Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

UYUTMA YASASI

Başıboş, başıboşluk ve başıbozuk kavramları

Ülkemizin olanca sorunu sıradağlar gibi dururken iktidarın yetkilileri sokaklarda kendi haline dolaşan, rızkını arayan ve hayatta kalmaya çalışan hayvanlara aklını taktılar. Onları topluca zehirlemek, ateşli silahlarla vurmak, yok etmek istiyorlar. Bu işlemin adına utandıklarından mı, korktuklarından mı, nedendir bilinmez zehirleme, öldürme, katliam, soykırım diyemiyor, “uyutma” diyorlar. Biz de ısrarla onlara: Hayvanları “uyutma” yın diyoruz. Onlar uyutuyoruz derken öldürmek, biz ise uyutmayın derken yaşatmak diyoruz.
Yasa hazırlayıcılar ölüm olayını hafife alıyorlar, ölümü bir çocuk oyunu sanıyorlar.

Uyumayı ölüm, ölümü uyuma olarak anlıyorlar. Oysa ikisinin arasında yaşamsal bir fark var, birinde gözlerini açınca o canlı yeniden yaşıyor ikincisinde gözlerini bir daha açamıyor ve yaşayamıyor.
Bu farkı bu görevli, etkili ve yetkili insanlara nasıl anlatmalı?   

Dilimizdeki deyimler ve bazı kavramlar çok anlamlı ve güzeldirler. Bazıları bir koca kitaba bedeldir. Kimisi de adeta zehirlidir. Anasının gözü, anasını sattığım, çürük, sürtük, beyaz alkol gibi… Bu deyimler toplumlarda yaşanan deneyimler, doğru yanlış tutum ve davranışlar sonucu oluşmuştur. Bunları kullanırken daha seçici olmalıyız.
Bunlardan başka eli kalem tutanlarımızın, kurulu gücü kullananlarımızın yeni kavram veya sözcük türetme gayretlerine de tanık oluyoruz. İşte onlardan biri “uyutma”. Halkın yıllardır uyutulması yetmiyormuş gibi şimdi de bizim seçip Ankara’ya gönderdiğimiz vekillerimiz “uyutma yasası” çıkarma hazırlığına girişmişler. Aslında uyutma dedikleri alenen öldürme.
Sokak hayvanlarını uyutma yasası olarak tarihe geçecek olan bu yasanın adı da kendisi gibi zehirlidir. “Başıboş” hayvanları da bizi de göz göre göre zehirleyecektir. “Başıboşluğu” önleyeceğiz iddiasında olanlar şiddet kullanma konusunda bir “başıbozuk” luğa açık bir davetiye çıkarmaktadırlar.

 Bu yasaya karşı çıkmamız gerekmektedir.

Başıboş sözcüğü dilimizde çok kullanılan ve ‘baş’ ile ‘boşluk’ sözcüklerinin yan yana getirilmesiyle türetilmiş olan bileşik bir sıfattır. TDK sözlüklerine göre birleşik olarak yazılması gerekmektedir. Anlamı: a) bir kimseye, bir şeye bağlı bulunmayan, etki altında kalmayan, denetimsiz, gözetimsiz, baskısız b) önünde hiçbir engel olmayan, serbest c) salıverilmiş, kendi başına bırakılmış, bağından kurtulmuş, d) işsiz kalmış, avare ya da hiçbir amacı bulunmayan aylak olarak açıklanabilir.


Bir şeye veya kişiye başıboş denebilmesi için öncelikle o şeyin veya kişinin hareket etmesi, bir önceki haline göre hareket halinde olması, itici ve yönlendirici bir gücünün olması gerekir. Hareketsiz bir şeyin başıboşluğundan söz etmek zordur.

