Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

ENTELEKTÜEL

  Bu bölümdeki gezintimizin ana durağı Türkçede de sıkça kullanılan "entelektüel" (intellectuel) kelimesi. Ama ona gelmeden önce intellect kavramı üzerinde durmamız gerekiyor. Latince intellectus'tan geliyor intellect. Şu iki birimden kurulu: inter, "arasında, iki şey arasında,  karşılıklı" + lect, "seçme, okuma, toplama, bir araya getirme. Bire bir anlamıyla "iki şeyi birbirinden ayırt edip [doğru olanı] seçebilme" demek intellect.  Doğruyu ya da gerçek olanı kavrayabilme yetisi anlamına gelen Yunanca nous'un  Latinceye çevirisi.  Şöyle tanımlanabilir intellect kavramı: anlama, kavrama, ayırt etme, temyiz yetisi; özellikle soyut konuları nesnel bir biçimde anlama, kavrama yetisi, karmaşık konuları öğrenme, anlama, bunlar üzerinde düşünme  yeteneği.  Bilme yetisi klasik felsefede  üç basamağa ayrılır.  1.  Duyum, duyularla algılama  (sensatio). 2. Akıl (ratio) duyumların karşıtı olarak düşünme, anlama, kavrama;  duyu algılarını kavramlarda toplama yetisi. 3. Intellectus en yüksek basamak; duyum ve iradeden bağımsız olarak bilme yetisi, anlama, yargılama, müdrike.  Türkçe felsefe dilinde "anlamak" mastarından "anlık" terimi ile karşılanması uygun görülmüştür.  

  Intelligent, bu kelimenin sıfatı; günlük dilde, akıllı, zeki, anlayış, kavrayış gücü gelişmiş anlamında kullanılır.  

  Intelligence  ise aynı kelimenin isim hali. Ama bu kelime bir yan anlam da kazanmış. Türkçede "istihbarat" diyoruz.  Düşmanların gizli faaliyetleri hakkında bilgi toplama anlamı  ilkin onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış, ama yaygınlaşması çok daha sonra olsa gerek. Günümüzde her devletin bir istihbarat dairesi vardır. 

   Fransızca intellectuel  kelimesine gelince, Dreyfus davasından çıkıyor. Fransızcadan  İngilizceye,  Almancaya geçiyor.  Sözün burasında bu davayı  ayrıntılarıyla hatırlatmak zorundayım.  Alfred Dreyfus  Yahudi asıllı  bir Fransız topçu yüzbaşısı. Savaş bakanlığında çalışırken 1894'te Fransız askerî sırlarını Almanya'ya verme iddiasıyla askerî mahkemede  yargılandı.  Bu suçu işlemediği halde mahkemede suçlu bulundu. Yahudi asıllı olduğu için kamuoyunun geniş bir kesimi de suçlu olduğuna inanıyordu.  O yıllarda Fransa'da Yahudi düşmanlığı artmış,  kamuoyunda Yahudilere karşı bir güvensizlik ortamı doğmuştu. Dreyfus ömür boyunca hapis cezasına çarptırılarak Güney Amerika'da Fransız  Guyanası  açıklarındaki Şeytan Adası'na sürüldü. 1896'da Esterhazy adlı bir binbaşının suçlu olduğu yolunda ipuçları keşfedildi. 1898'de mahkeme Esterhazy'yi sadece iki gün süren bir yargılamadan sonra suçsuz bulunca yazar Émile Zola cumhurbaşkanı  Félix Faure'e  seslenerek "Suçluyorum" (J'accuse)  başlığı altında bir açık mektup yayımladı.  Mektup sonradan başbakan olacak olan Georges  Clemanceau'nun yayın yönetmeni olduğu L'Aurore gazetesinin birinci sayfasında basılmıştı. Mektubun başlığını da Clemanceau koymuştu. Dava üzerindeki tartışmalar  on iki yıl sürdü. Bu süre içinde Fransız kamuoyu ikiye bölündü.  Bir yanda, Dreyfus karşıtları olan Yahudi düşmanları, katolikler, monarşi yanlısı muhafazakârlar, militarist güçler;  öbür yanda liberaller, cumhuriyetçiler, Yahudiler,  aralarında Georges Clemenceau'nun da bulunduğu  Dreyfuscu ileri  fikirli aydınlar  vardı. 

