Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ

(Emrah Safa Gürkan'ın BUNU HERKES BİLİR kitabından aynen alıntıdır) 17 Ocak 2022

 

XIII - YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLAR

Türkiye'de tarih aslında geçmişle değil, bugünle alakalı bir uğraş; birçoğumuz tarih kitaplarını günümüzün sıkıntılarını anlamlandırmak ve çözmek için okuyoruz. Yine bugünün siyasi ve ideolojik kavgalarında haklı çıkmak için tarihin orasının burasının rahatça bükülebildiğini, buna bazen meslekten insanların da katıldığını itiraf etmek gerek. Her üniversiteye açılan ilk bölümün tarih olması boşuna değil!

Kitabın diğer bölümlerinde girdiğimiz teorik tartışmalar ve okuyucuyu alıştırmaya çalıştığımız metodolojik kıvraklıklar aslında tarihle girilen bu sıkıntılı ilişkiyi çözmeye çalışmakta. Bu kısımda daha mütevazı bir hedefle yola çıktık: Günümüz bilim adamları, entelektüelleri ve kanaat önderleri tarafından yanlış bir şekilde kullanılan kavramları açıklamak. Bilginin yayılması ve demokratikleşmesinin doğal bir sonucu olarak kulağımıza çalınan sözcüklerin sayısının her gün arttığı bir ortamda, bu kavram kirliliğinin önüne geçmek için umarım hala geç kalmamışızdır.

 

Hümanizma-Skolastisizm

 

Bu kısımda ele alacağımız iki kavram aslında birbirine alternatif bir eğitim programı ve felsefe metodu sunan iki zıt akım. Ancak, Türkiye'de her ikisi de anlamının çok dışında kullanıldığı için bu durumun farkında olan pek yoktur herhalde. Hümanizmadan türemiş hümanist, genelde insanları sevmek ve hatta diğergam (İng. altruistic) bir şekilde başkalarını düşünmek manasında kullanılırken; skolastik de genelde sorgulamanın yasaklanması ya da bağnazlık şeklinde algılanıyor. Oysa her iki kullanım da yanlış. Her ne kadar hümanizmanın kökünde Latince insan (homo, hominis) kelimesi bulunsa da, hümanist felsefenin direkt insan sevmekle bir alakası yok. Karşımızda Kristeller gibi tarihçilerin felsefe dahi demekten imtina ettiği ve yine bir başka tarihçi Nauert'in "entelektüel çözücü" (İng. intellectual solveni) olarak adlandırdığı, belirli bir müfredatı ve tetkik yöntemini savunan kültürel bir akımdan fazlası yok esasen.

"Hümanizma'' aslında Rönesans döneminde kullanılan bir kelime değil; ilk kez 1 808 yılında bir Alman tarihçi tarafından dolaşıma sokulan ve yüzyılın ortalarından itibaren kitaplara girmeye başlayan, yani yine kendi kavramlarını geçmişe dayamaya çok meraklı meslektaşlarımın ürettiği bir terim. "Hümanist" ise onbeşinci yüzyılda üniversite öğrencileri arasında ortaya çıkan ve studia humanitatis adı verilen ve Ortaçağ üniversitelerinin üç temel fakültesinde (hukuk, tıp ve ilahiyat) okutulmayan dil bilgisi, belagat, şiir, etik felsefe ve tarih gibi dersleri veren hocalar için kullanılan bir ifade. Üniversitelerdeki insan bilimleri fakültelerinin isminin de buradan geldiğini ekleyelim.

Geç Ortaçağ'ın büyük polymath'i (no1ı,uı:; (polus: çok) + μa0rı (mathe: öğrenmek), birçok alanda bilgi sahibi olan) Petrark'tan itibaren yaygınlaşmaya başlayan ve Rönesans döneminde tavan yapan hümanizma aslında yeni bir müfredat önerisi. Kilisenin ve hükümdarların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan Ortaçağ üniversitesi müfredatı, ondördüncü yüzyıldan itibaren ortaya çıkan ve birçoğu ya cumhuriyet olan ya da temsili kurumlara sahip İtalyan şehir devletlerinin ihtiyaçlarını karşılamıyordu. Burada öğretilen Aristocu mantık, tıp, felsefe ve ilahiyatın şehir devletlerinde bir karşılığı yoktu. Bunları yöneten zengin tacir sınıfına vatandaşlık bilinci aşılamak ve temsili bir yapıda siyaset yapmayı öğretmek için gerekli olan müfredatı sunan ise hümanizma oldu.

