Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

Başparmaklarımız

Eller, ayaklar, el ve ayak parmakları ve de başparmaklarımız. Bu yazı aslında yeni bir şeylerin, bilimsel bir keşfin ilanı değil. Bu yazı bildiklerimizin anımsanması ve sahibi olduğumuz bu eşsiz hazinemizin öneminin vurgulaması ayrıca bu konuya ilişkin kavramların tarih öncesinden günümüze gelene kadar süregelen heyecan dolu serüveninden küçük kesitler verilmesi amacıyla yazılmıştır.

Başparmak, (bitişik yazılır) el ve ayağın en başta bulunan en kalın parmağının adıdır. Başparmak, Fransızca pouce, İngilizce thumb, great toe, (parmak, finger), Almanca daúmen (finger der hand) sözcükleri ile ifade edilmektedir. Latincede başparmak için pollex, pollice sözcükleri bulunmaktadır. Pollex sözcüğü ile daha çok anatomi konuları konuşulurken iskelet yapısını anlatmak için parmak yerine kullandığımız falanks/ phalengae sözcüğü ile karşılaştırmak yararlı olacaktır. Antik Yunancada parmak karşılığı kullanılan sözcük Δάχτυλο /dáchtylo’dur. Latincede genel olarak parmak sözünün karşılığı olarak kullanılan sözcük de digitus sözcüğüdür. Digitus sayı sayma olarak değindiğimiz işlemde birinci sayıyı yani işaret parmağını ifade eder ama sözcük diğer parmaklar için de kullanılmaktadır.
İtalyancada parmak karşılığı kullanılan sözcük dito’dur. Parmak izi de impronta digitale olarak ifade edilmektedir. Parmak sayma Batı dillerinde son 50-60 yılın en çok kullanılan sözcüklerinden birine, digitustan evrilmiş digital sözcüğüne kaynaklık etmektedir. Bu kavramın karşılığı olarak dilimizde sayısal sözcüğü kullanılmaktadır.

El başparmağının yukarıya kalkık hali “bu iş oldu, tamam, başarıldı, bravo” anlamına gelen bir işaretleşme aracıdır. Ben bu işareti evrim sürecimizin bu aşaması başarı ile tamamlandı şeklinde kabul ediyorum.
Adli tıp bilimi açısından başparmağın iç kısmında bulunan parmak izlerinin önemi büyüktür. Parmak izlerimiz yalnızca bize özgüdür. Bizi başkalarından ayıran basit ama çok önemli bir özelliktir. Aynı şekilde kimlik bilgilerini belgeleme ve bir belgeyi onama açısından da diğer parmaklara göre başparmağın bir önceliği ve üstünlüğü bulunmaktadır. İmza ve mühür yerine başparmağın onanması gereken belgeye mürekkeplenip bastırılması bilinen bir gerçektir.

Parmak hesabı saymada bir sayısı işaret parmağına ve beş sayısı da başparmağa aittir. Bu çok basit gibi görünen şey yalnızca biz insan türüne aittir. Diğer primatlar ne yaparlarsa yapsınlar bu basit dediğimiz hareketi başaramazlar. Yani başparmaklarını diğer parmaklarının uçlarına dokunduramazlar.

Başparmakların öyküsü bununla sınırlı değil. Başparmak, oluşumu ve işlevleri açısından tüm insan antropolojisini ve sosyolojisini özetliyor dersek pek de yanlış olmaz.

Ayaklarımız gerçekten çok önemli ve her şeyin, insan varlığımızın başı ve başlangıcıdır. Atalarımız çok doğru bir düşünceyle “Sağlam Bir Kafa Sağlam Bir Bedende Bulunur” demişler. Bu söze şunu eklemek daha da anlamlı olacaktır: “Sağlıklı Bir Beden Sağlıklı Ayaklar Üzerinde Yükselir”. Yani gerek bedensel ve gerekse düşünsel açıdan yükselmek için ayaklarımıza gereklilik vardır.