   Zola bu mektupta genel kurmay başkanını, silahlı kuvvetlerin yüksek rütbeli subaylarını  eleştiriyor, askerî mahkemeyi  Esterhazy'yi suçlu olduğunu bile bile beraat ettirmekle suçluyordu. Zola'nın mektubu davanın yeniden görülmesi yönünde yönetim üzerinde bir baskı kurulmasını sağladı. Esterhazy'nin beraat ettirilmesinden sonra Dreyfus yanlılarının sayısı hızla arttı. Davanın yeniden görülmesi için, altında birçok aydının imzası bulunan iki toplu dilekçe verildi. Bildiriyi imzalayanlar arasında,  Émile Zola, Anatole France, Léon Blum,  Marcel Proust,  Charles Péguy,  Claude Monet, Émile Durkheim, Stéphane Mallarmé,  Maurice Maeterlinck, Gabriel Monod, Jules Renard, Henri Poincaré,  Sarah Bernhardt,  Georges Clemenceau  ve eskiden bir antisemitist olan André Gide gibi, iki bin bilim adamı, aydın, yazar,  sanatçı vardı.  

   Beş yıllık bir hapislikten sonra, 1899'da,  Dreyfus Fransa'ya getirilip yeniden yargılandı. "Hafifletici sebepler"  gerekçe gösterilerek cezası on yıl ağır hapse indirildi.  Ama yargılamanın hemen ardından  yeni  cumhurbaşkanınca (Émile Loubet)  affedildi. 1906'da Fransız Yüksek Mahkemesinin  kesin kararıyla Dreyfus'un suçsuz olduğuna hükmedildi.  O yıl Clemenceau önce iç işleri, sonra da  başbakan olmuştu. Dreyfus ordudaki görevine döndü,  terfi ettirilip binbaşı rütbesine yükseltildi. Kendisine Legion d'Honneur nişanı verildi. Birinci Dünya Savaşına katıldı. Yarbay  rütbesiyle  emekliye ayrıldı, 1935'te öldü.   

   Zola'nın açık mektubunun yüzüncü yıldönümü olan 1998'de katolik  yanlısı gazete La Croix  Dreyfus  davası sırasında Yahudi düşmanlığını körükleyen  yayınlarından dolayı kamuoyundan özür diledi. 

  Clemenceau binlerce aydının  bildirisini  Le manifeste des intellectuels (Entelektüellerin Bildirisi) diye nitelendirmişti. Onlara saygı duyulması gerektiğini söylemiş oluyordu. Bu kullanım  kelimeye yepyeni bir anlam kazandıracaktı. Daha önce  intellectuel  bir sıfat olarak, duyumlara değil de "salt düşünceye dayalı" anlamında, düşünce biçiminin kendisini nitelendiren bir kelime olarak  kullanılıyordu. Kişiler için —"entelektüel kişi" sözünde olduğu gibi — bir  isim olarak kullanılmıyordu. Bu anlamıyla geçmişte  yok denecek kadar az kullanılmış, terimin bu yönü unutulmuştu.    

   Söz konusu kullanım  kelimeye iki anlam kazandırdı.  Birincisi, toplumdaki  çoğunluğa boyun eğmeyip doğru bildiğinden şaşmadan düşündüğünü açıkça dile getirmekten çekinmeyen, baskıcı yönetime boyun eğmeyen, haksızlığa karşı sesini yükselten, sorgulayan, eleştirel tavırlı  muhalif aydın.  Sözlükler böyle tanımlamaz, ama altta yatan anlamı budur. İkincisi ise, daha önce intellect'in işlevi, yetisi, ürünü  anlamını veren intellectuel / intellectual kavramının kişiler için de kullanılır olmasıdır. Yani  kendini fikir, düşünce işlerine vermiş, yüksek düşünce konularıyla uğraşan, düşünceleri doğrultusunda yaşayan kişi. Bu anlamlar birçok dilde yaygınlaşmıştır. Gerçekten de, söz konusu bildiri,  dünyadaki muhalif aydın    hareketlerinin, toplu imza kampanyalarının anası olmuştur.  Bugünkü entelektüel kavramının Dreyfus davası  dolayısıyla  ortaya çıkması son derece anlamlıdır. 

