Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu

Sevgili okurlarım, bu keçiboynuzu da nereden çıktı demeyin. Onu ben çıkarmadım. O benim yoluma çıktı. Gelin bu ağacı ve meyvesini biraz daha yakından tanıyalım. Bu ağacın eski Latincedeki adı Cerotonia Siliqua.  Botanikçiler, eczacılar onu hep bu isimle biliyorlar. Eski Yunancada bu ağaca keration deniyormuş. İngilizler carob, Fransızlar caroube, Araplar da kırat diyorlar. Biz ise bazen harup bazen harnup diyoruz. Ama daha güzel söyleyişle ona keçiboynuzu ismini veriyoruz. Aslına bakılırsa;  bu ağacın, özellikle küçük fidanlarının düşmanı keçiler.  Anlaşılan Akdeniz’in keçileri ağızlarının tadını biliyorlar. Ağacın hem yapraklarını, hem taze sürgün dallarını ve hem de ballı meyvesini öyle lezzetle yiyorlar ki;  belki de o yüzden, belki de ağacın meyvesi keçinin boynuzuna benzediğinden bizim Anadolu’muzun insanı bu ağaca keçiboynuzu demiş, demiş çıkmış işin içinden.
Ama iş orada bitmiyor. Keration halen Yunan, Helen dilinde boynuz anlamına geliyor. Belki onlar da keçinin boynuzuna benzettikleri için keration dediler.

Bir de dilimizde kerata diye bir sözcük vardır.  Bu kelime Yunanca’dan gelmiş, aslı keratas. Kerata yani boynuzlu kelimesi karısı tarafından aldatılmış erkek için küfür olarak kullanılmakta. Bazen de sevgi ile karışık bir sitem sözü  (seni gidi kerata) olsa da kelimenin doğru anlam ilkidir.

Keçiboynuzu deyip de geçmeyin. Hele onu bir gram bal için onca keçiboynuzu yenir mi diye hafife almayın. Bu ağaç çok kutsal bir ağaçmış.  Ağacın meyvesi öyle değerli bir besin ki; Yahya Peygamber ıssız çöllerde bu meyve ile karnını doyurarak yaşamını sürdürebilmiş. İşte o yüzden Avrupa’da birçok ülkede, İngiltere’de,  Almanya’da Yahya Peygamberin ekmeği, yaban balı  (Saint John’s Bread) diye anılmaktaymış.

Keçiboynuzu en çok Akdeniz bölgesinde yetişiyor. Tüm dünyada 118.200 hektarlık bir alanda bu ağaç yetişiyor veya yetiştiriliyormuş. Bu alanların % 57,5’i İspanya’ya aitmiş. İspanyanın da en kaliteli keçiboynuzları Catalunya Bölgesinin merkezi Barcelona’da. İşte gördüğümüz o iki ağaç, dünyanın en güzel iki keçiboynuzu ağacı (!)

Bir yılda tüm dünyada 300 bin ton üretim yapılıyor. Bunun yarısı İspanya’nın. Biz 6. sıradayız. İhracatta ise 4. sıradaymışız. Demek ki bu kadar güzel bir şeyi yemeyip satıyormuşuz (!)

