Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM

Bu yazımızda imparator, imparatorluk, emperyal ve emperyalizm gibi kavramlarla birlikte gaius, augustus, sezar, kayser, kral ve çar. Emir, melik, sultan, saltanat ve padişah gibi kavramları da irdeleyeceğiz.

Başlıktaki ilk dört kavrama kaynaklık eden sözcük Latince imperare  (impe’rare) eylemidir. Hazırlamak, düzenlemek anlamına gelen “in ve paro” köklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş, şimdiki zaman mastarıdır.  Türkçe karşılığı saltanat olup imperare imparatorluk otoritesini (imperium), yetkilerini kullanma, hâkim-egemen (=imperant) olma, hüküm verme, hükümran ve hükümdar olma,  hükmetme, hüküm sürme, komuta etme, üstünlük kurma gibi daha birçok anlamlara gelmektedir.
Sözcük içinde bir olayı, bir düşünceyi kabul etmeye (empoze) zorlamak bir şeyi yapmaya, vermeye zorlamak, bu işlerin yapılması için emir vermek anlamlarını barındırmaktadır. Bu impĕro eyleminin aktif öznesi “or” son ekiyle Latince imperator sicimine ulaşmaktadır. Bizde imparator olarak söylenmektedir.
Roma’nın askeri hâkimi olan Augustus ilk kez MÖ 30 ‘ da bu kavramı benimsedikten sonra bir unvan olarak Latinceye girmiştir.  
Dilimizdeki İmparatorluk ve imparator sözcüklerinin Fransızcası Empereur – Impérial, Empire, İngilizcesi Emperor, Imperial - Empire, İtalyancası Imperatore- Imperiale, Impero’ dur.

Augustus sözcüğünün kökeni Latince augere yani artırmak, büyütmek, yüceltmek eylemidir. Sözcük bu eylemden türetilmiştir. Latince auctoritas sözcüğü, bugün dilimizde autorité /otorite şekliyle kullandığımız sözcüğün kökeni de augustus sözcüğünün kökeni olan augere ile aynıdır.

Roma hükümdarları adlarının yanına birçok sıfat eklenmekten çok zevk alıyorlar. Örneğin Sezar’a bakalım o bir augustur. Latince: Imperator Caesar Divi Filius Augustus olarak anılır. (MÖ 63 – MS14).  Roma İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk imparatorudur. MÖ 27 - MS 14 yılları arasında hüküm sürmüştür.
Ondan sonra gelen evlatlığı Augustus, Gaius Octavius Thurinus olarak doğmuş ve MÖ 44 yılında Julius Caesar tarafından evlatlık edinilmesinin ardından Gaius Julius Caesar Octavianus adını almıştır.

Yine ekleyelim Latince “Divi Filius” ilahi olanın, tanrının oğlu anlamına geliyor. Julius Caesar ölmeden 14 yıl önce doğmuş olan peygamber İsa için de tanrının oğlu olduğu söylentisini ve Hristiyanlık dininin temelini oluşturduğunu anımsatmak isterim. Baba. Oğul kutsal ruh, Hristiyan teslisi/ üçlemesi.

Gaius sıfatı Gaia’dan gelmektedir. Mitolojide Uranüs'le evlenen ve yeryüzünün kozmik bir varlık hali olan ilk tanrıça Gaia adıyla ilişkilendirildikten sonra bu sözcük Roma hükümdarlarına unvan olarak alınmıştır.

Cümlenin burasına bir virgül koyarak augustus sözcüğünün otorite, otokrasi, otokrat, diktatör sözcüklerine ve imparator düşüncesine kaynaklık ettiğini not edelim.
Augustus yine o tarihlerde Roma takviminin 6. Ayı olarak kabul edilmiştir. Bunlarla ilgili olarak daha önce Kavram Mutfağı’ nda ayrıntılı açıklamalar yapılmıştı.