Her bir ayağımızda 26 kemik ve 30 eklem bulunmaktadır. Yine her bir elimizde de 27 kemik vardır. El ve ayaklarımızın kemik ve eklem yapılarının insanı şaşırtan, çok karmaşık mimari bir evrim süreci bulunmaktadır. El ve ayak anatomisi birçok kübik yapılı küçük kemiklerden ve eklemlerden oluşur. Elbette iş iskelet yapısı ile bitmemektedir. Bu kemiklere bağlı kas ve tendonlar ile verilen komutları harekete çeviren hayranlık uyandıran bir sinir sistemi söz konusudur. Elbette bu yapıyı ayakta tutan ve besleyen bir de dolaşım sistemimiz bulunmaktadır.

Memeli ve kanatlıların birçoğunda ayaklar pati, pençe ya da toynak diye adlandırılır. Eller kuşlarda kanat olarak evrimleşmiştir. Sularda yaşayan canlılardan balıklarda ise bu görevleri yüzgeçler yaparlar.
Başparmağı bulunmayan hayvanların elleri, ön ayakları genellikle pati veya pençe olarak adlandırılır. Primatlar dışında koalaların da başparmakları vardır. Rakunların gelişmiş patileri olsa da bu sınıftakiler başparmaksız olarak adlandırılırlar. Hiçbir primat veya hiçbir hayvanın el ve ayakları insanınki kadar gelişmemiştir.


Önce ayaklarımızdan ve ayak başparmaklarımızdan başlayalım. Doğru sıralama da budur. Çünkü insan önce ayağa kalktı, dengesini sağladı ve yürüdü. Daha sonra ellerini geliştirdi, tutma, tutunma ve tuttuğuna şekil verme en sonunda da alet yapma eylemi böyle bir sırayla gelişti.

Hayvanlar âleminde insanı diğer hayvanlardan ayıran en önemli özelliklerden birinin haklı olarak dil olduğu söylenir. Gerçekten de insan, geçirdiği evrimin sonucunda konuşmayı başarabilen tek canlıdır. Gülme eylemini de bir işaretleşme dili olarak kabul edersek onu da bu mükemmel başarılarına eklememiz gerekmektedir. Bu evrimin aşamaları ve konuşma eyleminin nasıl olduğunu bu yazının konusunun dışında kalmaktadır. Bu konu ayrı bir araştırma ve inceleme gerektirmektedir. Ben birçok antropolog gibi konuşmadan önce insan evriminin başka aşamalardan geçtiğini düşünüyorum.  Bu aşamaların başında insanın iki ayağının üzerinde durması, (homo erectus) gelmektedir.

İnsan zor olanı başarmış ve bir şekilde iki ayağının üzerinde dikilebilmiştir.  Ancak iki ayağın üzerinde dikilmek, durmak yapılacak günlük işler için yeterli değildir. Hatta birçok tehlikeyi de beraberinde getirmektedir. İnsanın yerçekimi yasaları var olduğu sürece her hareket ettiğinde bozulan dengesinin yeniden sağlaması gerekmektedir. Bilindiği gibi bir nesnenin yere dokunan yüzeyinin genişliği ne kadar artarsa dengesi o denli durağan, yani kararlı olur. Bunun tersi olduğunda ise denge çok kırılgan olur. Bilindiği gibi dengesi en sağlam yapılar piramitler veya piramidal yapılardır. Dört veya daha çok ayaklı hayvanlarda yerin yüzeyine dokunan kısımlar daha geniş, daha büyük olduğu için ve ağırlık dört veya daha çok ayak üzerine dağıtıldığı için denge konusu bir sorun yaratmamaktadır. Örneğin bir tırtıl veya kırkayak için böyle bir sorun hiç yaşanmaz. Aynı şekilde bir dağ keçisi en yalçın kayalıkların üzerine rahatça çıkabilmektedir. Kedi, keçi veya benzeri canlıların yükseklere, yalçın tepelere çıkabilme özelliklerinin diğer bileşenlerini konuyu dağıtmamak için burada göz ardı ediyorum. Homo erectus/insan adayı iki ayağının üzerine dikilince eskiden olduğu gibi ağırlık dört noktaya dağılmayıp iki noktada toplanır olmuştur. Ayrıca insan anatomisi incelendiğinde ağırlık merkezinin belden yukarıda, göbek bölgesi veya yakınlarında olduğu görülmektedir. İki ayağının üzerinde duran insan bir adım attığında ağırlık merkezi öne doğru kaymaktadır. Yeniden dengenin kurulabilmesi için ayağının ya eski yerine gelmesi veya ikinci ayağın öndekinin yanına gelmesi gerekmektedir. Bu anlatıldığı kadar kolay bir iş te değildir. Ayaklarda yardımcı bir düzeneğe gereksinim vardır. Bu düzenek evrim süreci içinde, düşe kalka ayakların içten ilk parmaklarının uzaması ve güçlenmesi ile gerçekleşmiştir. İşte bu gelişimin adı ayak başparmaklarımızdır.