Keçiboynuzu sadece kuruyemişçiden alınıp çerez olarak yenmekle kalınmıyor. Ondan Gıda endüstrisinde yararlanılıyor. Zamkı, sakızı stabilizör etkisinden dolayı dondurma üretiminde kullanılıyormuş. Domuz etinden yapılan salam için katkı maddesi görevi yapıyormuş. Keçiboynuzunun meyvesindeki şeker, şekerkamışından daha fazla dersem şaşırmayın. Çekirdeği alınmış meyvenin ağırlığının % 52’si şeker. Demek ki “ öyle bir gram bal”  falan değilmiş. Keçiboynuzundan pekmez yapılıyor. Şurubu da çok güzel. İlk fırsatta bir deneyin bakalım, çok beğeneceksiniz. Adana-Kozan bölgesinde çok lezzetli ve sağlığa çok yararlı, bu vitamin değerleri yüksek, enerji kaynağı şuruplar ve pekmezler üretilip pazarlanmaktadır.
Unlu mamullerde (har-un) pasta ve çöreklerde katkı maddesi olarak kullanılıyor. Örneğin bisküvinin ufalanmasına engel oluyor.  Sıkı durun,  kibrit sanayinde de kullanılıyormuş. Diş macunu, jöle, tıraş sabunu ve losyonların yapımında koku verici olarak çok aranan bir ürün imiş. Bitmedi daha; kağıt, fotoğraf kağıdı ve fotoğraf filmi üretiminde, boya yapımında, otomobil cilasında da kullanılıyormuş. Başka kaldı mı diyeceksiniz. Keçiboynuzu kakao ve kahveye rakip. Onlardan üstün yanı kafein ve teobromin içermemesi, o nedenle kalp, mide ve sinir rahatsızlıkları olanlar için birebir… Keçiboynuzu çok şifalı bir bitki. Sindirim yolları bozukluklarında, diyarede, gastritte, karaciğer ve özellikle de akciğer, diş ve diş eti  rahatsızlıklarında kullanılıyormuş. Nefes açıcı, balgam söktürücü özellikleri nedeniyle soğuk sıkma keçiboynuzu özütü birçok hekimin de hastalarına yaptığı öneriler arasına girmiş. Kolesterolü düşürücü, kas gelişimini güçlendirici doğal tonik etkileri varmış.
İtalyanlar bir de Amaro Nonino adıyla bir likör yapmışlar.
Eğer şu bizim boyalı gazetelerimizin, televizyonlarımızın o bilinen sayfalarını hazırlayanlar, programlarını yapanlar bunları bilseler hiç kuşkusuz keçiboynuzunun cinsel gücü de artırdığını ve hatta her gün sabah kalkar kalkmaz bir tane, yatmadan önce de bir tane yemenin ne kadar iyi geldiğini uzun uzun anlatacaklardır. Ama benim elimde bu konuda bir veri olmadığı için sizlere bir şey söyleyemeyeceğim.

Bu güzel ağacı anlat anlat bitmez. Siz en iyisi mi, şu bahar ayında gidin bir keçiboynuzu fidanı alın, uygun bir yerde, sokun toprağın koynuna. Yarın büyüyüp meyveye durduğunda, meyvesi balla dolduğunda yüzünüze güleceği günü bekleyin. . Belki de şu güzelim memleketimizde at izinin it izine karıştığı bu günlerde yapabileceğimiz en güzel, en anlamlı şey budur diye düşünüyorum.

Sevgili okurlar, yazının başlığı “İki Dirhem Bir Çekirdek“ ama daha biz henüz ne dirhemden söz edebildik ne de çekirdekten.  Yalnız çekirdeği anlatabilmek için önce keçiboynuzunu anlatmamız gerekiyordu. Çekirdek, keçiboynuzunun meyvesinin içinde saklı.
Bu çekirdek başka çekirdeklere benzemiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun keçiboynuzunun çekirdekleri hep aynı ağırlıkta. Bitkinin bu özelliğini keşfeden insanoğlu bundan da yararlanmanın yolunu arayıp bulmuş. Bildiğiniz gibi Avrupa için Uzakdoğu ipek ve baharat, çeşit çeşit değerli taş ve maden anlamına gelmektedir. İşte bu nedenle Hint’ten, Çin’den Atlantik kıyılarına kadar kervan yolları yapılmış. Doğunun altını, pırlantası, yeşimi, kehribarı, safranı vb. değerli şeyleri tartılmak ister. Tartı işi de öyle göz kararı olmaz. Kimsenin kimseye hakkı geçmemesi gerekir. Bunun için sabit bir tartı birimine ihtiyaç var. İşte bizim keçiboynuzunun çekirdekleri burada da imdada yetişiyor. Örneğin Cordoba’da da tartsan, Tarsus’ta da tartsan bu elmas 125 çekirdektir veya 125 kırattır, vesselam.