    Bu kelimenin Türkçeye nasıl çevrilebileceği konusuna da değinmek gerekir.  Hangi bağlamda kullanıldığına bakmalıyız. Örneğin, Türk entelektüelleri" yerine de "Türk aydınları" diyebiliriz, idare eder burada. "Entelektüel hayat"  yerine de "düşünce hayatı, fikir hayatı" denebilir. Bu  iki kullanım böylece çevrilebilir. Ama "entelektüel bir genç"  yerine "aydın genç"  diyemeyiz. Sözgelimi, "Ahmet Hamdi Tanpınar aydın bir yazardır" denmesi gülünç olur. Burada mutlaka  "entelektüel yazar" denmesi gerekir. Terimin bu anlamı Türkçeye çevrilemez.  

    "Entelektüel"in muhalif aydın  anlamına değil de  eski anlamına dayalı bir terim var: intellectualism. Genel anlamıyla, duygunun, heyecanın bir kenara bırakılıp intellect (anlık) doğrultusunda  hareket edilmesi; felsefede de, salt akla, akıl yürütmeye dayanan bir bilgi kuramı; akılcılık demek.  Türkçede, "anlıkçılık" karşılığı teklif ediliyor.      

    Osmanlı Türkçesinde, yirminci yüzyılın başlarında, aydınlanma anlamına gelen Arapça "tenevvür" kelimesinden "münevver" terimi türetilmiş. "Tenevvür devri"ne, Aydınlanma Çağı'na bir gönderme tabii bu.  Ama Aydınlanma'yı henüz yaşamadan. Mehmet Bahaettin Toven'in  Yeni Türkçe Lügat'inde  (1924) münevver, "İlim ve marifeti, tecrübesi çok, terbiye ve tahsil görmüş, malûmatlı, açık fikirli" diye tanımlanmış. Yepyeni bir kelime Türkçede.  "Aydın",  "münevver"in Türkçeleştirilmişi. TDK'nin Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu'nda (1935)  "münevver" yerine "aydın" kelimesinin kullanılması öngörülmüş. Münevver de, aydın da  aynı anlamı veriyor: aydınlanmış, aydınlatılmış. Aydınlatan değil. Bu yüzden, edilgin bir kişi. "Entelektüel"in anlam dünyasına uzak. 

    Prof. Şerif Mardin'in aydın kavramı üstüne yayımladığı bir makale var. Konunun derinliğine inen, son derece  ufuk açıcı bir makale bu (" 'Aydınlar' Konusunda Ülgener ve Bir İzah Denemesi",  Toplum ve Bilim, 24. sayı,  1984).  Mardin'in bu makalede söylediklerinin  konumuzu ilgilendiren bölümünden yararlanacağım.    

   İyi yetişmiş, bilgili kişileri Türkçede  tek bir  kelimeyle nitelendiriyoruz: ya  münevver ya da aydın. Şerif Mardin ilkin bu iki terimin de kendi kültür tarihimizden çıkmadığına, kültürümüz dışındaki bir kavramlaştırmadan kaynaklandığına dikkati çekiyor. Öte yandan, batı kültüründe  Türkçede aydın dediğimiz kişileri nitelendiren şu dört kavram olduğunu belirtiyor:  entelektüel,  intelligentsia, literati, les clercs.  Bunlar arasındaki farklılıklar çok önemli. Oysa biz  bu kavramları teke indirgeyerek hepsine birden "aydın" (ya da "münevver")  diyor, böylece aralarındaki  farklılıkları ortadan kaldırıyoruz.    