Hareket eden şeylerin bizim istediğimiz sınırlar dışında olması ise başıboşluktur.
Başıboş deyince başının içinde bir şey olmaması, başının yani kafatasının içine bir şey konulmamış olması anlaşılmamalı. Aksine başıboş kavramı başının bizim istemediğimiz şeylerle dolu olduğu anlamına gelmektedir. Bizim istediğimiz şeyler ise onun kafasına yerleştireceğimiz kurallar daha açık söylemek gerekir ise bizim için önemli olan kural ve yasaklardır. Örneğin başıboş akan bir dere istemeyiz, derenin bizim istediğimiz gibi akmasını isteriz, bunun için “dere ıslah çalışmaları” yaparız veya suyun önüne engeller diker, “HES” ler kurarız. Veya çocuk dersini çalışmayıp haytalık ederse başıboş dolaşma, dersini çalış diye kulağını çekeriz.

Bu açıklamaların dışında düşündüklerimiz, şeylerin veya kişilerin özgürce karar alıp uygulayamaması, bize bağlı kalmasıdır.

Biz insanlar kendimize gelince başına buyruk olmak isteriz de konu başka şeylere veya kişilere gelince onların başına buyruk oluşlarını kabul edemeyiz.
Bu da bizim özgürlük konusunda ne kadar “bencil” olduğumuzu göstermektedir. Ben özgürsem bu güzeldir. Başkası da özgür olacak ise o zaman biraz düşünmem gerekir! Onun özgürlüğünün bana ne yararı olacaktır!

İçinde bu bileşik sıfatın bulunduğu bazı deyimlerimize baktığımızda konu biraz daha açıklığa kavuşmuş olacaktır.
-Baş göz olmak, baş göz etmek deyimleri evlenmek veya evlendirmek yerine kullanılır. Anlamı evlilik bağı ile kişileri bağlamak hareketlerini sınırlamaktır. Eğer bir kimse evli ise özgür olmaması, özgürlüğünü en geç nikâh masasında bırakması gerekmektedir.

- Başı bağlı deyimi de bir işe bağlı bulunan veya nişanlı ya da evli ama özgür olmayan anlamlarına gelmektedir.

- Başıboş dolaşmak, boş boş, aylak aylak, amaçsızca dolaşmak anlamına kullanılıyor.

-Başıboş kalmak karışanı, denetleyeni olmamak anlamındadır. Örneğin “çocuğu başıboş bırakırsan alır başını gider” veya “ kızını, oğlunu boş bırakırsan ya davulcuya ya da zurnacıya varır veya kaçar” gibi.
-Başıboş bırakmak birinin hiçbir işine karışmamak,  bildiği gibi karar alıp uygulamasına olanak sağlamak anlamına gelmektedir. Çocukları başıboş bırakmak uygun olmaz! Çocuklara yaramazlık yapmayın deriz de yararlı bir şeyler yapmaları için gerekli ortamı onlara hazırlamayı pek düşünmeyiz. 

Bu deyimlerimizden de anlaşıldığı gibi insanın bir özgürlüğü var bir de kurallar var. İnsanların bu kurallara uymak uğruna özgürlüklerinden vazgeçmesi hukuk, gelenek, din ve edep-adab kuralları ile yaptırıma bağlanmaktadır. Daha da öncesinde insanın içinde akıl ve vicdan denen bir şeyler var.

Bu yazının amacı insanların kuralsız, kurallara aykırılık halinde yaptırımsız yaşaması değildir. Toplum yaşamı (nomos) kurallardan oluşmaktadır. Sorun bu kuralların neler olacağı ve nasıl uygulanacağıdır. Bütün sorun bu kurallar ile bireyin özgürlüğünün dengede tutulmasıdır.

Bir de dilimizde kullanılmakta olan başıbozuk ve başıbozukluk deyimleri vardır. Bu kavram baş ve bozuk sözcüklerinin birbirlerine ulanmasıyla türetilmiş bir tamlama. Düzensiz, kuralsız anlamlarına gelmektedir. Eskiden, Osmanlı döneminde özellikle 93 harbinde askeri bir eğitim almadan askerin arasına katılan sivil savaşçı, halktan toplanan asker anlamlarına da kullanılmıştır. Bunlar önemli bir kalabalık oluşturduklarında “başıbozuk alayı “ olarak adlandırılmışlar. Bir tür paramiliter güç anlamına gelmektedir.