Augustus sözcüğü eski Romalılara özgü bir imparatorluk sanıdır ve yüce, ulu anlamlarına gelmektedir. Augustus, Imperator Caesar Divi Filius Augustus; 23 Eylül MÖ 63 – 19 Ağustos 14), Roma İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk imparatorudur. MÖ 27 - MS 14 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Bu san Romanus Senatus tarafından Caesar'ın yeğeni ve adoptif oğlu Octavianus'a verilmiştir. Ondan sonra gelen imparatorlar da bu sanı severek kullanmışlardır
Augustus, Gaius Octavius Thurinus olarak doğan ve MÖ 44 yılında Sezar tarafından evlatlık edinildikten sonra Gaius Julius Caesar Octavianus adını almıştır.
Augusta unvanı ise augustus’un dişil halidir. Augustus tarafından ilk kez eşi Livia Drusilla’ya verilmiş, sonraki imparatoriçeler de bunu gelenek haline getirmişlerdir.

Augustus, zamanla Latincede majesteleri anlamını kazanmış bir sözcüktür. Batıda özellikle diplomasi dilinde majesty veya your majesty bir saygı ifadesi olarak söylenmektedir.
Türkçede ise yüksek bir makama karşı daha alt tabakaların saygılarını dile getirmek için kullandığı veya kullanmak zorunda kaldığı sözcükler yüce hakanım, ulu padişahım, sultanım ve benzerleridir.

Nikomedia’da Diocletianus kendisini emekli edip yönetimi dörde böldükten, tetrarşi yönetimini oluşturduktan sonra bölümlerden ikisinin başına iki augustus, ve yardımcıları olarak da iki caesar belirlemiştir.

Caesar sözcüğünü Araplar Rum/ Roma hükümdarı anlamında  ḳayṣār قيصار  olarak söylüyorlar. Bu sözcüğün aslı Orta Yunanca aynı anlama gelen kaîsar καῖσαρ sözcüğünden alıntıdır. Latince caesar kesik anlamına gelmektedir. Bu özel adın Latince caedere, caes “kesmek, kırmak” eyleminden türetilmiştir.

Bir insanın ünü, şöhreti arttıkça başının çevresinde bir hale gibi söylenceler, yakıştırmalar arttıkça artar. Derler ki; Caesar’ın soyu tanrıça Aphrodite, Venüs'ün sözde oğlu Troyalı prens Aeneas'ın oğlu Iulus'tan gelmektedir. Yani soyu patrici sınıfından bir aile olan Julia gens'indendir.  

Sezar cognomen'i yani soyadını Yaşlı Plinius'a göre sezaryenle doğmuş olduğu için almıştır. Dahası saçı sıkmış, gözleri parlak gri imiş ve bir savaşta fil öldürdüğü için bu adı almış. Sezar'ın bastırdığı sikkeler üzerinde fil bulunması adı geçen son iddiayı destekler nitelikteymiş.

Sezar sözcüğü de aslında Roma imparatorluğu' nda imparatorluk sanıdır. Sözcüğün Latincesi caesar /kayzar ‘dır.  Julius Caesar’ın ölümünden sonra gelen imparatorlara bu unvan verilmesi adet olmuştur. Yardımcı Caesar’lar Augustus'un olmadığı zamanlarda, ölümü ya da görevi bırakması sonrasında onların yerlerine geçerek Augustus oluyorlardı.

Caesar sözcüğünün kökeninde Roma Cumhuriyetinden Roma İmparatorluğuna geçişte en önemli rolü oynayan diktatör Julius Caesar bulunmaktadır.
Caesar’ın yeğeni Augustus, imparator olduktan sonra da babası Caesar’ı tanrılaştırmış ve ondan aldığı soyadını yani cognomen’ini  onursal bir unvan yapmış ve kendi adının başına eklemiştir. Daha sonraki Roma imparatorları da bu unvanı benimsemiş ve ilerleyen yıllarda bir soyluluk göstergesi olarak sürdürmüşlerdir.