 Efendim, bizim Anadolu’da, Osmanlı’nın at koşturduğu o koca coğrafyada ağırlık ölçüsü olarak okka veya kıyye kullanılırmış. Bir okka bizim ağırlık ölçülerimize göre 1,282945 kilogram. Bu okkanın dört yüzde biri, bir dirhem oluyor. Yani 1,282945/ 400 = 3,2073625 gram bir dirhem ediyor.

İşte yazımızın başlığındaki  dirhem bu dirhem. 1 dirhem = 3,2073625 gram.

Bir dirhemin dörtte biri,  bir denk. Yani 1 denk = 3.2073625 x ¼ = 0.80184 gramdır.

Bir denkin de dörtte biri, 1 kırat . Yani bir kırat = 0.80184 x ¼ = 0.20046 gramdır. 

İşte; yazımızın başlığındaki çekirdek,  yani şu bizim keçiboynuzunun, harup veya harnup diye bildiğimiz ağacın meyvesinin içindeki  çekirdek,   İngilizce carob, Fransızca  carobue, Arapça kırat’ın çekirdeği, antik Yunanca keration’un, boynuzun nücleus’u.

Şimdi de ne ilgisi var keçiboynuzunun çekirdeği ile iki dirhemin, kim getirmiş bunları yan yana dediğinizi duyar gibi oluyorum. Neyse sevgili okurum, biraz daha sıkalım dişimizi.

Antik çağlardan başlayarak günümüzden iki yüzyıl öncesine kadar insanlar devlete, devletin basacağı, bastığı kağıtlara,  pek güvenememiş olacaklar ki;  değerli madenlerden yapılmış sikkeleri kullanagelmişler. Lidya’lılardan, Hititlerden, Asurlulardan,  antik Yunan’dan  Romalılara kadar bir çok devlet önce altın, sonra gümüş ve daha sonra da bakır sikkeler bastırmış. Herhalde, tecim işini yapan insanlar giderek birbirlerine olan güvenleri arttığından değişim işini altın, gümüş, bakır derken artık banknot dediğimiz kağıtlarla gerçekleştirebilmiş. Şimdilerde ise sanal, kaydi paralar var. Tabi burada kayıt dışı ekonomi oluyor da niçin kayıt dışı para olmuyor diye benim gibi sizin de aklınıza münafık soruları gelebilir ama ben o konuları pek bilmediğim için sizlere inandırıcı cevaplar vermem mümkün değil.  Bakır, nikel ve gümüş paralar günlük alışverişlerde kullanılmış, altın paralar ise genel olarak bir yatırım aracı olmuş. Bir de altın paraların ziynet olma özelliği var. Bu özellik bizim ülkemiz için bir hayli önemli. 

Osmanoğulları 1299’larda gelmişler, Söğüt’ün oralarda bir beylik kurmuşlar. Daha sonra şansları yaver gitmiş, biraz da Tanrı baba “bunlara yürü ya kulum” demiş, onlar da Tanrının sözünden çıkacak değiller ya, yürümüşler, hatta bazen atlı bazen yaya hep koşmuşlar. Eğer Viyana önlerinde biraz yorulup durmasalardı, o hızla oradan Atlantik kıyılarına ve daha sonra da yaratana sığınıp bir güzel yeni kıtaya bile giderlerdi. Ama olmadı, olamadı…