Ayak anatomisine biraz daha yakından bakınca bu kemikler: a) Tarsal kemikler (calcaneus/topuk kemiği, talus, navicular, cuboideum, ve 3 tane de cuneiforme) b) Metatarsal (tarak kemikleri 5 tanedir) c) Phalenges/Falanks kemikleri yani parmak kemikleridir. Bunlar proximal, middle ve distal olmak üzere üç bölümde 14 tanedirler. Ayak başparmağında middle phalanks kemiği yoktur.  Ayrıca sesamoid (susamsı) adıyla dengeyi sağlayan bir veya iki kemik daha bulunmaktadır.

Eklemlere (articulare) gelince a) tarsi transversa, b) tarsometatarsales ve c) metatarsophalangea olmak üzere 3 sınıfa ayrılmaktadır.
Yine a) mediale, b) laterale ve c) plantare diye sınıflandırılacak ligamentler/ tendonlar bulunmaktadır.

Dahası bunlar gibi bir de dolaşım ve sinir sisteminin karmaşık yapıları bulunmaktadır. Bu karmaşık yapının kusursuz işlemesiyle bizler dik durabilmekte, yürüyüp koşabilmekteyiz.

Ayakta durma sırasında, ayak başparmağına beş metetars yani tarak kemiklerinin (phalanges) başlarından ve (calceneus) topuktan daha fazla bir yük biner. Denge bu şekilde sağlanabilmektedir. Yaşlıların ayak parmağındaki basınç gençlere göre daha yüksektir. Çünkü bel omurlarındaki kireçlenme ile iskelet yapısı öne doğru eğilmekte, ağırlık merkezi öne doğru kaymakta ve insan kamburlaşmaktadır. Bunun nedeni olarak dengenin bozulup düşme kaygısına da bağlanmaktadır.  Aynı şekilde, bedenin bir savunma mekanizması geliştirmesi sonucu yaşlıların ayak başparmakları gençlere göre biraz daha büyüktür.

Yürüme sırasında, ayak başparmağı edilgin olarak dorsifleksiyona geçer yani ayak, ayak bileği ekleminden sırt/dorsal (=dorsum pedis, ayak sırtı) tarafa doğru hareketlenir. Bunun sonucu longitudinal ark yükseltilir, arka ayak supinasyon yapar, bacak eksternal rotasyon yapar ve plantar aponeurosis gerilir. Bu çıkrık (windlass) mekanizması, plantar fasia'yı gerer ve böylece itme için sert bir kaldıraç oluşturur. İşleyen bu mekanizma değiştirilirse, itmenin zamanlaması ve etkinliği etkilenir. Buraya kadar anlatılan bu birkaç satırın işin çok kaba bir karikatürü olduğunu düşünelim. Bunların arasında ayak başparmağının diğer parmaklardan çok daha büyük bir önem kazandığını söylememiz gerekmektedir. Ayak başparmağı bozuklukları, statik ve dinamik dengede kaçınılmaz değişikliklere neden olabilir. Daha açık söylemek gerekir ise dengede kalma ve yürüme bozuklukları ortaya çıkar.