Başıbozuk alayları ile merkezdeki güç arasında görünen veya görünmeyen karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır. Gerilla da aşağı yukarı buna benzemektedir. Ancak gerillanın kendi içlerinde bir örgütlülüğü söz konusudur. Başıbozuk olan gruplar genellikle günübirlik istekler ileri sürerlerken düzenli güç ile birlikte ortak bir düşmana karşı savaşan gerillalar savaş sonunda kurulacak olan yeni iktidardan bir pay almak amacındadırlar.

Başıbozukluk kavramı içinde kuralsızlık ve emir-komuta eksikliği göze çarpmaktadır. Bir başın olmaması ve insanların bu başa ve onun öngördüğü amaçlara bağlanmaması söz konusudur. Burada dikkat edilecek olan tek tek kişilerin özgürlükleriyle öngörülen ortak amaçtan taraflara sağlanacak olan yararlar arasındaki dengedir.

Yukarıda örnek olarak aldığımız deyimlerimize dönersek; çocukların henüz uyması veya reddetmesi gereken kuralları tam olarak bilememe ve kendileri için kısa, orta ve uzun vadede önüne çıkan seçenekleri doğru değerlendirememe olasılığına karşı onlara yardımcı olmak doğru bir davranıştır. Aile içinde, okulda ve arkadaşlık ilişkileri içinde eğitim ve öğretimin başlıca amacı da budur. Ancak bu eğitim ve öğretim programının bilime, çevre koşullarına, çağdaş toplumsal kültüre aykırı olmaması gerekmektedir.

Hiç akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçeğe göre çocuk, anne babaların, devletin, herhangi bir dini cemaatin veya benzerlerinin değil kendisinindir. O yaşı küçük olsa da toplumda yetişkinlerle eşit hak ve özgürlüklere sahip bir bireydir. Çocuğu kendi istediğimiz gibi bir insan yapmak bizim için bir hak değil onu yetenek ve becerilerine uygun yetiştirmek ve onun özgürlüğünü elinden almadan bu özgürlüğünü geliştirmek sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Başka bir anlatımla anne-babaların, öğretmen ve toplumun çocuklar üzerinde bir “hakkı” değil “sorumluluğu” bulunmaktadır.

Evlilik çağına gelmiş gençler için ‘başıboş bırakırsan davulcuya, zurnacıya varır’ deyimi ise hem çocuğun kimliğini, kişiliğini, özgürlüğünü yok sayma ve hem de eşini ve kendisini, davul-zurna işini hor görme, aşağılama anlamına gelir ki; kabulü mümkün değildir. Yapılması gereken nesnel koşulları çocuğun, gencin özgürlüğünü koruyarak eleştirmek ama kararı gencin kendisine bırakmaktır.

Bu yazının yazılmasına etkili olan nedenlerden bir tanesi de yerleşim yerlerinde başıboş, sahipsiz dolaşan kedi, köpek ve benzeri hayvanlar hakkında uyutma-öldürme yasası hazırlıklarıdır. Cumhurbaşkanının emir ve talimatları doğrultusunda iktidar partisi kurmayları böyle bir hazırlık yapmaktadırlar.

Yasa hazırlığı yapanlar işe kent sokaklarında dolaşan hayvanları başıboş, başıbozuk nitelemesi yaparak başlamaktadır. İktidar, özgürlüğü, başıboşluğu uygun bulmamakta, onları kendi kuralları ile ortadan kaldırmak istemektedir. Oysa yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi yok ederek değil onların varlıklarını ve özgürlüklerini koruyarak bir çözüm üretilmesi gerekmektedir.

Gerekçe olarak a) maliyetinin yüksek olması, b) ilgili bakanlıklar ve belediyeler arasındaki koordinasyon sorunu oluşu, d) barınak yetersizliği e) kısırlaştırma ile sokak köpeklerinin popülasyonunun azaltılmasının yıllar alacağı, f) kısırlaştırılsalar bile saldırganlık sorunun çözülemeyeceği düşünceleri savunulmaktadırlar.
Sokak köpeklerinin “hayati tehlike” oluşturduğu ve konunun “toplum sağlığı” sorununa dönüşmeden böyle bir önlem alınmasının zorunlu olduğu anlatılmaya çalışılmaktadır.
Görünüşte hayati tehlike, toplum sağlığı gibi pırıltılı sözler söyleniyor, yazılıyor ama geride acı bir ölüm olayı var.
Halen TBMM komisyonlarında bulunan teklifin meclis tatile girmeden yasalaşmasına çalışılmaktadır.

