıyorlardı.
Potosi büyüdükçe büyüyordu. İspanya’nın değişik yerlerinden ve daha sonra Avrupa’nın diğer yerlerinden gelen ve gözleri altın ve gümüşten başka bir şey görmeyen açgözlüler kazançlarını nasıl değerlendireceklerini bilemiyorlardı. Barok ve rokoko tarzı katedraller, manastırlar, kendileri için malikâneler, saraylar…
Yine Galeano’nun anlatımına göre Büyük İskender’in Pers hazinelerini Helen dünyasına kazandırdıkları ile karşılaştırılamayacak büyüklükte zenginlikler. ( Bkn : BNGV-Kavram Mutfağı, Parsayı Toplamak adlı yazı)

Potosi deniz yüzeyinden 4090 metre yüksekte bir yerleşim yeri. Gümüş kokusunu alan İspanyollar1545 yılında buraya akın edip bir kent kuruyorlar. Başlangıçta küçücük bir kasaba olan Potosi’ nin 1650’li yıllara gelince nüfusu 160 bini aşıyor. O yıllarda Sevilla, Roma, Paris ve Londra’nın nüfusundan daha kalabalık. Henüz New York adında bir kent henüz yok. İstanbul’un o tarihlerdeki nüfusu 100 binin altında.
Sudan ucuz insan emeği ve küçük bir maliyetle çıkarılan gümüşün getirdiği zenginlik kentte yaşamı tümüyle değiştirmiştir. Avrupa’ya gönderilen gümüş akıllara durgunluk verecek bir sefahat olarak Potosi’ye geri dönüyordu. Dönemin sanat anlayışına uygun tarzda yapılan katedral ve manastırlar bir yanda askeri birliklerin kalacağı ve çalışacağı garnizonlar bir bakıma görkem ve şatafatın, debdebenin göstergeleri gibiydiler. Kentte eğlence hayatı sınır tanımıyordu. Varsıl düğünleri günlerce sürüyor ve konuklar lüks içinde yaşatılıyordu. Zenginler tüketim çılgınlığında birbirleriyle kıyasıya bir yarış içindeydiler.

Gümüş külçeler halinde İspanyaya gönderiliyor orada da Potosi’ ye benzer ve hatta ondan daha da çok lüks saray ve şatoların yapımına harcanıyordu. Ülkede tarım ve hayvancılık geriliyordu. Toprak sahiplerinin ve gümüş varsıllarının gereksinim duydukları her türlü sanayi ürünü Avrupa’nın diğer ülkelerinden getiriliyordu. Venedik’ten Murano kristalleri, Bavyera’dan porselenler, Belçika’dan ince oya işleri, Çarlık Rusya’sından kürkler, Hollanda’dan peynir ve daha birçok şeyler, hepsi gümüş ile takas ediliyordu. Hatta bir keresinde bir zengin ben kölelerime bile kürk giydiriyorum diye övünür olmuş, Rus Çarlığını küçümsemiştir. 

İspanya yeni kıta Amerika’dan talan ettiği gümüşü İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelere hovardaca dağıtmış, inşaat üzerine inşaat yaptırmış ama o ülkeler bu nakit sermayeyi sanayi için, bilim ve teknoloji için kullanmış ve yeni bir çağı başlatmışlardır.

Yine Eduardo Galeano’nun deyimiyle İspanya inekti ama sütünü başkaları sağıyordu. Evet, bu gerçeğe karşın İspanyollar kendilerini boğa gibi güçlü sanıyorlardı. Boğalarla arenalarda güreş yapıyorlardı. Deyim yerindeyse merkantilist bir anlayışla sahip oldukları değerli madenlere karşın çağın ilerleyişine ayak uyduramayıp yoksullaşıyorlardı.

Adeta,  İspanyolları Inka soyunun, Atahualpa’nın ahı tutmuştu. İspanyollara merkantilist anlayış yarar yerine zarar getirmişti. Endülüs Uygarlığının sağladığı bilimsel, kültürel birikimi değerlendirmek ve ileriye götürmek yerine yabancılarla kavga ederek, onları kovarak, altın ve gümüş gibi değerli madenleri değerlendiremeyip taşa toprağa gömerek sanayileşme devrimini ıskalamışlardır.  