Belagat, şiir ve dil bilgisi meclis kürsülerindeki konuşmalarda etkinliği hedeflerken; etik felsefe ve tarih gibi alanlar da hem siyaseti daha rahat anlamlandırmayı hem de elitlere bir aidiyet ve sosyal sorumluluk anlayışı aşılamayı amaçlıyordu.

Hümanizmanın yavaş yavaş yerini aldığı skolastisizm de sanıldığı gibi geri kafalılık ya da bağnazlık anlamına gelmiyor. Avrupa üniversitelerinin ortaya çıkmasıyla onikinci yüzyıldan itibaren peyda olan bu öğrenme metodu diyalektik sorgulamaya dayanıyordu; yani gelenekselleşmiş bir metinden (İncil, papalık fermanları, Aristo ve Aquinas gibi filozof ve ilahiyatçıların eserleri) bağlam gözetilmeden alınan bir önerme, diğer önermelerle karşılaştırılıyor ve uzlaşan ve çatışan noktalar uyumlu hale getirilerek bir sonuca varılıyordu. Hümanizmanın getirdiği yenilik de işte tam buradaydı; hümanistler önermeleri tek tek cümleler (Lat. sententia) halinde karşılaştırmanın metnin ruhunu görmezden gelmek olduğunu savunmaktaydılar. Onlara göre her cümle, metnin genel ruhu ya da bağlamı içinde değerlendirilmeliydi.

Ayrıca, kesin felsefi doğrulara ulaşılamayacağına inandıkları için, diyalektik skolastizmin farazi tartışmalarını yararsız bulmaktaydılar; hümanistlere göre, yapılması gereken gündelik yaşamda karşımıza çıkan ihtimaller üzerine yoğunlaşmaktı.

Skolastizme alternatif olarak sundukları bağlam bazlı metot çok titiz bir metin incelemesini mecburi kılmaktaydı. Temsili mekanizmalara sahip antik Yunan ve Roma toplumlarıyla kendi yaşadıkları şehir devletleri arasında paralellik kurmakta pek zorlanmayan hümanistler, bu dönemde yazılmış eserlere yönelmekte gecikmedi. Örneğin, belagat ile ilgili Cicero' nun metinleri ya da bu dönemde yazılmış tarih eserleri bir anda büyük bir ilgiye mazhar oldu. Burada söz konusu eserlerin pek de sanıldığı gibi yeniden keşfedilmediğini, sadece yeni bir bakış açısıyla tekrar değerlendirildiğini de hatırlatalım. Ortaçağ da antik eserlerin gölgesi altında yaşamaktaydı, hümanizmanın ele aldığı eserlerin birçoğu zaten biliniyordu. Ancak, bağlamın çok önemli olmaması metinlerin düzgün çevrilmemesine yol açmıştı. Bunlar yanlışların yanı sıra, atlamalar ve eklemelerle doluydu; üstüne üstlük ortalık sahte metin kaynamaktaydı. Hümanistlerin aynı eserin birçok kopyasını karşılaştırıp hummalı bir tenkitli metin (Fr. edition critique) seferberliğine girişmesinin nedeni işte tam da bu eksiklikti. Bu yeni bakış açısının özelliği aslında İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt'ın dediği gibi insanı merkeze almasından çok metnin bütününü ve yazıldığı dönemin şartlarını önemsemesiydi.

Ondördüncü yüzyılın ikinci yarısında İtalya'da ortaya çıkan bu yeni akım, kısa sürede Alpler'i aşacak ve Kuzey Avrupa'da da yayılacaktı. Bir sonraki yüzyılda matbaanın bulunması hümanistlerin fikirlerini daha geniş kitlelere yaymasına yardımcı olurken, domine ettikleri dil bilgisi okullarının artması ve üniversitede hümanist müfredatın yer bulması, yeni usullerle eğitim almış ve daha dünyevi metinlere hakim bir elitin ortaya çıkmasına yol açmıştı.

Müesses nizama büyük bir meydan okuma olan Protestanlığın ortaya çıkışında bu iki gelişmenin çok önemli bir rol oynadığını belirtelim; ancak, her ne kadar hümanistleri takdir etse de Luther'in klasik bir eğitim aldığını ve Erasmus başta olmak üzere birçok önde gelen hümanistin yumurta kapıya dayanınca Kilise ile aralarını bozmaktan ısrarla çekindiklerini de atlamayalım. Ve bunun için hümanistlere kızmayalım, zira onlar hiçbir zaman bazı idealist meslektaşlarımın hayal ettiği gibi radikal reformcular olmadılar.