Buna göre öncelikle belediyelerin barınaklarındaki köpeklerin fotoğrafları çekilerek, internet sitelerinde sahiplendirme ilanı yayınlanacak.30 gün boyunca sahiplenilmeyen köpekler, iğne ile ilaç verilerek uyutulacak.

Uyutulan köpeklerden boşalan barınaklara alınacak yeni hayvanlar için de aynı süreçler işletilecek.

“Başıboş” olarak dolaşan kedi ve köpeklerle, benzeri hayvanların öngörülen süre içinde sahiplenecek birisinin çıkmaması halinde kibarca uyutulacak daha açık bir sözle katledilecekler. 

Hiç kuşkusuz daha eskileri de vardır ama antik Mısırdan günümüze, kediler köpekler ve diğer hayvanlar insan toplulukları ile birlikte, bir arada ve simbiyotik bir ilişki içinde yaşamaktaydılar.

İstanbul'da, Adalarda bilindiği gibi atlar vardı bunlar faytonları çekerlerdi. Alınan bir karar ile onlar yok oldular.

İnsanlar atları önce doğanın içinden çıkarıp aldılar. Onları döve döve ehlileştirdiler. İnsanlar atların sırtına bindiler uzakları yakın ettiler. İnsanlar atlara yük taşıttılar. Onlara bir avuç arpa, bolca saman ve bir kova da su verdiler, onları kandırdılar.

Onları yarıştırdılar, dövüştürdüler, savaşlara sürdüler. Onlar adına türküler düzdüler, sever gibi yaptılar, onları hep hor gördüler.

Gel zaman git zaman insanlar motorlu motorsuz arabalar yaptılar, atlara gereksinimleri bitti. Kimileri daha da kötü çıktı. Onlara kötü davrandı. Sonuçta atların yaşama alanları da yaşama hakları da ellerinden alındı.

Atlar artık fayton çekmiyorlar, bundan kurtuldular ama varlıkları da tümüyle yok oldu. Atlar gitti, kavga bitti. Elektrikli ulaşım araçları geldi.

Oysa atlar ve faytonlar devam edebilirdi. Fayton sürücüleri, atların çalışma, beslenme sağlık ve barınma koşulları sıkıca denetleyebilirdi. Ama öyle olmadı, atları tümüyle ortadan kaldırdık. Bu duruma kimileri ah yazık kurtuldular derken bir başka kısmı artık modern İstanbul’umuza ve başka kentlerimize ilkel faytonlar yerine modern elektrikli araçlar yakışır demektedirler. Hatta atların pisliklerinden da kurtulduk diye sevinçlerini ifade ediyorlar. Ne var ki; bu karar ve uygulamalar sonrasında bizi izleyen kuşaklar dinozorlar gibi atları da müzelerde içi doldurulmuş olarak seyredeceklerdir. Çocuklarımıza elimize aldığımız bir ansiklopedide, işte bu gördüğün attır diye anlatmaya çalışacağız.
Kediler köpekler de aynı kaderi paylaşmak zorunda bırakılıyor.
Eskiden köpek koyunları kurtlardan korurdu.

Eskiden kediler de evlerdeki yiyecek, içecekleri farelerden koruyorlardı.

İnsanlar kediye köpeğe gerek yok, fareye ilaç kurtlara kapan, çevreye kamera yerleştiririz, onlardan kurtuluruz, kurtları yok ederiz olur biter dediler.

Biz kedi köpek istemiyoruz, hepsini öldürelim dediler. Yasalar hazırlamaya başladılar. Ölüm yasaları...

Bir de ikiyüzlülükle biz hayvanları çok severiz yaygarası yapmaya başladılar.