Bu anatomi ve fizyoloji bilgilerini buraya yalnızca adlarını anarak yazmamın nedeni bunları okuyanlar olarak bizlerin ortopedinin en karışık, karmaşık bir konusunda tıp mesleği ile uğraşanlara bilgiçlik göstermek için değildir. Amaç hiç kuşkusuz, dört ayağının üzerinde emekleyerek yürürken ayağa kalkmanın yani bir “homo erectus” olmanın kolay olmadığını, çok büyük sorunları da beraberinde getirdiğini belirtmek ve bu günkü durumumuza gelene kadar çok çabalar harcadığımızı, insan soyumuzun bu güçlükleri bir bir aşabildiğinin altını çizmek, evrimin gücünü anımsatabilmek içindir.

Şimdi konunun bir başka yönüne bakalım. Amerikalı bir yazar Alexander Murray Palmer Haley 1976’de özgün adı Roots olan bir roman yazıyor.  Bir yıl sonra yine ABD’li yönetmen Gilbert Moses ve arkadaşları, 1977 yılında bu romanı sinemaya uyarlıyorlar. Daha sonra da 5 bölümlük bir mini dizi yapılıyor Gerek film ve gerekse dizi yüksek drama gücüyle seyircinin beğenisini kazanıyor, seyirci rekoru kırıyor. Dizi bizim ülkemizde de Kökler adıyla gösterilmiştir. Seyirci bu diziyi Kökler adıyla değil de dizinin kahramanı, başrolünü oynayan Kunta Kinte adıyla tanımaktadır. Filmin konusu romanın yazıldığı tarihten 200 yıl kadar önce yaşanmış bir olaya dayanıyor. Kunta Kinte Afrika'dan kaçırılıyor ve 1767'de Amerika'ya köle olarak satılıyor. Ona bir kölelik adı koyuyorlar. O kendisine uygun görülen Toby adını kullanmayı kabul etmiyor. Kökleri onu yaşama bağlıyor, mücadele ediyor.  Onun kahramanlık öyküleri kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa dolaşarak günümüze kadar ulaşıyor. 200 yıl sonra biz onu Alex Haley ile tanıyoruz. Kunta Kinte aynı kaderi paylaşan milyonlarca köleden sadece biri. Burada Kunta Kinte’nin bizim konumuzla ilgisi ayak başparmağıdır. Kunta Kinte bu esaretten kurtulmak için birkaç kez kaçmayı dener. Efendiler kaçmasını önlemek için ayak başparmağını keserler.

İnsanlar insanlaşma macerasını tamamladıktan sonra yürüme ve koşmayı bir spor haline getirmişler ve aralarında yarışmalar düzenlemişlerdir. 100 metreden tutun da maratona kadar çeşitli koşular yapmışlardır. Bütün bu eylemleri insanın ayak başparmağının gelişmesi sayesinde ve başparmağından alığı güçle başarabilmiştir. Ayak başparmağı ayakta durmanın yanı sıra bir tehlikeden hızla uzaklaşabilme olanağı da sağlamaktadır. İşte bunu çok iyi bilen Uygar Batının köleci efendileri Kunta Kinte’yi öldürmek yerine kaçmasını engellemek ve onun güçlü kol kaslarından yararlanmak için ayak başparmağını kesmişlerdir. İnsanlık tarihinin yüzbinlerce ve belki milyonlarca kazanımını Kunta Kinte’ den kesip, koparıp almışlardır.
Kunta Kinte köleler için, ezilenler için bir kahraman ezenler için bir yüz karası olarak tarihteki yerini almıştır. Kunta Kinte adına dikilmiş ABD’ nin doğu kıyısında,  başkent Washington’a yaklaşık 51 km uzaklıkta Annapolis kentinde bulunan ve onu bir parkta üç çocuğa bir şeyler anlatır durumda gösteren bir heykel vardır.

Ayak başparmağı gibi bir de düztabanlık vardır. Uğursuz sayılır. Düztaban olanlar askere de alınmazlar.
Aşil (Akilleus) topuğu da ayakta bulunan calcaneus kemiğidir. Troya Savaşı sırasında Hektor’u öldüren Akilleus’u Hektor’un kardeşi Paris okla tam bu noktadan vurmuştur. Söylenceye göre Akilleus’un annesi Thetis onu ölümsüzlük ırmağına daldırmış ancak elinin dokunduğu topuk ıslanmadığı için bu nokta ölümlü kalmıştır. Tam bu noktaya isabet eden ok yenilmez Akilleus’un sonu olmuştur.
Akilleus’ un topuğuna isabet eden ok da halk dilinde topuk dikeni dediğimiz hastalığın kaynağı olarak gösterilmiştir.