Gelelim güzelim ülkemize, Türkiye’mize; ülkemiz yerüstü zenginlikleri kadar yeraltı zenginliklerine de sahip bir coğrafyada bulunuyor. Flora ve fauna yönünden en zengin ülkeler arasında yer alıyoruz. Potosi kadar gümüşümüz, Güney Afrika Cumhuriyeti kadar elmas ve altınımız yok ama kendimize yetecek kadar başkaca zenginliklerimiz bulunmaktadır. Sorun bu kaynakları en akılcı, en verimli ve doğanın dokusunu en az bozacak şekilde işletebilmektir. Sorun bu kaynakları yerli ve yabancı yatırımcıların talan etmesine engel olabilmektir. Bu kaynaklardan elde edilecek varsıllığın toplum yararına, toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için bilim ve teknolojinin gösterdiği yollarda kullanabilmektir.

Ülkemizde madenlerin ekonomik düzeyde büyük çaplarda işletilebilmesi için ilk yasal düzenlemeler 1850’li yıllardan sonra başlamıştır. O yıllardan başlayarak yabancı sermayeye gereksinim duyulmuş ve işletme hakları yabancılara verilmiştir. İlk işletmeler Zonguldak bölgemizde kömür çıkarılması için Havza-i Fahmiye adıyla kurulmuş ve Fransızlara bırakılmıştır. Cumhuriyetle birlikte madenlerimiz kamu işletmeleri aracılığı ile çalıştırılmıştır. 24 Ocak kararları ve devamında küreselci, neoliberal politikalar uygulamaya konulmuş ve özelleştirme furyası başlatılmıştır. Özellikle 2000’li yıllarda madenlerimiz çoğunlukla yabancı ortaklıklara bırakılmıştır.

Kaz Dağlarında, Artvin’de ve son olarak da Erzincan İliç’te altın madeni işletmeciliği Kanada-ABD ortaklığı aracılığı ile yapılmaya başlanmıştır. Bilindiği gibi İliç’te yaşanan Maden Faciasında dokuz işçimizi milyonlarca tonluk toprak ve işletme atıklarının kayması sonucunda yitirdik. Bu yazının yazıldığı tarihe göre bir aydan uzun bir süre geçmesine karşın bu dokuz işçi bulunamadığı gibi toprak ve atik yığını altından cesetlerine dahi ulaşılamamıştır.

Bilindiği gibi her firma ortaya koyduğu anaparanın o ekonomik faaliyet sonrasında büyümesini, kâr etmeyi düşünür. Yabancı firmalar için kârdan başka düşünmelerini gerektiren hiçbir şey yoktur. Onlar çalıştırdıkları işçiye en düşük ücreti vermeyi ve en az maliyetle ürünü elde etmeyi amaçlarlar. Doğanın bozulması, toprağın, suyun ve havanın kirlenmesi umurlarında değildir. Dokuz işçinin ölümü onlar için bir sayıdan, istatistiki bir rakamdan ibaret olup düşündükleri şey şirket kasasından çıkacak tazminat miktarıyla sınırlıdır.

Kanadalı firma ile ülkemiz arasında yapılan sözleşmeye baktığımızda çıkarılacak madenden Türkiye’ye bırakılacak pay 1/5 dolayındadır. Üretimin tutarı yabancı şirketin bildirimine dayanmaktadır. Daha açık bir söyleşiyle bu firma çıkarılan altın madeninin miktarını 100 kg. dese veya 1000 kg. dese bizim bunu denetleme olanağımız bulunmamaktadır. Yani bize sadaka verir gibi ne verirlerse teşekkür edip kabul etmek düşüyor. İspanyolların Potosi’de yaptıkları ile Kanada firmasının İliç’te yaptıkları arasında bir fark bulunmamaktadır.

Yabancı firma basına yansıyan haberlerden anlaşıldığı gibi bu işi en ilkel ve en vahşi yöntemlere göre yapmaktadır. Eskiden olduğu gibi dağları kırıp dökerek ve un edip elekten geçirerek altın aranmamaktadır. Altın için siyanür adıyla bilinen kimyasal bir madde, en tehlikeli zehirlerden biri kullanılmaktadır. Devasa havuzlarda kullanılan siyanür havayı da toprağı da suyu da kirletmekte, zehirlemektedir. Ne var ki; bu firmanın ülkesi olan Kanada’da bu işlemler ülkemizde olduğu gibi açık alanlarda değil kapalı alanlarda yapılmakta. Kullanılan su arıtılarak yeniden ve yeniden kullanılmaktadır. Bizim ülkemizde ise Potosi’ ye benzer şekilde bunların hiç birine dikkat edilmemektedir.