    Entelektüelin anlam alanını yukarda gördük. İkinci  terim olan intelligentsia'nın kaynağı Rusça. Bu dilden çıkmış bir terim olması ilginç. Çünkü Rusça bir Latin dili değil. Yerel dillerde tamamıyla yabancı öğeler kullanılarak yeni kelime türetilebilmesi çarpıcı bir dil olgusudur.  Görüşleri, fikirleriyle kamuoyuna, toplumsal hareketlere yön veren, sanatta, kültürde öncü kişiler, seçkinler, aydınlar topluluğu demek. Ondokuzuncu yüzyılda Rus aydınlarının çoğu (aynı dönemde bizim aydınlarımız gibi) Fransızca öğrenmişler, batı Avrupa kültürüyle yakın temasa geçmişlerdi. Özellikle yüzyılın ikinci yarısında Rusya'da çeşitli siyasi, ideolojik, felsefi akımlar ortaya çıkmıştı; Marksizm, anarşizm, nihilizm, halkçılık (popülizm)  gibi. Bu hareketlere öncülük edenlerle  kamuoyu önderleri Rusçada topluca intelligentsiya diye nitelendirildi.  Daha çok toplumsal işlevleriyle ayırt edilen bir yazar çizer kesimi bu.  Rusya'da 1860-1870 arasında türetilmiş, İngilizceye de  1905 dolaylarında geçmiş. 

   Bu tanım ile entelektüel arasında ince bir farklılık var.  Intelligentsia içinde yer alanlar  genel anlamda "okumuş, tahsilli" dediğimiz kesime göre  daha faal, görüşleri sorulan, fikirleri önemsenen, toplumu etkileyen, sesi daha çok çıkan kimseler. Ama her birinin mutlaka entelektüel (özellikle kelimenin  ikinci anlamıyla) olduklarını varsayamayız. 

   Mardin'in tanımladığı literati kavramına geçiyorum. Okumuşlar çevresini nitelendiren   literati (tekili literatus) ise çok daha eskilere dayanan ama zamanımızda teknik bir anlam kazanmış bir terim. Avrupa'da okuma yazmayı bilen insanların çok az olduğu bir çağın okumuşlarıdır bunlar. Kitaplarda yazılı bilgileri öğrenmiş, bütün güçlerini "bilme" uğraşına  veren, bilgiyi kayda geçiren kimselerdir. Bireysel bir tavırları, arayışları yoktur. Kolektif bir çalışma etkinliği gösterirler. Bağlı oldukları zümre içinde  erimiştir kişilikleri. Bu yüzden, aralarında "entelektüel" aramak boşunadır.  Onların ödevi, var olan bilgiyi sorgulamak, yeni bilgi üretmek değil, toplumun temel değerlerini korumak, bildiklerini yeni kuşaklara aktarmaktı. Şerif Mardin Osmanlı toplumundan da bir örnek verir:  saray okullarından, medreseden, tekkeden  yetişen okumuşlar Osmanlı toplumunun literati zümreleridir.         

    Fransızca clerc, İngilizce clerk kilise Latincesindeki clericus'tan bu dillere geçen  terimler. Ruhban sınıfından, rahip demek.  Bunlar literati sınıfının birer üyesi olan tek tek insanlar, birer literatus. Ortaçağda mahkemelerde zabıt kâtipliği  (terimin bugünkü anlamı, yani kâtiplik, buradan kaynaklanıyor) görevi ruhban sınıfından olanlara verilirdi, çünkü o dönemde okuma yazmayı bilen tek kesim onlardı.  Bu kişiler başka işlerde de  defter tutan yazıcılar olarak  görevlendirilirdi; örneğin, şehir meclislerinde de kayıt tutarlardı. Şunu da  eklemek gerekir: ortaçağda okuma yazma bilmek demek Latince bilmek demekti. Bu eski anlamıyla clerc / clerk okuma yazma bilen, bilgili, bilgin, âlim, yazılı kültür çevresinde yaşayan kişiydi. Şerif Mardin, "Bu kişilerin [literatinin] bilgiyi muhafaza ve topluma 'iyi'yi gösterme yolunda yüklendikleri sorumluluklar les clercs tabirinde vurgulanmıştır," diyor. 

    Mardin'in getirdiği bu kavram açılımlarından sonra, "aydın", "münevver" kavramları bizler için doyurucu olmaktan çıkıyor. Şerif Mardin  açıkladığı kavramlar arasındaki farklılıkları göstermekle  hem genel olarak aydınlar konusunu, hem de okumuşların  eski ve yeni dünyadaki toplumsal işlevlerini batı kültüründeki  kavramlardan yararlanarak daha iyi kavrayabileceğimize dikkati çekiyor.  