Hepsi iyi güzel de değişen, gelişen ticaret hayatı içinde para denen şeye ihtiyaç duyulmaktaymış. Anadolu’dan, Trakya’dan, Bosna’dan gelen onca malı tartmak, un kapanında, yağ kapanında, bal kapanında istif etmek, daha sonra bunları tebaaya, memurin takımına ve ille de yeniçerilere dağıtmak gerekiyordu. Bu malların değişimi için para gerekliydi. Osmanlılar ilk dönemlerinde alışılanın tersine bakırdan mangırlarını ve gümüşten akçelerini bastırmış, altın sikke basmamışlar. Venedik’in dukası ile idare etmişler... Ama aradan yıllar geçmiş İstanbul fethedilmiş, devletin sınırları iyice genişlemiş dukaya muhtaç olmak devletin başındakilerin ağırına gitmeye başlamış. Fatih Sultan Mehmet, çağı bile değiştirmiş bir adam, elin dukasını kullanacak değil ya ... 1477 yılında yani kuruluştan başlayarak tam 175 yıl sonra vezirini vüzerasını topluyor. Derhal bana bir sikke basıla diye ferman buyuruyor. Sadrazam sağ eli sol elinin üzerinde ve her iki eli de göbeğinin üstünde,  huzurdan geri geri giderken Ulu Hakanımız sesini bir kere daha akort edip bu sikke bundan böyle sultani olarak anılacaktır, bu böyle biline diye tembih ediyor. İşte bizim ilk altın sikkemizin öyküsü böyle başlıyor. Para basmak devletin en önemli özelliklerinden birisidir. Eskiden devlet demek baştaki kral, hakan, imparator demek gibi bir şeymiş. Onun için padişahlar tahta yeni çıktıklarında bir miktar para basmayı ihmal etmemişler. Mecit basar da Aziz durur mu, Hamit ondan aşağı mı kalır, peki bu Abdül’lerden Reşat’ın nesi eksik?

Eskiden padişahların parası vardı, şimdi paranın padişahlığı var.
E... devir değişti, olacak o kadar!

Fatih, bu altın parayı basmış ama yeniçerisinin, memurunun hizmetlerinin karşılıklarını gümüş akçelerle ödemiş. Daha sonraları devletin gelirleri giderlerini karşılamayıp bütçesi açık vermeye başlayınca haznedar akçenin içindeki gümüşün miktarını düşürmeye başlamış. Memurin takımı o zamanlar da pek sesini çıkaramıyormuş ama yeniçeriler kül yutan takımından değil, işte o yüzden iki de bir kazan kaldırmışlar. Şimdinin Maliye Bakanları ise biz memuru, işçiyi, emekliyi enflasyona ezdirmeyiz deseler de kimse inanmıyor.

Yıl 1838, Balta Limanı anlaşması imzalanıyor. Şimdinin İMF’si ile yapılan stand by anlaşmaları gibi bir şey. Osmanlı ilk kez borçlanıyor. Osmanlı hükümdarları hallerinden memnun 1839 yılının bir Kasım günü Gülhane Parkına gidip Hatt-ı Hümayun’u,  Tanzimat Fermanını okuyorlar. Bozuk, dağınık olan memleket ahvali tanzim olunacak!  ‘Batılılaşma’ harekâtı revaçta. Artık Padişahımıza bu yeni dönemimiz için yeni bir para gerekir?   Fatih’ten başlayarak 250 yıl boyunca küçük darphanelerde, elde dövüle dövüle yapılan altın sikkeler pek de öyle güzel değildi. Hani altın olmasa “- aman sen de “ deyip geçersin. Daha sonra Avrupa’dan mekanik bazı aletler getirtilse de pek öyle güzel bir sonuç alınamadı. Yıl 1844’ lere ulaşınca dönemin para babası bankerleri Osmanlı’ya borç verirken  bir yandan da buharla çalışan para basma makineleri satmışlardır. 1850’ li yıllara gelince borç artık vak’a i adiye gibi olmaya başlıyor. Hoop bir ferman daha 1856 Tanzimat işe yaramadı, gelsin Islahat.

Rumi 1260, miladi 1844 yılında Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul’da Arkeoloji Müzesinin yanında bulunan Darphanede buharlı makineler ile bastırılan bu ilk Osmanlı Lirası öncekilerden çok farklı idi.  O zamanın İstanbul’unda oturan ahali bu altın lirayı görünce;  bu ne, bu ne diye birbirlerine sormuşlar. Bir karara varamadıklarından Darphanenin başındaki muhtereme gitmişler aynı soruyu ona da sormuşlar, bu nedir? Aldıkları cevap “iki dirhem bir çekirdek” olmuş. Duyan duymayana anlatmış, bu paranın adı iki dirhem bir çekirdeğe çıkmış.