Roma ikiye bölündükten sonra doğudaki bölümde zamanla Helence egemen olmuş ve devletin resmî dili haline almıştır. Bununla birlikte sözcüğün Latincesi caesar'ın okunuşu kaisar (καισαρ) biçimini almıştır.
Bu biçim Arap-İslam dünyası aynen geçmiştir. Türkçeye kayser (Osmanlıca: قيصر) biçimiyle girmiştir. Fatih Sultan II. Mehmet ve ondan sonra gelenler kendi unvanlarına ek olarak Kayser-i Rûm sıfatını da eklemişleridir.

Doğu ve Orta Doğu’da bu unvanların dışında mikado, hakan, melik, şah, şehinşah, emir, sultan ve padişah gibi başka kavramlar da bulunmaktadır. Padişah Farsça pādşāh, pādişāh sözcüğünden alınmadır. Soğdça kökeni ise patayswan’ dır. Sözcük Farsça güç anlamına gelen pāti ve hükümdar anlamına gelen şah sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bileşik bir sözcüktür. Pati sözcüğünün batı dillerindeki power, potens ve potential sözcükleriyle bir ilgisi vardır. Hükümdar, otorite-iktidar sahibi olmayı ifade eder. Padişah Osmanlı devlet başkanlarına verilen unvandır.
Melik Arapça mulk sözcüğünden alınma olup mülk, güç sahibi olmayı ifade eder. Devlet başkanının eşine de melike adı verilir.
Sultan Arapça sultan sözünden alınmadır. Sünni Müslüman hükümdarlara, padişahlara verilen bir unvandır.  Padişah ailesinden anneye, kız kardeşe ve kız çocuklarına da verilen bir unvandır.  Bazı hallerde bilim ve sanatla uğraşanlara da unvan olarak verilmiştir. Şii mezhebini benimsemiş hükümdarlar için sultan değil şah veya emir unvanları kullanılmaktadır. Örneğin Emir Timur veya Şah İsmail gibi…
Saltanat Arapça saltana sözcüğünden alınmadır. Sultanlık yapma anlamını taşımaktadır. Halk arasında bolluk, varsıllık içinde tasasız yaşamayı ifade etmek için kullanılmaktadır. Kavramın olumsuz anlamı israf yanıdır.

Kendilerini Bizans İmparatorluğu'nun mirasçısı sayan Rus hükümdarları da bu unvanı kendi dillerine uyarlamışlar kendilerine çar (Rusça: цар)  dedirtmişlerdir. Kutsal (Saint Germen) Roma İmparatorluğu, Avusturya İmparatorluğu ve Alman İmparatorluğu yöneticileri de Latince caesar ve Almanca haliyle kaiser unvanlarını kullanmışlardır.

Yine kısaca değinmekte yarar vardır. Kayseri kentimizin eski adı Mazaka imiş.  Roma devrinde imparator kenti anlamında Kaisareia adı verilmiş, Araplar Kaysariya demişler son olarak da Türkler Kayseri şekline sokmuşlardır.  

Diktatör sözcüğü, Latincedeki dictātor sözcüğünden alınmıştır. Dictare eyleminin dictāt geçmiş zaman köküne (dikte etti, söyledi) "or"  ekinin ulanmasıyla oluşturulmuştur. Diktatör, mutlak güce sahip olan bir politik lideri anlatmada kullanılır. Diktatörlük, diktatorya  (dictatura) ise bir diktatörü veya küçük bir grubun yönettiği devleti anlatır.
Sözcüğün tarihteki kökeni Roma Senatosu tarafından acil durumlarda cumhuriyetin yönetimi için seçilen bir yöneticiye verilen unvandan gelmektedir.   

Ancak zaman içinde diktatör terimi genellikle totaliter rejimleri yöneten, baskıcı, zorba yöneticileri tanımlamak için kullanılmıştır.

Antik Yunanca tyránnos τυράννος  egemen, iktidar sahibi, zorba anlamındadır.  Tiran teriminin kökeni Latincede tyrannus olup, Fransızca’ ya tyran olarak oradan da dilimize zorba anlamında kullanılmak üzere tiran şekliyle alınmıştır.