 

                                      ZEYL  

   Intellect, intellectuel kelimelerindeki lect kökünün şu değişkenleri de var: -leg-, -lig-, -log-. Bunların gerisinde Yunanca leg-ein (söyleme, konuşma, seçme),  onun da temelinde Hint-Avrupa kök dilindeki *leg-, leig- birimleri bulunuyor.  En çok Latincede işlenmiş bir damar. Dallanıp budaklanıp bir yığın kelime türetiyor. Anlam budaklanmasını şöyle gösterebiliriz: a) toplamak, bir araya getirmek; b) seçmek; c) okumak, söylemek, konuşmak, söz, kelam; d) toplaşmak, parçaları birleştirmek, birbirine bağlamak, bir yerde toplayıp birlik haline getirmek, bir yerde yeniden toplamak,  derleyip toplamak, sıralamak. 

   Bu anlam salkımlarından çıkıp Türkçeye giren, çok bilindik bir kelimeyle başlayalım: koleksiyon. Latince önek co-, com-,  con-, col-  "birlikte, aynı" anlamını verdiğine göre koleksiyon isminin mastarı "toplamak, bir araya getirmek". Aynı kelimenin sonuna Türkçe - cu ekini getirip "koleksiyoncu" deriz. Bazı kimseler kelimenin bu türevi  sanki yanlışmış gibi  koleksiyoner derler, onlara bakılırsa Fransızca collectionneur denmeli!  Bir de teknolojide, "atık suların akmasını sağlayan boru"ya "kolektör" deniyor; "toplaç" karşılığı öngörülmüş. 

  Fransızca  élite kelimesinin kökü "seçmek".  Başka dillere çevrilemiyor. İngilizcede, Almancada karşılığı bulunamamış, olduğu gibi alınmış. İngilizcedeki "distinguished" (seçkin, mümtaz, müntahap)   ile  élite benzerlik gösterirse de bu iki kelimenin asıl anlamları başkadır. Türkçede de seçkin ile élite bir tutulamıyor.  Seçkin yazar, seçkin öğrenci, mümtaz  devlet adamı derken söz konusu kişileri övmüş, yüceltmişizdir.  Oysa élite bir yüceltmeyi dile getirmez, içeriği nesneldir. Seçkin bir kimse beğenilen biri olduğuna göre, seçkinci, seçkincilik terimlerinin de élitism'i karşılaması beklenemez.  Birçok yeni kelime türeten Ziya Gökalp  élite kelimesini Türkçede "güzide" ile karşılamaya çalışmıştı. Türkçülüğün Esasları'nda  bakın nasıl kullanmış: "Güzideler yüksek bir tahsil ve terbiye görmüş olmakla halktan ayrılanlardır.  Güzideler halka doğru niçin gidecekler? Güzideler halka hars götürmek için gitmelidirler." "Güzide"yi  élite  karşılığında kullandığı açık. 

    Yunanca kökenli eklektik terimi kuram dilinde Türkçede de  kullanılan bir terim. Burada da "seçme" anlamı var. Yunanca ekletikos'un kuruluşu şöyle: ek- dış, dışta,  dışarı çıkarma + legein, "seçmek", yani  birçok şey arasından seçmek, altta yatan anlamıyla "en iyisini seçmek".  Yirminci yüzyıl başlarında, "devşirme, derme" anlamına gelen  Arapça kökenli "iktitâf"  kelimesinden türetilen "iktitâfiye" terimiyle karşılanmak istenmişti; yeni Türkçede  "seçmecilik" deniyor.   