Ayak konusu anlatmaya çalıştığım gibi çok önemlidir. Halkımız bu önemin bilincindedir. Halkımızın o bilge özelliği “Ayağını Sıcak Tut, Başını Serin, Düşünme Derin Derin” atasözü ile hepimizin belleğine kazınmıştır.

Ayak başparmağı konusunda son bir söz daha söylemek isterim. 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasına dayanılarak çıkarılan 26.5.1972 tarih ve 7/4496 sayılı Sosyal Sigorta Sağlık İşlemler Tüzüğünün 2. bölümünün 5. maddesi (Değişik: 31.05.1985 - 85/9529 K.) A cetveli, iş kazalarının neden olduğu hastalık ve arızalarla meslek hastalıklarını ve bunların neden olduğu arızaları, vücuttaki yerlerine göre sınıflandıran ve başlıkları aşağıda gösterilen 14 listeden teşekkül eder, hükmünü içermektedir.

Bu 14 bölüm içinde el arızaları yanında ayak başparmağı amputasyonlarına da A Cetveli, XII. Listede  14. Arıza Sıra Numarası ile yer verilmiştir,  a ve b seçeneklerinde tek ve iki taraflı olarak yapılan ampütasyonların ağırlık derecesi 7 ve 15 olarak gösterilmiştir. Yani buna göre iş kazası sonucu ayak başparmağının bir bölümü ampute edilen işçinin meslekte kazanma yoktur veya aylık bağlanmasını gerektirmeyecek düzeydedir diye ( % 10 altında aylık bağlanamıyor) denilmekte ve iş kazası geçiren işçiye sürekli iş göremezlik geliri bağlanmamaktadır. Özellikle metal ve inşaat iş kollarında çalışanlara çelik burunlu ayakkabı verilmesi gereklidir. Buna uyulmaması durumunda oluşan bir iş kazası sonucu ayak başparmağı kopan bir işçinin iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasından yararlandırılmaması kabul edilemez. Sosyal Sigortalar Kurumunda avukat olarak çalıştığım süre içinde çok uğraştığım halde bir sonuç alamamış olmanın hala ezikliğini yaşamaktayım.

Gelelim ellerimize, ellerimizdeki başparmaklara… İki ayak üzerinde durmayı başardıktan sonra bizim kafa yapımız, kafatasımız üzerinde bulunan duyu organlarımızın konumları ve kafatasımız içinde duyularımızı değerlendirmemizi ve düşünmemizi sağlayan beynimizin boyut, ağırlık ve işlevleri yavaş yavaş değişmeye başladı. En kolay avı ve en güzel meyveyi daha rahat görmeyi, duymayı başarmak ve bunlara ulaşmak ayrıca olası tehlikelerden uzaklaşmak becerilerini de elde ettik. Bu görece üstünlüklerle yetinmedik. Yere sağlam basmanın yanı sıra çıktığımız bir ağacın dalına sıkıca tutunmanın da yollarını aradık, bulduk. Belki ilk önce sevimli mağaramızda boş zamanlarımızı değerlendirirken parmak sayma oyunu oynadık. Örneğin işaret parmağımızdan başlayarak diğer parmaklarımıza dokunma sevincini yaşadık. Kim bilir, belki de tam o anda Archimedes s_Syracusis gibi bir çığlık attık. Elimize aldığımız o elmayı parmaklarımız arasında kim bilir kaç bin kez evirip çevirdik. Bu sayede taş atmayı öğrendik. Bir kurdu, köpeği taş atarak uzaklaştırabildik. Belki bir kanatlının üzerine abanmadan bir taş atarak onu avlayıp karnımızı doyurmak mutluluğunu yaşadık. Şimdi bunları yazarken, okurken gülümsüyoruz ama o çağlarda en küçük bir ilerleme bile aya ayak basmak kadar önemliydi. Şakası yok, insanlık görüp görebileceği en büyük devrimi adım adım, evrile devrile yaşamaya böylece başlamış oldu. Tam bunun gibi değilse bile buna yakın şekillerde bu işi becermiş olduk. Belki iki taşı birbirine vurarak çıkardığı ses çok hoşumuza gitti, belki taşı taşa vurarak biçim verdik, taşın bir ucunu keskinleştirdik. Onunla topladığımız cevizimizi kırdık, avladığımız hayvanın derisini etinden, kemiğinden ayırdık…