Antik Yunanca monarχeía μοναρχεία /monos + archos sözcükleinin eklenmesiyle bulunmuş bir bileşik sözcüktür. Demokrasi halkın yönetimi, halk yönetimi ise monokrasi de tek kişinin yönetimi anlamına gelmektedir. Monarşi sözcüğü dilimize Fransızca monarchie sözcüğünden alınmıştır. Yurtta yaşayan herkesi cezalandırma ve bağışlama yetkileriyle de birlikte her konuda ve her şey hakkında karar verme yetkisinin bir kişide, bir hükümdarda bulunma halidir. Otoritenin bir kralın veya bir imparatorun elinde olduğu yönetim türüdür. Etimolojik anlamına bakılırsa monarşi tek bir kişinin yönettiği bir devlet düzenidir.

Demokrasilerde egemenlik, erk, otorite, iktidar, üç ana bölümden oluşmaktadır. Yasama, yürütme ve yargı. Bu güçlerin tek elde toplanmış haline mutlak monarşi, tek adam devleti, idaresi denmektedir. Bir de meşruti monarşiler vardır. Koşullu tek güç yönetimi diyebileceğimiz bir sistemde bir kral, imparator, tiran gibi bir hükümdarın yanında bir de meclis vardır. Erk, egemenlik bu ikisi arasında bir ölçüde dengelenmeye çalışılmıştır.

Otokrat terimi gibi, diktatör ve benzerleri gibi baskıcı, faşizan yönetim tarzları için bir niteleme sıfatı olarak kullanılmaktadır.  

Son zamanlarda bir yönetim biçimini otokrat, tiran, diktatör olarak niteleyip eleştirmek suçlayıcı bir hakaret olarak algılanmaktadır. Oysa örneğin tiran, diktatör gibi terimler çoğulcu, demokrat gibi terimlerin karşıtıdırlar. Bu eleştiriler hakaretle suçlanıp cezalandırmayı değil düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bir cevap hakkını doğurur. Nitekim AYM bu eleştirilerin herhangi bir suç konusu olamayacağına karar vermiştir.

Kral sözcüğü de bizim dilimize Sırpçadan hükümdar anlamında carolus sözünden alınmadır. Balkan ülkelerinin hükümdarlarına verilen unvandır. Buradan başka dillere de değişik şekillerde geçmiştir. Frank kralı Karl, Şarlman gibi. Sırpçada kadın hükümdar veya hükümdarın eşi anlamında краљица/ kraljica sözcükleri var. Bu sözcükler Germence karlaz adam, erkek sözcüğünden türetilmiştir. Hollandaca koning, Almanca König, İngilizce king biçimlerine bürünmüştür. Latince konuşulmuş ülkelerde Rex ve Regina kral ve kraliçe karşılığında kullanılmaktadır. Fransızcada kral karşılığı roi sözcüğü bulunmaktadır. Arapçada emir, amir ve amira sözcüklerine rastlıyoruz.