  Eklektik felsefede ilkin EskiYunan - Roma filozofları arasında belirli bir okula bağlanmayıp değişik filozofların fikirleri arasından kendilerince en akla yatkın olanları seçip yeni bir sistem kurmaya çalışanlar hakkında kullanılmıştır. Bu tanım bugün de aynıdır. Ama eklektizm iyi bir şey midir, kötü bir şey midir diye sorulabilir. Belirli bir  sistem benimsenmeden o sistem içindeki kimi öğretilerin, önermelerin alınıp tek tek  kullanılması sorgulanması  gereken bir tutumdur.  Çünkü sistemlerin dayandığı öğretiler karşılıklı bir bağlantılar bütünlüğü gösterdiği, her öğreti ya da önerme o bütünlük içinde anlam taşıdığı  için, fikirlerin değişik sistemlerden derlenip keyfî bir biçimde bir araya getirilmesi kuramsal bir tutarsızlığa yol açar. Kurulmak istenen sistem, sistem seviyesine çıkamaz, yamalı bohçaya döner.  Sistemsizlik kuramsal konularda ilke olarak iyi bir şey sayılamaz.  Fakat var olan bir sistem  tarihî şartların değişmesi, eski kuramların yeni şartlarda açık vermesi ya da yeni kuramlar karşısında aşınması halinde düşünen kişi değişen durumu değerlendirebilmek için başka sistemlerden gelen  fikirleri, yeni önermeleri elbette gözden uzak tutamayacaktır. Aksini savunmak,  dogmatizme yol açar. Böyle bir durumda eklektizme kapı aralamak ilk örnektekinden elbette farklıdır.    

    Bu kökten türeyip de Türkçeye giren kelimelerden biri de kolej.   Burada da çekirdek anlam seçmek. Latincede college başkalarıyla birlikte çalışmak üzere seçilen demek.  College ile colleague (meslektaş) aslında aynı kelime. College kelimesi yüzyıllarca, lonca, oda, dernek  benzeri bir meslek kuruluşu anlamında kullanıldı; bu anlamı bugün de  kullanılır. Bir üniversite içindeki bağımsız okul anlamı ondokuzuncu yüzyılda Oxford, Cambridge üniversitelerinde ortaya çıktı.  Bu üniversitelerde hâlâ kullanılır. Günümüzde özel orta öğretim okullarına da "college"  denebiliyor.  Türkçede  yabancı dil ağırlıklı öğretime yer veren okullara "kolej" deniyor.  Terimin bu anlamı ondokuzuncu yüzyılda açılan Amerikan okulları dolayısıyla Türkçeye girdi.  Bugün sağlık koleji, polis koleji gibi meslek okulları ise terimin eski anlamına dayanıyor.   

   Alyans, Fransızca "alliance"tan. Şöyle yapısı: ad-  mastar görevi - mek /- mak + Latince  ligare, "bağlamak", dolayısıyla "birbirine bağlamak" demek.  Ally , ittifak kuran öznelerden her biri, yani müttefik.  Kelimenin Fransızcada "nişan yüzüğü " anlamı var bir de. Çekirdek anlam: evlilik bağı. Yirminci yüzyılda Türkçeye bu anlamıyla girmiş. Dünyanın çok güçlü mali kuruluşlarından biri olan Allianz'ın Türkiye'de temsilcileri, uzantıları var. Bu kuruluşların adlarında bu  yazımıyla yer alıyor. Terimin Türkçeye bu ikinci girişi 1980 sonrası.  Yazımı da değişmiş. 

  Lig (league) kelimesini yalnızca spor severler değil, herkes bilir. Kelime burada da "birlik" demek. Futbol, basketbol, voleybol gibi  spor dallarında kulüpler birliğinin anlaşmasıyla takımların yarışmalarını sağlayan düzene bugün dünyanın her yerinde "lig" deniyor.  Kelime Türkçeye ilk kez 1904-1905 futbol mevsiminde İngilizceden girdi. Bu ilk Istanbul liginin asıl adı Constantinople Football Association League, yani Konstantinopolis Futbol Dernekleri Birliği'ydi. Türkler futbolu Istanbul'da yaşayan İngilizlerden öğrendikleri için, bu ilk ligin resmî adı da İngilizceydi. İlk lige katılan dört  takım da Türk oyunculardan kurulu  değildi.    

   Birinci Dünya Savaşından sonra, 1920'de kurulan Cemiyet-i Akvam ya da Milletler Cemiyeti'nin İngilizce adında yine aynı kelimeyi görüyoruz:  League of Nations.  Günümüzün bir başka uluslararası örgütü olan Arap Birliğinin İngilizce adı da "Arab League"dir.  

Bülent Aksoy

22 Ekim 2021

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!