Aslında sevdikleri pet oyuncaklar...

Gönülleri geçince oyuncakları fırlatıp attılar, atıyorlar.

Bu pet oyuncaklardan vazgeçilmesi zamanı geldi. Onlara ölmeyecek kadar yiyecek verip özgürlüklerini ellerinden aldığımızın farkına varalım. Unutmayalım, bizler efendi değiliz, onları da köle yapmaya kalkışmayalım.

Toplumsal hayat ve üretim-tüketim ilişkileri başkalaşınca birçok canlının soyu da kurumak tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Atların, kedilerin köpeklerin ve diğerlerinin yaşamasını gerçekten istiyorsak, hayatı bizim dışımızdaki canlı ve cansız varlıklarla adil bir şekilde paylaşmak istiyorsak öncelikle benmerkezci anlayışlardan uzaklaşmamız gerekiyor. İnsan soyunun dünyanın sahibi, efendisi değil sadece bir parçası olduğunu artık kabul etmemiz gerekiyor. Aşırı hırs ve kibirden uzaklaşmamız gerekiyor.

Aşırı betonlaşmadan, kırsal hayatı yok etmekten kaçınmamız gerekiyor. Tüm canlılara ve cansız varlıklara saygılı olmamız, onların var olma ve yaşama haklarını, yaşama ortamlarını kendilerine vermemiz gerekiyor.

Doğanın dengesini, yaşam döngüsünü anlamak ve ona saygı duymak zorundayız.

Doğa ile kavga eden kazandığını zanneder ama kaybeder. Doğanın dilini öğrenecek ve onunla uyum içinde yaşayacağız.

Doğada arı ve çiçek yılanla fare kedi ve diğerleri dengede olmadığı zaman sorun çıkmaktadır. İnsan soyunun uygarlaşma süreci bu dengeyi sürekli bozma eğilimindedir. Arı çiçeğe, çiçek meyveye, meyve etçil ve otçul hayvanlara besin kaynağı oluşturmaktadır. Kedileri öldürürsek köyleri, kentleri fareler basar. Dere yatağına ev yaparsak sel alır götürür. Sivrisinekleri yok edersek onunla beslenen binlerce kuş ötmez, ötemez olur. Biz yine teknolojinin gücüyle kendimizi sivrisinekten koruruz, harika cibinlikler yaparız dersek kendimizi kandırırız.

Biz evimizde, sitemizde futbol sahaları gibi yemyeşil, serilmiş bir halı gibi çimler istiyoruz. Bağımızda, bahçemizde yanlış gübreleme, yanlış sulama ve yanlış ilaçlamalar yapıyoruz. Sonuçta kendi meyvemiz sebzemiz verimsiz olduğu gibi komşu bahçe ve tarlalara da aynı hastalıkları bulaştırıyoruz.

Eğer bir canlı türü yok olursa bir başkası türer. Bu yeni canlı türüne karşı bizim vücudumuzun immün sistemi çaresiz kalır. Tıbbın çaresiz kaldığı yepyeni virütik hastalıklar bu gözle değerlendirilmelidir. COVID-19 salgını toplumun hala belleğindedir. Doğanın dengesiyle oynamaya gelmiyor. Fosil yakıtların sınırsız kullanımı, sera gazları, iklim değişiklikleri, buzulların erimesi gibi yaşamsal sorunlar hepimiz için önemli uyarılardır.

İnsanlık tarihi erdemli insan yaratma üzerine kurulmuştur dersek pek de yanlış bir şey söylemiş olmayız. Erdemin en önemli bileşenlerinden bir tanesi de yapılan bir iyiliğe karşı nankörlük etmemek vefalı olmaktır.

İnsan çeşitli yollarla evcilleştirdiği canlı türlerine karşı başta sessiz bir sözleşme yapmıştır. İnsan o canlının yaşamını kolaylaştıracak, o canlı da insana bazı işler yapacak yaşamının niteliğini yükseltecektir. İnsan verdiği bu sözü unutmamalı, nankörlük yapmamalıdır. Kendi dışındaki canlılara da yaşam hakkı tanımalı ve yaşama alanı sağlamalıdır. 