Mutlakiyet

Genelde gücün tek kişinin elinde bulunduğu yönetim biçimi anlamında kullanılan mutlakiyet de popüler kültürde tam karşılığını bulamamış kavramlardan biridir. İlk olarak, onyedinci yüzyıl Avrupa hükümdarları için kullanılan bu kavramı geriye doğru işletip tüm despotik rejimler için kullanmak, kelimenin daha belirgin manasını yok etmek anlamına gelmektedir.

Mutlakiyet, gücün tek bir kişinin elinde bulundurulması olabilir; ancak, sistemin alametifarikası, gücü elinde bulunduran kişinin herhangi bir yasa, töre ya da kurum ile sınırlandırılmış olmaması, her türlü denetimden azade olmasıdır. Zaten kelimenin Latince kökündeki absoluere (İng. absolutism) ve Arapça kökündeki ıtlak (Ar. mutlakiyyet) da buradan gelmektedir. Mutlaki monarşilerde hükümdarlar halka ya da başka kurumlara hesap vermezler, günahlarıyla sevaplarıyla onları yargılayabilecek tek merci bizzat Tanrı'dır. Hükümdar tarafından sembolize edilen merkezi devletin gücünü artırdığı onaltıncı ve onyedinci yüzyıllarda formüle edildiği haliyle, hükümdarlar Yaratıcı tarafından bizzat seçildikleri için tebaalarını ilahi bir hakla (Fr. droit divin, İng. divine right) yönetirler. Ne halk ne aristokrasi ne de Kilise'nin krala hesap sormaya hakkı vardır. XIV Louis' nin aslında hiç demediği "Letat, c'est moi ''.sının ya da Osmanlı sultanlarının cüretkar bir şekilde takındıkları "zılhullah-ı fı'l alem," yani Allah'ın yeryüzündeki gölgesi unvanının açıklaması bu ön kabulde gizlidir.

Mutlak monarşilerin tam zıddı olan meşrutiyetin kökeninin de gene "şart" olması aslında tesadüf değildir; burada hükümdar artık otoritesini Tanrı'dan değil, halktan almaktadır. Hobbes, Locke ve Rousseau gibi düşünürlerin üzerine çok tartıştıkları "Toplumsal Sözleşme" (Fr. contrat social) kavramının genel kabul görmesi ve burjuva zihniyetinin feodal yapının artığı bir hükümdarlık teorisini eleştirmeye başlamasıyla, kralın yetkilerinin denetlenmesi gerektiği fikri kabul görmüş ve bu denetleme mekanizmalarını kuracak anayasalar yürürlüğe sokularak, monarklar hesap verir konuma getirilmişlerdir. Gene de her anayasanın hükümdarın yetkisini sınırlamadığını hatırlatalım; mesela 1665 tarihli Kongeloven (Kral Yasası) Danimarka-Norveç krallarına mutlak yetki tanımış, ironik bir şekilde Tanrı'dan alınan meşruiyeti yazılı bir metne geçirmiştir.

Bu, Avrupa'nın hemen her yerinde monarkların yavaş yavaş sembolik rollere soyunması demektir. Bu süreç her ülkenin iç dinamiklerine göre farklı gelişmiştir. İngiltere gibi aristokrasi ve  hükümdar arasındaki hesaplaşmanın görece erken gerçekleştiği yerlerde kral ve kraliçe sembolik bir role indirgenirken, Fransa gibi aşırı merkezi ülkelerde bunların hizaya çekilmesi gelgitlere tabi, sancılı bir süreç olmuştur. Fransız İhtilali'ni demir yumruklu bir Napolyon devri takip edecek, hemen ardından geri gelen krallık ise 1 830'daki isyanları hükümdarı değiştirerek atlatsa da, 1848'de yerini kısa süreli bir İkinci Cumhuriyet' e bırakacaktı. Her ne kadar Napolyon'un yeğeni 1 852'de on sekiz yıllık bir tek adam rejimi kuracaksa da, Bismarck'ın orduları karşısında aldığı yenilgi Üçüncü Cumhuriyet'i doğuracak ve Fransa bugüne dek yürütmenin anayasal kurumlarla denetlendiği bir ülke olarak kalacaktı.