Tüm bu acı gerçeklere karşın Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı İstanbul Müftülüğü kentteki tüm camilerde okutulmak üzere hazırladığı Cuma Hutbesinde iş cinayetlerini önlemek için alınacak tedbirlerde ölçülü olunması gerektiğini ve  “Bu husustaki aşırılık Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür.” İfadelerini kullanabiliyor. (Diken-25.12.2014)

Din işleri ile görevli bir devlet kurumundan yapılan bu talihsiz açıklamalara, bu zehirli cümlelere karşı insan söyleyecek söz bulamıyor.

İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yitirilen canlar, ortaya çıkan hastalıklar bunlar için yapılacak harcamalar Türkiye’nin hesabına yazılmaktadır. Bozulan doğa, zehirlenen topraklardaki verim kaybı Türkiye’nin hesabına yazılmaktadır. 


Bu kayıpları alt alta yazıp toplayınca bir atasözümüz kulağımızda çınlamaktadır.
“Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değiyor” mu? Toprağımızdan birileri altınımızı çıkarıp götürecekler bize de insaf edip küçük bir pay verecekler. İnsanlarımız ölecek, hastalanacak, sakat kalacaklar, toprağımız, sularımız zehirlenecek, ot bitmeyecek, kuş ötmeyecek, gölümüzde deremizde balık yüzmeyecek.
Bize verilecek 1/5 – penci yek’ i biz nerede kullanacağız? Bu da ayrı bir sorun.
Yaşadığımız örnekler bize bu kaynakların şatafata, gösterişe kullanıldığını, önemli bir kaynağın israf edildiğini göstermektedir.

Şöyle de düşünmek olasıdır ve çok daha akılcıdır. O altın kalsın dağların içlerinde onun yerine yerin üstünde tarım yapalım, hayvancılık yapalım. Sadaka olarak bize reva görülen altından daha çok kazanabiliriz. Çocuklarımıza siyanürlü bir doğa yerine cennet gibi bir ülke bırakabiliriz.

Öncelikle bir kapitülasyon niteliğine bürünen Madencilik Yasamızı gözden geçirip madenleri ve madenciliği kamulaştırmalıyız. Ülkemizin, ülkemiz sanayisinin gereksinim duyduğu madenleri devlet kuruluşları aracılığı ile ve doğayı en az bozacak yöntemlerle işletmeliyiz.
Madenlerimizi kamu bütçe açıklarını kapatacak bir dışsatım veya itibari/kaydî para değeri olarak görme alışkanlığından artık kurtulmalıyız.
Altın ve diğer değerli madenlerin tek başlarına ülkelere refah ve mutluluk getirmediğini İspanyol merkantilizminin uğradığı hüsranla görmüş, anlamış olmamız gerekmektedir. Ülkenin esasen kıt olan kaynaklarını betona gömerek ve bunun için ülkenin zenginliklerini, madenlerini yabancı firmalara peşkeş çekerek kalkınmak sevdasından artık vazgeçmeliyiz.
 

Altına olan gereksinimimizi en aza indirelim. Bir örnek vermek gerekir ise parmaklarımıza taktığımız alyanslarımızı altından değil başka bir şeyden yapabiliriz. TEMA Vakfı onursal başkanı Hayrettin Karaca’nın bir tek alyans yapımında kullanılan altının yeraltından çıkarılması için gereken su miktarı koca bir tarlayı sulamaya yetecek miktardadır. Ayrıca altın için doğaya bırakılan siyanür zehri de işin cabası…

Tasarruf aracı olarak altın elbette çok önemlidir. Özel ve tüzel kişiler, devletler, devletlerin merkez bankaları neden ellerinde altın veya benzeri değerli madenleri tutarlar? Bu sorunun en güzel yanıtı bir atasözümüzde açıklanmıştır. “Ak Akçe Kara Gün İçindir”.