Ellerimiz,  tutma, kavrama ve tuttuğu şeyleri biçimlendirme ve onları alet olarak tasarlayıp yapmaya yarayan organlarımız olmuştur. Mitolojiler sözlü, kuşaktan kuşağa aktarılan ve tarihin derinliklerindeki ellerimizin, ayaklarımızın ve parmaklarımızın da izlerini bize ipucu olarak vermektedir. Bafa gölü yakınlarında bir antik kent vardır, adı Heraklia. Ona bugün bizler Kapkırı adını vermişiz. Bafa gölünün kuzey yamaçları eski adıyla Latmos şimdiki adıyla Beşparmak dağlarıdır.

Yunancada bu dağın adı Δάκτυλος/Daktylos- Parmak’tır. Bu adın kaynağı nedir, sorusu sorulabilir. Az önce, buradaki antik kentin adının Heraklia olduğunu söyledik. Kentin adı yarı insan kahraman (= heros) ve yarı tanrı Herakles’ten almaktadır. Herakles’in annesi Mykene kralının kızı Alkmene’dir. Soylu Amphitryon’la evlendirilmiştir. Kocası karısını evde bırakıp savaşa gitmiştir. Baba Zeus bu kadına göz koymuş ve bir gece Amphitryon kılığına girerek Alkmene’nin yatağına girmiştir. Alkmene kocamla sevişiyorum diye bizim koca Zeus ile sevişmiştir. Söylendiğine göre bu sevişme işi üç gün üç gece sürmüştür. O sürede Zeus doğacak kişiyi ana rahmine yerleştirebilmek için çok büyük bir özen göstermiş ve bu yüzden güneş tanrısı Helios’a ortalıkta görünme demiş. Helios da bu ricayı geri çevirmemiş. Ehh, ne de olsa doğacak olan çocuk Herakles’tir. Onun için yapılanlar her şeye değer. Zeus böylelikle karısı Hera’ nın da hışmından kurtulacağını hesap etmektedir. Ne var ki; ortada başka bir sorun vardır. Alkmene savaşa gitmeden önce kocası Amphitryon’ dan hamile kalmıştır. Yani aynı evde iki kiracı vardır. Yalan saklı kalmaz, onca uğraşlara karşın yapılan bu oyunları Hera öğrenir. Zaten Hera annemizin öğrenmediği hiçbir şey yoktur. Hera, Alkmene’yi kıskanır, İnsanlar üzerinde büyük bir egemenlik kuracak, Perseus soyundan doğacak ilk çocuğun o olmasını istemez. Çünkü doğacak olanlardan birisi Herakles’tir. Alkmene’ nin doğumunu geciktirir. Zavallı Alkmene daktylos dağına çekilir. Çocuklardan ilki sorunsuz doğar ama Herakles daha ana karnında iri, gürbüz bir oğlandır, doğum geciktikçe ana karnında yaramazlığa başlar, annesi kan ter içinde alır. Bağırır çağırır ve elleriyle dağı tırmalar. Söylence bu ya; Alkmene’ nin el ve parmaklarının izleri dağa çıkar. Bu nedenle de Latmos dağı Daktylos Dağı adını almış olur, yani bizdeki adı Beşparmak Dağları olmuştur.

Daktilo dediğimiz yazı makinelerinin de isim annesinin Herakles’in annesi Alkmene’nin parmakları olduğunu söyleyebiliriz. On parmak daktilo yazanların her bir parmağı Alkmene’nin parmaklarıdır!


Daha sonraki aşamaları antropologlara, sosyologlara bırakalım ve bu iş nasıl oldu, olurken ellerimizde neler değişti, onların üzerine biraz düşünelim.