Yukarda dirhemi anlatmıştık. Bir dirhem 3,2073625 grama eşittir. Bir çekirdek ise yine yukarda hesap ettiğimiz gibi 0,20046 gramdır. Demek ki iki dirhem bir çekirdeğin gram olarak değeri  (3,2073625 x 2 ) + 0.20046 = 6.615185 gramdır.

Evet, 1844 yılından bu yana bastırılan tüm altın liraların ağırlığı hiç değişmemiştir. Hepsi 7,216 gramdır. Yani Sultan Abdülmecit’in iki dirhem bir çekirdeği de Aziz, Hamit ve Reşat altınları da hepsi 7,216 gramdır. Dahası bu kural Cumhuriyet döneminde de aynen devam etmiş Ata lira olarak bilinen meşkûk altınımız da aynı ağırlıkta yapılmış.

Yukarıdaki iki rakam arasında fark olduğu doğrudur.

6.615….. ve 7.216

Elmas ve diğer değerli taşların tartımı kırat ile yapılır. Örneğin 18 gram ağırlığındaki  bir elmasın kırat veya karat olarak değeri  18/0,20046 = 89,79 yani 90 ‘dır. Yani bu elmas 90 kıratlık, karatlık bir elmastır.

Altın saf olarak çok yumuşak bir madendir. Onu örneğin bir ziynet eşyası olarak kullanabilmek için içine bir miktar başka maden katılması gerekmektedir. Eğer altının içine gümüş katılırsa sarı altın, bakır katılırsa kızıl, turuncu, platin veya nikel katılırsa beyaz altın olur. Altının içine paladyum gibi madenler de katılmaktadır. İşte, bir kütlenin içindeki altın miktarı, altın diye söylediğimiz o kütlenin saflık derecesi,  onun karat değeri veya ayarı demektir.

Almanların Euro’dan önce kullandıkları para birimi bildiğiniz gibi Mark’tır. Mark ilk başlarda yaklaşık 4,8 gram imiş. Bu da yaklaşık bizim 24 kırata, karata denk geliyor. 1875 yılında Paris’te bir Konvansiyon toplanıyor. Toplantıda Metrik sistem konuşuluyor ve uluslararası düzeyde bağlayıcılığı olan kurallar alınıyor. Saf, pür altının 24 kırat olduğu kabul ediliyor.

Şimdi elinizde tuttuğunuz alyansınız,  diyelim ki 20 gram geliyor. Bu yüzük içinde bir miktar gümüş veya bakır ya da başka bir madeni de barındırmaktadır. Yine diyelim ki en başından beri yüzük yapılırken siz bu ömür boyu takacağınız yüzüğün yapımını görmek istiyorsunuz. Tamamen saf altın madeni raftan alınıp tamı tamına 40 gramı tartılıyor, ısıtılıyor, bir potada ergitiliyor. Altına şekil verilemesi için sizin yüzük ustanız potaya bir miktar başka bir maden daha ekleyecek. Size sordu siz de biraz daha titiz davrandınız ve usta gel,  sen buna platin ekle dediniz. Usta sizin sözünüzü dinledi ve 5 gram platini potaya boca etti. Ne oldu? Altın yine altın ama artık saf bir altın değil. Karışık bir altın. Peki, ne kadar karışık?  40/45 oranında platin karışık bir altın. Başka bir anlatımla elimizdeki altın  24 x 40/ 45 = 21.33 ayar bir altındır.

Gelelim bizim ziynet altınımıza yukarda söylediğimiz gibi bu altınlar 7,216 gramdır. Ve bizim tüm bu meskûk altınlarımız  22 ayardır.

24 ayar ile 22 ayar altının karşılaştırılmasında kuyumcular bu oranı milyem olarak ifade etmektedirler. 22/24= 0,91666 milyem.

Bu durumda elimizdeki ziynet altınının ne kadarı  (saf) altındır.

7.216 x 0.91666 = 6.4146666 gram veya, 

7.216 x 22/ 24 = 6.6146666 gramdır.

Yukarda iki dirhem bir çekirdeği biz 6,615185 olarak bulmuştuk.