Muhanat’a /Muhannete muhtaç olmamak ve gelecekte güven içinde yaşayabilmek için insanlar ürettiklerinden bir kısmını yarın için ayırırlar, tasarruf ederler. Koşulların iyi gitmediği dönemlerde veya umulmadık, beklenmedik doğal ya da toplumsal olayların meydana gelmesi halinde kullanılmak üzere altın ve benzeri değerli şeyler elde tutulur. Ölümlük dirimlik, kefen parası, çeyizlik takılar ve benzerlerinin hepsinin amaçları aynıdır. Altın doğrudan tedavül eden veya kolayca paraya çevrilebilen bir madendir. Bu yönüyle cebinizde, kasanızda ne kadar çok paranız varsa o denli varsıl, güçlü sayılırsınız. Çünkü para her tür kapıyı açar. Atalarımız “parama geçer destim” şeklindeki deyimi böyle durumlar için söyleyip geliştirmişlerdir.
Kişiler ve toplumlar doğrudan paraya olan gereksinimi aza indirmek için sigorta sistemi geliştirmişlerdir. Sosyal sigorta sistemleri ve tamamlayıcı niteliklerdeki özel sigortaların hepsi yarın için altın ve benzerlerinin elde tutma gereksinimini karşılarlar.  Assurance/ Reassurance sistemleri de aynı şekilde risklerin peşin primlendirilmesi anlamına gelmektedir. Toplumda sigorta sistemi ne kadar gelişkin olursa o toplumun altına gereksinimi o kadar azalır. Toplumun bireyleri de sağlık ve eğitim gereksinimleri devlet veya toplumun diğer kurumları tarafından karşılanmış olsa daha az tasarruf etmek gereksinimi duyacaklardır. Dolayısı ile bir tasarruf aracı olarak altına olan istem/ talep azalacaktır. Altına olan istem azalınca alın çıkarılması da azalacaktır.
Merkantilizmin sigorta sistemlerinin gelişmesine paralel olarak önemini yitirmesi bir rastlantı değildir. Kapitalizm, geliştikçe başta anapara olmak üzere tüm varlıklarının olası risklerden korunması için sigortaların doğmasını ve gelişmesini sağlamış bu da merkantilist ekonominin sonunu getirmiştir.

Bilindiği gibi ulusal merkez bankaları altın vb. rezervlerini göz önünde tutarak kendi ulusal paralarını basıp tedavüle sokmaktadırlar. Ne var ki;  II. Dünya Savaşı sonrasında ABD 1944 yılında baskıyla dolara indeksli Bretton Woods düzenini diğer uluslara dayatmıştır. Böylelikle tüm dünyada bir dolarizasyon dönemi başlamıştır. Bu sistem denetimden de uzaktır. ABD dışındaki ülkeler de bu dolar baskısı ile ellerinde gerektiğinden fazla altın stok etmek gereksinimi duymaktadırlar. Ancak günümüz dünyasında dolara karşı dış ticarette karşılıklı ulusal paraların kullanılmasını öngören ve başını Çin, Rusya, Hindistan, G. Afrika Cumhuriyeti ve Brezilya gibi ülkelerin çektiği BIRCS para sistemi de kurulmuştur. Bu sistem uluslararası ticarette ABD dışındaki ülkelerin dolara olan bağımlılığını azaltacak ulusal paralar alınıp verilecek ve altına olan istem bir ölçüde gerileyecektir. Ulusal paraların karşılıklı kabul edilmesiyle ticarette altın alınıp verilmesi de bir ölçüde gerilemiş olacaktır.

Altın hiç kuşkusuz diğer metaller arasında birçok üstün özelliğe sahiptir. Ve ne yazık ki doğada kıt olarak bulunmaktadır. Kıt kaynaklardan madenin çıkarılması da hayli zahmetli olmaktadır. Üstün nitelikleri nedeniyle birçok alanda kullanıldığı gibi birçok kültürde süs eşyası olma özelliği de bulunmaktadır.

Altın değişim aracı olmanın ötesinde reel ekonominin de kimi sektörleri için aranan bir madendir. Bilim ve teknolojinin gelişmesi bu madenin yerine geçecek seçenekleri er ya da geç ortaya çıkartacaktır. Elbette antik dünyada olduğu gibi simyacılık ile değil. Altının kullanıldığı yerlerde başka metaller kullanılarak.  Altına olan istemin arkasında sosyokültürel değer yargılarının, geleneklerin de önemli olduğunu, bunların da değişmesinin olasılığını gözden uzak tutmamalıyız. Bu konularda maden ruhsatları dağıtmak yerine altının yerine geçecek seçeneklerin geliştirilmesi üzerine AR-GE çalışmalarına kaynak yaratmalıyız. 

İnsanlığın ve doğanın kurtuluşu için altına olan bağımlılığın azaltılması gerekmektedir.

17.03.2024

Ali Can Polat

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!