Biz insanların iskeleti 206 kemikten, birbirleri ile kaynaşmış olanları da sayarsak doğumda 270 kemikten oluşuyor. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi bunların 26 x 2 = 52 tanesi ayaklarımızda ve 27 x 2 = 54 tanesi de ellerimizde bulunmaktadır. Yani toplam 206 kemikten 52 + 54 = 106 tanesi el ve ayaklarımızda, kalan 100 tanesi başka bölgelerde yer alıyor. Orantılarsak el ve ayaklarımızdaki kemik sayısı toplam kemik sayımızın % 51’inden biraz daha çoktur. Bu küçük hesaplama bile el ve ayakların ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

El (Latince söyleyişle os manus) kemiklerimiz bilek ile başlamaktadır. Bilekte dirseğimize kadar uzanan iki kemik vardır, birinin adı ulna diğerinin adı radiustur.

a) Elimizin bilek kemikleri radius ve ulna’ya eklemlenen bölümde sayısı 8 tane olup bunların adları yerleşim sırasına göre Skafoideum, Lunatum, Trikuetrum, Pisiforme, Trapezium, Trapezoideum, Kapitatum ve Hamatumdur.  Bu kemiklerin her birinin ayrı bir görevi bulunmaktadır. Bunlar kas, tendon, sinir ve dolaşım sistemlerinin yardımıyla düzgün çalıştığında elden beklenen hareketler gerçekleşmiş olur.
b) Elimizin avuç, metacarpalia bölümünde tarak kemikleri 5 tane kemik bulunmaktadır.
c) Elimizdeki parmaklar bölümünde, palangea, falankslar ise proximalis, medialis ve distalis parçalarından oluşmakta, toplam sayısı da bir elde 14 tanedir. El başparmağında, ayak başparmağında olduğu gibi orta, medial falanks yoktur. Böylece bir eldeki kemik sayımız 27’ye ulaşmaktadır.

Yine bu kemiklerin birleştiği yerde eklemler bulunmaktadır. Bu eklemlerden bir kısmının oynama yeteneği yoktur, bir kısmının da sınırlıdır.
Bizler ellerimiz sayesinde tutunma ve tırmanma gibi özellikler geliştirebilmişiz. Başparmağın diğer parmaklarla karşılıklı iş görmesi, bize ufak nesneleri ele alabilme, tutma yeteneğini sağlar. Bu özellik bizim alet kullanımı gibi hassas ve karışık işleri yapabilmemizi sağlar. Primatların beyninde eli temsil eden alan, diğer hayvanlarınkinden çok daha geniştir. Beyinden gelen emirleri el ve ayaklarımız, özellikle ellerimiz uygularlar. Beyindeki bazı bozukluklarının belirtilerinden biri de el parmak hareketlerini yapamamadır.
Önkol yani dirsek ile bilek arasındaki bulunan kaslardan uzanan on iki tane tendon bileğin ön yüzündeki bir bağın, ligamentin altından geçip, bir kılıf içinde parmaklara varır.  Parmaklarda içe doğru bükülmeyi yani flexion sağlar. Bileğin arkasında ise dışa doğru bükülmeyi yani extension sağlar. Avucun aşağı dönmesine pranosyon, yukarı dönmesine supinasyon deniyor.  Supinasyon hareketi en çok da biz insanlarda gelişmiştir. Bizi diğer primatlardan ayıran bu özelliklerimizdir.

Başparmak ile öteki parmak köklerinin altında bulunan iki noktada ve el tarak kemikleri arasında bulunan kaslar, parmakların birbirlerine yaklaşıp, uzaklaşmalarını ve avuç içindeki hareketleri yaptırır.

Bütün bu hareketleri sağlayan kaslar içinden enerji kaynağı ulnar ve radial arterler aracılığı ile ulaştırılır.

Ulnar, median ve radial sinirler beyinden gelen emirleri parmaklarımıza iletirler. Aynı zamanda bu sinirler dokunulduğunda veya okşandığında o şeyin sertliğini veya yumuşaklığının da duyularını bize vermektedir.