Yasa teklifinde de sokaklarda kendi halinde dolaşan hayvanlar için “başıboş” tanımlaması yapılmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki; bu hayvanların hiçbiri kendi güvenlikleri riske girmediği sürece tehlikeli değildirler. En çok korkulan hayvanlardan bir tanesi yarasalardır. Yarasaların insan kanı emdiği yalanı toplumda yayılmıştır. Dünyada 18-20 cins yarasa olduğu bunlardan Şili kırsalında yaşayan bir tanesinin kendisini savunmak amacıyla insanı da ısırabildiği zoologlarca ifade edilmektedir. 

Evcilleştirdiğimiz bu hayvanlar neolitik dönem öncesi doğanın içinde yaşıyorlar ve kendi yiyeceklerini kendileri doğadan karşılıyorlardı. Popülasyonları da doğa içinde kendiliğinden dengeleniyordu. Aşırı artma ya da azalma olmuyordu. İnsan tarım devrimiyle birlikte bu hayvanları doğadan kopardı, evcilleştirdi onları kendi işinde, döverek-severek kullandı. Onların karınlarını doyurdu ama esareti de onlara reva gördü. Şimdi ise artık size gereksinimimiz yok, sizleri öldüreceğiz diyor. 

Bu hayvanların gidecekleri ve başka yırtıcı hayvanlardan ve doğa koşullarından dolayı sığınacakları bir yerleri, barınakları yoktur. Eskiden vardı şimdi ise yok, ellerinden biz aldık. Yersiz yurtsuz bıraktık. Bu hayvanların doğada bir başlarına avlanma, yiyeceklerini sağlama bilgi ve becerileri vardı, şimdi yok. Neyin kendileri için zararlı, tehlikeli olduğunu da unuttular. Bugün birçok kedinin fareyi görünce kaçtığına tanık olunmaktadır. Zorunlu olarak bu hayvanları evsel atıklarını konduğu yerler civarında dolaşmaktadırlar. Bodrumda yaban domuzları gece olunca sitelere hücum edip karınlarını doyurmak istiyorlar. Domuzlar sitelerimize âşık oldukları için değil ormanları yakıp onları yurtsuz bıraktığımız için geliyorlar. 

On binlerce yıldır onları önlerine konulanı yemeye alıştırdık, avlanma yeteneklerini yok ettik. Kendi hallerine bıraktığımız anda sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Genlerindeki yazılım bile değişmiş olmalıdır. Bu değişim onların çene ve pençe yapılarını da değiştirdi. Uygunsuz çiftleşmelerle onlardan ev koşullarında yaşayan, bizim paşa gönüllerimizi eğlendiren ama kendi türünün maskaraları olan canlılar yarattık. Onların ölmesine bile izin vermedik. Bunların rehabilite edilmesi de bir insanlık borcu olarak düşünülmelidir. Bu hayvanların sokaklarda aylak aylak başıboş, boş kafa dolaştıklarını düşünmeyelim. Bu hayvanlar açlıklarını giderebilmek için akla gelen gelmeyen her şeyi yapmaktadırlar.

Sokaklarda sahipsiz dolaşan hayvanların kendilerini tehdit eden başka yırtıcılar olmaması nedeniyle ve az da olsa çöplüklerden ve hayvan sever dostlarından sağladıkları yiyeceklerle karınlarını doyurabildiklerinden popülasyonu azalmamakta, hızlı bir şekilde artmaktadır. Kentsel yaşamda bunların trafikten tutun çıkardıkları gürültüye kadar bir dizi sorunlar yarattıkları da bir gerçektir. 

Bu sorunlar yalnız ülkemizin değil gelişmekte olan tüm ülkelerin de bir sorunudur. 