Zaman içinde diktatör, tiran ve benzeri kavramların toplumda baskıcı, korkutucu anlamlarında olumsuzluklar yüklenmiş şekliyle algılandığı doğrudur.  Ancak anlam olarak sezar, kayser, kral, imparator ve bunlar gibi kavramlar da yukarıda açıklandığı gibi aynı kapıya çıkmaktadırlar. Hepsi de egemenliğin bir elde toplanmasını, tek adam sistemlerini anlatan terimledir. İmparator terimine karşı çıkmayıp sevinen bir kimsenin durumu eşek deyince üzülen ama aslan deyince sevinen bir insanın durumundan farksızdır. Eğer üzülecek bir durum her iki sıfat için de üzülmek gerekmez mi? Sonuç olarak eşek de hayvandır, aslan da bir hayvandır. 
Bir kimse ile konuşurken emperyalist sözcüğü geçince kaşları çatılan bir kimse İskender deyince sevinmekte, hatta bunu çocuğuna ad olarak bile koyabilmektedir. Makedonya’dan kalkıp İran’a Persepolis’e kadar gelen, oraları soyup soğana çeviren bir kişiye bir de üstüne üstlük büyük denir mi? Aleksandros III ho Makedon haydut bir askerdir.
Yalan mı? Ne yaparsın, bu dünyaya boşuna kavanoz dipli dememişler… Bu benim sözlerim elbette İskender’in, Sezar’ın, Napolyon’ nun, Hannibal’ in, Cengiz Han’ın ve daha nicelerinin sahip olduğu askeri yetenekleri nedeniyle tarihin bildiği tanıdığı çok büyük askerî taktisyen ve stratejist olmalarını gölgelemez. Bunu biliyoruz ama onların bu özellikleri onların dediğim dedik, öttürdüğüm düdükçü,  zorba diktatörler olmadıkları anlamına da gelmez. İlk aklımıza gelen üç örneği sıralayalım. Sezar ve Napolyon ve Hitler, bunların üçü de cumhuriyet idarelerini sona erdirerek imparatorluklarını ilan etmişlerdir. Sanırım bu karşılaştırma benim bu konudaki duyarlığıma yeterli olacaktır.

Bu açıklamalar bize toplum içinde, toplumu yöneten, yönlendiren bir gücü ve bu gücün kullanılma şeklini göstermektedir. Gücün kaynağı ya üstün bir kutsal varlıktan ya da üstün bir sülaleden, hanedandan gelmektedir. Onlar yüce, soylu, asil, asilzade halk ise bu işlerden anlamayan cahil ayaktakımıdırlar.
Bunlarda her iki halde de güç genel olarak babadan oğula geçer ve her zaman hanedan üyeleri arasında kalır. Gücün kaynağı kutsal bir varlıkla ilişkilendiriliyorsa o zaman kendileriyle kutsal güç arasında organik veya organik olmayan bir bağ olduğu iddia edilir. Onlar bir halife, halkı doğru yola getiren ve orada tutan görevlilerdir. Güç kaynağı, gücün niteliği ve gücün kullanılmasından doğan sonuçlar sorgulanamaz, denetime bağlı değildirler.
Gücün kaynağı kutsal olunca gücün ağzından çıkan her söz, her emir ve gücü temsil eden tüm kurum ve kuruluşlar da kutsaldır. Yönetilenlerin de bu güce ve gücü temsil eden şeylere karşı övücü sözler söylemek, düzenin sürdürülebilirliği için sadakat göstermek ve dua etmek ödevleri vardır.
Bu güçler halkın huzur ve refahını değil kendi ailesini ve kutsal gücün geleceğini, görkemini düşünür. Yönettikleri halk onlar için tebaa yani kendilerine biat eden, tabi olan, itaat eden ve sadakat gösteren insancıklardır. Tebaanın bu ödevlerinde kusur etmeleri cezalandırılmalarını gerektirir. Yönetimi bu anlayışla kendisi için lütfederek bir görev sayanlar ise halka karşı bir yükümlülükleri ve sorumlulukları olmaz. Örneğin o yıl yağış az olsa, kıtlık baş gösterse ahali aç kalsa, kırılsa bundan sorumlu olacak olan yine ahalidir. Krala veya tanrıya karşı saygıda kusur etmelerindendir. Dolayısı ile gelen sıkıntılar, hastalıklar, doğaldır ve  saygıda kusur edilmesi nedeniyle öngörülmüş olan cezalardır. Böyle düşünenlere göre tanrı insanları yoldan çıktıkları için cezalandırmıştır.