Özetleyecek olursak; beynimizde oluşan düşüncelerimizin uygulandığı, eyleme dönüştürüldüğü yerler el ve ayaklarımızdır. Biz ellerimiz sayesinde alet yapmayı öğrendik. Bu hareketleri geliştirirken el ve ayaklarımızda bize en çok yardımı dokunan parmağımız da başparmaklarımızdır.

Bir an bir piyanistin parmaklarından bir tanesinin eksildiğini düşünün o kişi için bu ne büyük bir kayıptır. Buna karşın insan azmi ve yaşama hırsı, aşkı ( love of life) yine de bir şeyler yapmamızı, yaşama tutunmamızı sağlar. 1887-1961 yılları arasında yaşayan Avusturyalı piyanist Paul Wittgenstein’nin 1. Dünya Savaşı sırasında sağ kolu kesilmiş ama o sol el için geliştirdiği teknikle çaldığı konçerto sayesinde eski ününe yeniden kavuşabilmiştir. Ne var k; bu örnekler çok, çok enderdir. Atalarımız “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” diye boşuna söylememişler.


Sürekli iş içinde olan, çalışan ellerimiz ve parmaklarımız aynı zamanda büyük tehlikelerle de karşı karşıyadır. Tıp alanındaki büyük gelişmeler ile kopan, ampute edilen parmaklar yerlerine kendisi veya yenisi dikilebilmekte veya protez el veya ayak protezleri yapılmaktadır.

Ayak başparmağımızın kaybı nasıl koşma ve dengemizi sağlamada bize büyük zorluklar yaratıyorsa aynı şekilde el başparmağımızın kaybı da bizi alet kullanamaz, iş göremez hale getirir. Elbette sağlığımız her yönü ile önemli, organlarımızın her biri bizim için çok önemli ama el veya ayak parmaklarımızdan yoksun kalmamız bizleri yüzbinlerce yıllık evrim sonucu elde ettiğimiz kazanımlardan, bu kazanımların en büyüğünden bir anda yoksun bırakır. Bugün alet kullanmadan yaşamımızı sürdürmemiz hiç kolay bir iş değildir. Bu duruma düşmüş bir kimseden yukarıda adını andığımız piyanistin yaptığını bekleyemeyiz. Bu nedenlerle işyerlerinde uluslararası bilim merkezlerince belirlenmiş olan işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarının gerektirdiği önlemler mutlaka eksiksiz alınmalı, bu alanda denetimler eksiksiz yapılmalıdır. Engelli nüfusun artması kişiler için mutsuzluk kaynağı olduğu gibi toplumlar için de bir yüktür. Bunlara karşı sigorta sistemlerinin geliştirilmesinden önce sigorta olayını doğuran olayları önleyici önlemlerin önceden alınması daha doğrudur. Olması ve yapılması gereken de budur.

Ali Can Polat
01.12.2022

Yararlanılan kaynaklar:
1- Çıplak Maymun, Hayvansı İnsan ve İnsanat Bahçesi  –Desmond Morris/ Engin Dadıca
2- Davranışlarımızın Kökeni – Serol Teber
3- Doğanın İnsanlaşması – Serol Teber
4- Tarihte Neler Oldu Gordon Childe/ Mete Tuncay-Alaettin Şenel
5- Homo Sapiens – Yuval Noah Harari
6- Tüfek, Çelik, Mikrop - Jared Diamond
7- TDK Sözlüğü – 1966 basımı s.5853gg
8- Sözlerin Soyağacı – Sevan Nişanyan s. 373
9- Mitoloji Sözlüğü – Azra Erhat
10- Dünya Mitolojisi –Donna Rosenberg / Koray Akten vd. s.62
11- Larousse de Poche- Librairie  Larousse
12- Misalli Büyük Türkçe Sözlük – İlhan Ayverdi s.
13- Kâmûs-î Türkî-  Şemseddin Sami s. 269
13- Beden Dili Ersin Altintaş/ Devrim Çamur s. 107
14- Redhouse İngilizce/Türkçe ve Taürkçe İngilizce Sözlükler
15- İtalyanca Öğrenci Sözlüğü s. 113 ve 595
16- Meydan Larousse s. 9/ 911
17- Wikipedia

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!