Çözüm bu hayvanların önceki yaşam ortamlarının yok edilmemesidir. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için genel bütçeden pay ayrılmalıdır. Tarım ve hayvancılığın bugün içine düştüğü kötü durumdan çıkması sağlanmalıdır. Köylerden kentlere plansız programsız göçlerin önüne geçilmelidir. Başka bir anlatımla bu hayvanların kentlerden çok köy yaşantısında varlıklarını sürdürmeleri sağlanmalıdır. Böylece insan ile bu hayvanlar arasında yukarıda sözünü ettiğimiz sözleşme yeniden işlerlik kazanacaktır. 

Hayvanları uyutmak, öldürmek, onlara eziyet etmek uygar olduğunu söylediğimiz dünyamızda bir vahşettir, gaddarlıktır, acımasızlıktır. 

Canlıların yaşama haklarına aykırıdır.  Bu konuda hazırlanan yasa hemen teklifi geri çekilmelidir. 

Öncelikle hayvanlar için kullandığımız sıfatları gözden geçirmeliyiz. Niçin tilki kurnaz, kedi nankör, koyun uysal, karga aptal olsun? Domuzun ne günahı var? Yılandan niçin korkarız, ejderha deyince neden ödümüz patlar? Kafamızın arka tarafında yazılı duran yanlış arketiplerle yüzleşme zamanı artık geldi. 

Hindistan’da hiç kimse yılandan korkmuyor. Âdem, Havva, Yılan, Şeytan tiplerini mitolojinin sarı sayfalarına artık bırakalım. 

Çin’de ejderha geleneksel olarak, merhameti ve ihtişamı ve kudreti simgeliyor. Ayrıca özel olarak da suyu, yağışı, fırtına ve seli yönetmek gücüne sahip kabul ediliyor. Çin’de her yıl ejderha festivalleri yapılıyor.

Çevremizi dolduran cansız tüm varlıklar ve hayvan-bitki tüm canlılar hepimiz birlikte bir bütünü oluşturuyoruz. Bu büyük zincirin bir halkası giderse zincirin hepsi gider. Kırılan tespihin tanelerini bir daha toplayıp eski haline getiremeyiz.

Bu hayvanları kısırlaştırmak ve bu yolla sayılarını kontrol altında tutmak en geçerli ve en doğru yollardan biridir. 

Var olan hayvanların sağlıklı barınaklarda olmaları sağlanmalıdır. Bu barınak ve barınaklarda bulunan hayvanları beslemek, onların sağlık kontrollerini yapmak toplumsal bir görev olarak kabul edilmelidir. Bunlar için harcanacak parayı gözde büyütmek en hafif deyimle ayıptır.

Yabancı ülkelerden hayvan getirilmesi, dışalımı ve satımı yasaklanmalıdır. Hayvanların eski köle ticaretini anımsatacak şekilde alınıp satılması övünülecek değil utanılacak bir durumdur. 

Alım satıma konu edilen şeylerin kişiliği ve özgürlüğü olmaz ama ona sahip olduğumuz an bir ad vermeyi ihmal etmeyiz, sözüm ona onları çok severiz. Bizim sevgimiz satın alırken ödediğimiz paradır. Bu paranın hayvan borsasındaki değeridir. Hiç kimse kusura bakmasın ve içinde büyüttükleri “hayvan sevgilerini” bir kez daha kontrol etsinler.

Evcil hayvan alım satımı yapan petshoplar derhal kapatılmalıdır. Bu hayvanlar doğal ortamlarında olmadığı için kendi soyunun yaşaması gereken yaşantıyı sürdürememektedirler. 

Zamanında heves edip biz de bir kez kanarya (cingöz) ve bir kez de muhabbet kuşu (cankuş) aldık, büyüttük. Gözlerini bizim evde açtılar diyebilirim. Bizimle yattılar, bizimle kalktılar. Kafes onların akşamdan akşama uyudukları yer oldu. Bizimle aynı şeyleri yer içer oldular. Ayı ayrı zamanlarda onlar biraz insanlaştı, biz de biraz kuşlaştık. Onların da bizim de davranışlarımız birbirine uyumlu hale geldi. Muhabbet kuşu görenleri şaşırtacak kadar çok konuşuyordu. Birlikte türkü bile söylüyorduk. 

Herhangi bir nedenle evden kaçarsa diye birilerinin bizi bulabilmeleri için telefon numaramızı öğrettik. 