Aradaki fark sadece 6,615185 – 6,614666 = 0.000519 ‘dan ibarettir. Bu fark da 1875 Paris Konvansiyonu tarafından ortadan kaldırılmış, yok sayılmıştır.      

Laf lafı açıyor ama ben daha fazla uzatmamak için lira, liret, dolar, sikke, mangır, metelik  ve benzerlerinin kökenlerine burada girmek istemiyorum. Onları da ayrı bir başlık altında irdelemeye çalışırız.

Sevgili okurlar, keçiboynuzunun ve iki dirhem bir çekirdeğin,  öyküsü kısaca böyle. Hiç düşündük mü, böylesine derin bir kültür başka hangi coğrafyada var?  Bu coğrafya bizim. Bu coğrafyadaki gelmiş, geçmiş ve halen yaşanan tüm kültürler bizim. Öylesine iç içe girmiş, öylesine birbirini etkilemiş ve birbirini değiştirmiş ki buna bazılarının söylediği gibi mozaik falan demek doğru değildir. Mozaik deyince, hani şöyle kuvvetlice bir vursan,  insanın aklına tüm parçalar geldikleri yere geri gideceklermiş gibi geliyor.  Yukarda dilimizin döndüğünce açıklamaya çalıştık,  iki dirhem bir çekirdek’in fiziki görünüşü güzel bir tasarım ama kimyasal yapısı da güzel ve değerli bir alaşımdır. Bu ziynet altınındaki gümüşü, bakırı, altını sonradan  ayırabilirsiniz ancak iki dirhem bir çekirdek’in ne çekirdeğini ne dirhemini ne yaparsanız yapın birbirinden asla ayıramazsınız. İşte o öylesine bir alaşımdır ki yeryüzündeki en güzel örnekleri Anadolu’ya özgüdür. Öylesine iç içe girmiş ki! Artık ona ne dirhem ve ne de çekirdek diyemezsiniz. Zamanla çekirdek de unutulur, dirhem de ama iki dirhem bir çekirdek kalır. İyi giyinmiş, özenle taktığını, takıştırdığını kendisine yakıştırmasını bilmiş bir kimseyi görünce yüzümüzün tüm kasları gevşemiş bir şekilde ona iki dirhem bir çekirdek gibi olmuş demez miyiz? Keration da kerata da, harnup da, iki dirhem bir çekirdek de bizim.  Onları koruyalım, seve seve kullanalım. Son 50 yıldır bu değerlerimiz unutturulmaya, neo-liberal sistemin tek boyutlu insan tipi dayatılmaya çalışılmaktadır. Hayat  hamburger yiyip, coca-cola içmekten, sabun köpüğü gibi Hollywood filmlerini seyretmekten ibaret değildir.

Sevgili okurum, şu güzelim Anadolu’muzun sesine bir kulak verir misiniz ?

Yar saçları lüle lüle

Yar benziyor beyaz güle…

Bu lüle ne lülesi, hiç düşündük mü?  Efendim;  Anadolu’da su kaynağının debisinin ölçülmesinde birim olarak lüle kullanılmış. Bir lüle yaklaşık olarak 26 milimetre çapında bir borudur ve saatte 36 litre su akıtır. Bu lülenin bir günde akıttığı su 36 x 60 x 24 = 51.840 litre yani yaklaşık olarak 52 metreküptür.  Eskiden Taksim’de, Taksim’in makseminde, sular idaresinde sular kente böyle dağıtılırdı. Bilmem hangi beyin, hangi ayanın evine kaç lüle su verileceği burada planlanıyordu.  Şimdi İstanbul Taksimde ve başka her yerde mekanik, elektronik ve hatta dijital sayaçlar kullanılıyor ama bizim lülemiz hala yaşıyor. Anadolu’muzun bir köyünde bir delikanlının ağzında çiçekleniyor.  Delikanlı sevgilisinin omuzlarına inen saçlarını lüleden akan suya benzetiyor.  Aşk budur. Aşk daha güzel nasıl anlatılır?

Ali Can Polat

03.07.2006

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!