Sezar örneğinde açıklamaya çalıştığımız gibi aile ve ailenin soyluluğu çok önemli olmaktadır. İşin doğası gereği yönetici durumda olan otorite sahibi kişiye halkın saygı duyması için kendisinden daha farklı, erişilemez ve mutlaka çok üstün olması gerekir. Eğer halk kendisi gibi, kendisiyle eşit bir statüde olsa onlara saygı duyması için bir neden olmaz.  Bu yüzden onlara asilzadeler denmektedir. Bu asalet babadan oğula geçmektedir. Bu şekildeki aileye de hanedan adı verilmektedir. Ancak hanedan sıfatı krallık, padişahlık gibi görev veya yetkilerin süreleri ile sınırlıdır. Başka bir anlatımla aileden olmak hanedan tanımlaması için yeterli değildir.
Hanedan Farsça ev anlamına “hane” sözcüğüne “dan” eki takılarak bulunan bileşik bir sözcüktür. Kökten asil ve büyük aile, ocak anlamına gelmektedir. Bir soyluluk, asalet göstergesidir. Batıda, Fransızcada karşılığı dynastie, İngilizcedeki dynasty‘dir. Türkçe karşılığı ise uruk veya günlük konuşma dilinde sülaledir. Özellikle antik Mısır ve eski Çin hanedanını, hanedanlarını anlatırken dil alışkanlığı nedeniyle “hanedanlık” şeklinde bir sözcük kullanabiliyoruz. (bazen ben de kullanıyorum. Bazı Türkçe sözlüklerde de bu yanlış sözcüğe rastlanılıyor.) . Hanedanlık bir galattır, bir yandan da galat-ı meşhur olmaya başlamıştır. Örneğin Osmanlı hanedanlığı yanlış, Osmanlı hanedanı doğru bir kullanımdır. Şu anda Osmanlı hanedanından kimse kalmamıştır. Yani artık o aileden prens ya da prenses sıfatlarını kazanabilecek kimse yoktur, kalmamıştır.  Bunun anlamı Osmanlı adına saltanat talebinde bulunacak kimse yoktur. Veliaht, prens ya da prens olamasalar da Osmanoğlu ailesinden kalanlar olabilir, bunlar kurumsal değil bireysel bir hak varsa isteyebilirler. Hanedan sıfatını kullanamazlar. Yani kavramın yanlış kullanılması hukuk yönünden sakıncalıdır.

Konu açılmış iken imparatorluk ile ulus devlet arasındaki önemli bir farka da değinmekte yarar vardır. Örneğin, Osmanlı Hanedanı aşağı yukarı İstanbul’un fethine kadar bir beylik veya bir devletti. 1453 yılından sonra Osmanlı İmparatorluğu olmuştur, olabilmiştir. Fatih Sultan Mehmet kendisi için Kayser-i Rum sıfatını kullanırken kendi devletinin tebaasının çok uluslu ve çok dinli olduğunu anlatmak istemiştir. Kaldı ki İstanbul başta olmak üzere birçok yerleşim yerinde Helen, Ermeni, Yahudi inançlarına ve çeşitli halklara adeta kotalar uygulamıştır. İstanbul’un fethine kadar Osman, Orhan, Murat beyler ve diğerleri bu sıfatı hiç kullanmamışlardır.   
Osmanlı İmparatorluğunu diriltmek hevesinde olanlar bu gerçeği kısmen bilmekte, kısmen bilmezden gelmektedirler. Türkiye’den söz ederken Türk sözü kullanmasalar, Türk sözünü birçok kurum ve kuruluştan silmiş olsalar da ulus, millet sözcüğünden köşe bucak kaçsalar da millet yerine ümmet sözünü yerli yersiz tekrar etseler de Osmanlı İmparatorluğunu canlandırmaları veya yeniden bir imparatorluk kurmaları olanaklı değildir. Tarihsel konjonktür artık imparatorluklar çağının dönüşü olmamak üzere kapandığını göstermektedir. Hele ümmet sözü buna hiç uygun değildir. Ümmet sözü Türk, Arap, Afgan gibi ülkelerden İslam dinine inanmış insanlar davet edilse de onların bu egemenlik altına girme çağrısına uymaları söz konusu olamaz. İkinci olarak onlar burada var olan devlet içinde kısa sürede asimile olup eriyip gideceklerdir. Ancak bunların hiçbir yararı olmayacağı gibi bir sürü sorunu da beraberinde getirecektir. Ensar hamaseti ve din kardeşliği duygusallığı bir imparatorluk inşa etmek için yeterli değildir. Osmanlı imparatorluğu örneğin; Kırım’da, Romanya’da, Moldova’da Voyvodalık sistemi yerleştirirken onların yaşama biçimlerine karışmamış, onları dinlerini değiştirmeye zorlamamıştır. Pax Ottomana denen düzen böyle sağlanabilmiştir. Osmanlı Hanedanı yabancı ile evliliğe özen göstermiş, adeta özendirmiştir. Oysa bu günün heveslileri tek dine inanmış tek tip insan yaratma düşüncesindedirler. İstekleri gerçekleşmeyecektir ancak 1923 yılında anayasal vatandaşlık ilkesi üzerine kurulan ulus devlet için çözümü zor demografik sorunlar başta olmak üzere bir dizi başka sorunlar yaratacaktır. Kaldı ki, ne komşularımız ve ne de uluslararası anlaşmalar buna onay vermezler.