Kuş son derece keyifli yaşarken aynanın önüne geçip yiyeceğini görüntüsüne ikram eder gibi hareketler yapmaya başladı. Biz önce hastalandı sandık. Veterinere koştuk, durumu anlattık. Merak etmeyin dedi. O artık yetişkin bir erkek, kendisine eş arıyor dedi. Günlerce, bizim oğlana kız aradık. Sağlıklı olsun, güzel olsun diye kılı kırk yardık. Sonunda bu nitelikleri taşıyan bir dişi kuş bulduk. Eve getirdik onun da kafesinin kapısını açtık. Kız da sanki kıtlıktan çıkmış gibi bizim oğlanın peşine düştü. Bizimki ciyak ciyak bağırıyor, ondan kaçıyor ama öteki durmuyor, kovalıyor, salonun bir ucundan bir ucuna pır pır… Sonunda bizim cankuş çareyi kafesine girmekte buldu. Dişi kuş da peşinden kafese daldı, bizimkini gagalamaya başladı. Bizimki bağırmıyor adeta ağlıyordu. Kafesin içine elimi soktum dişiyi yakaladım. Kendi kafesine kapattım. Kafesi de bir alt kata götürüp bıraktım. Zavallı cankşun yüreği hala küt küt çarpıyordu. Biraz sevdik, okşadık bir gün sonra ancak kendine gelebildi. 

Bu özel anıyı anlatmamın nedeni, bu hayvanların doğal ortamlarında yaşamadıklarından davranışları da doğal olmuyor. Örneğin bu kuşlar yaşadıkları evin balkonuna çıksa içeriye girmesini beceremezler. Apartman yaşantısında bütün pencereler birbirinin aynısı. Zavallı kuş hangi cama, hangi kapıya gitsin de burası benim yurdum, yuvam desin. Onun gibi bizim oğlan da dişi bir kuşun yaklaşımını yaşamına çok büyük bir tehdit gibi algıladı. 

Bizim kuş soyunun ortalamasına uygun süre kadar yaşadı ve sonra onu kaybettik. Evimizden bir kişi eksilmiş gibi üzüldük. Ona bir mezar bile yaptık.

Değerli okur, bunca sevgiye ilgiye onunla bu kadar içtenliğimize, senli benli oluşumuza karşın biz ona gençliğini, gençliğinin güzelliğini yaşatamadık. Onun bir sevgilisi olmadı, onun oğlu kızı olmadı, olamadı. 

Cankuş gittikten sonra bir kez daha böyle bir yanlış yapmamaya, gülü dalında kuşları doğanın içinde gözlerimizle sevmeye karar verdik. 

“Uyutma Yasası”, düşündükçe kan tepeme çıkıyor…

05.06.2024

Ali Can Polat

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

CANCER, CARCINOME, SARCOME, / KANSER, KARSİNOM, SARKOM
CANCER, CARCINOME, SARCOME, / KANSER, KARSİNOM, SARKOM
OENOTHERA BIENSIS / EZAN ÇİÇEĞİ 
OENOTHERA BIENSIS / EZAN ÇİÇEĞİ 
ANGRAECUM SESQUIPEDALE / DARWIN ORKİDESİ DARWIN BUTTERFLY /  DARWIN KELEBEĞİ
ANGRAECUM SESQUIPEDALE / DARWIN ORKİDESİ DARWIN BUTTERFLY /  DARWIN KELEBEĞİ
Felsefe Sorunları Görünür Kılmaktır
Felsefe Sorunları Görünür Kılmaktır
SAMİ SELÇUK
SAMİ SELÇUK
ÖRTMENİM
ÖRTMENİM
HAFIZA-İ BEŞER
HAFIZA-İ BEŞER
KAIROS - SENKRON
KAIROS - SENKRON
TESPİH, TESPİH AĞACI, ÇİÇEĞİ, TESPİH BÖCEĞİ VB…
TESPİH, TESPİH AĞACI, ÇİÇEĞİ, TESPİH BÖCEĞİ VB…
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!