Yukarıda imparatorluktan söz ederken terimin kökenindeki imperium yani güce dikkat çekmiştik. Bu gücün bir ülke sınırları içinde kral, imparator veya başka tek adam yönetimlerince kullanıldığında nasıl olumsuzluklar getirebileceğini yukarıda anlatmaya çalıştık. Bir devletin veya ulusun başka bir devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmesi veya o ülkenin kaynakları üzerinde kendine özel nedenlerle hak iddiasında bulunmasını emperyalizm olarak niteleyebiliriz. Tarihin başından bu yana emperyalizm değişik şekillerde bir sömürü ve başka bir ulusun egemenliğini kısıtlama veya tümüyle ortadan kaldırma aracı olarak kullanılmıştır. 

Bir ülkenin, topraklarını başka bir ülke aleyhine genişletmesi, kaynakları üzerinde hak iddia ederek kullanması, bir ülkenin başka bir ülke ve topluluğa kendi kültürünü değişik yöntemlerle kabul ettirmesi, yaşam tarzlarını değiştirmesi halkını köleleştirmesi ya da başka ulus veya topluluğu vergiye, haraca bağlaması emperyalizmin yöntemleridir. Bunların arasına cihatçı anlayışı ve yayılmacılığın her çeşidini de ekleyebiliriz.

Emperyalizm terimine bugünkü anlamını veren V.I. Lenin olmuştur. 1916 yılında yazdığı “Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” adlı eserinde Kapitalizmin önceki aşamalarındaki sömürge politikasını anlatmış, 1870’ li yıllarda İngiltere’de başlayan ve şekillenen tekelci oligarşinin artık yeni ve daha gelişkin yollar geliştirdiğini açıklamıştır. Lenin sonrasında ve hele SSCB’ nin dağılmasından sonra emperyalizm bir yandan küreselleşme, ulus devletlerin sonu ve emek sermaye çelişkisinin anlamını yitirdiği gibi gerçek ötesi tezlerle kendisine daha ileri kazanımlar sağlamıştır. Daha ilginci gerçekleştirdiği kendi sınıfı dışından sömürünün iyi bir şey olduğunu söyleyebilecek kadar ileriye gidebilecek yandaşlar yaratmıştır. 

Emperyalizmin faziletlerini veya melanetlerini burada sıralamanın bize bir yararı yoktur. Bu kavramın kökeninin Latince imperium yani egemenlik, erk ve güç olduğuna yeniden vurgu yapmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Gücün aslında kötü bir şey olduğu söylenemez ancak gücün başkalarının zararına olacak şekilde kullanılması kabul edilemez. Bu anlamda emperyalizmle her düzlemde savaşılması sömürülen halk ve topluluklar açısından bir hak ve görevdir.

04.04.2024

Ali Can Polat

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!