Yine, İspanya’da kralların ayak diremesi bir seri darbe ve karşı darbeye yol açmış ve anayasal sürecin gelişmesi bir ileri iki geri adımlarla 1980'lere kadar sarkmıştı. İç Savaş'ı müteakiben ülkeyi kırk sene demir yumrukla yönettikten sonra hanedanı geri çağırıp ülkeyi anayasal bir sürece sokan Generalissimo Francisco Franco'nun vizyonu herkes tarafından paylaşılmamış olacak ki, 1981 gibi yakın bir tarihte hala Avrupa'nın göbeğinde Meclis basıp darbe yapmayı planlayan vardır (23-F).

Son olarak, Osmanlılar da 1877'de ilk anayasa denemesinde başarısız oldularsa bu, Kanun-i Esasi'ye göre Meclis'in hükümdarı denetleyememesinin bir sonucuydu. Sultana Meclis'i lağvetme yetkisi vermesi ölümcül bir hata değilse neydi?

Külliye

Siyasal İslam' ın iktidara gelmesi ve Türkiye'deki meşruiyet araçlarının dinileşmesiyle her geçen gün karşımıza çıkan bir başka kavram da külliye. Aslında cami, mescit, medrese, aşevi, tabhane, darülitam, darüşşifa, kervansaray, muvakkithane, türbe gibi yapıların bütünü için kullanılan bu kelime, ülkemizin başkanlık sistemine geçmesiyle birlikte dini olmayan yapılar için de tercih edilmeye başladı. Çankaya Sarayı' na alternatif olarak Beştepe'de inşa edilen başkanlık kompleksinin adı da bir anda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi oluverdi. Bu seçimin arkasında cumhurbaşkanlığı makamına dini bir meşruiyet kazandırmak kadar, son yıllarda Osmanlı ile ya da Osmanlı olduğu sanılan şey ile bir bağ kurulmak isteğinin olduğu da tartışılmaz bir gerçek. Sayın reisicumhurun göreve başlamadan önce Osmanlı padişahları gibi Eyüp Sultan' ı ziyaret etmesi de aynı yönde bir manevra aslında.

Cumhuriyet'in kurucu ideolojisiyle hesaplaşma iddiasında olan bir siyasi hareketin Osmanlı ile bağ kurmaya çalışması aslında o kadar da şaşırtıcı değil. Nasıl ki ilk yıllarında bu Cumhuriyet Osmanlı ile köprüleri atmak için suni bir tarih yazımını pompaladıysa; geleneği rehabilite etme iddiasındaki bir iktidarın da Osmanlılarla ilişkilendirilecek kavramları, adetleri ve törenleri ihya etmeye çalışmasında bir gariplik yok. Ancak, Tanzimat'tan bu yana dörtnala yol alan modernleşme sürecinin geleneği yok etmesi yüzünden bu ihya çalışması bir türlü başarılı olamıyor; ortaya batardize olmuş kitsch bir uydurma gelenekten ötesi çıkmıyor.

Şüphesiz birileri Terence Ranger ve Eric Hobsbawm' a özenip her geleneğin icat olduğunu söyleyecektir; ancak, buradaki durum biraz daha vahim. Yine söyleyeceğiz ama Sultanahmet'te sema gösterisi yapmak ya da her 29 Mayıs'ta Fatih, Mehmed ve Sultan isimli 1453 (olay gelenekse neden 857 değil?) çocuğu Fatih'te yürütmek icattan öte bir şey sanki.

Külliye kavramının hayatımıza tekrar girmesi de yukarıdaki savları kuvvetlendirir nitelikte. Şimdi sıkı durun: Külliye kelimesi Osmanlıların bildiği, kullandığı bir kelime değildi. Bugün külliye adını verdiğimiz cami komplekslerinin hiçbiri o dönemde böyle anılmazdı. Aşevleri için kullanılan bir kelime olan "imaret" bu tip yapı komplekslerinin tamamına verilen isimdi aynı zamanda da; kitabelerde neredeyse hep bu ifadeye rastlıyoruz.

Külliye ise yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkmış modern bir kelimeydi; kısacası bir zaman makinesi yapıp onaltıncı yüzyıla gitsek ve "Süleymaniye Külliyesi'ne nasıl giderim?" diye sorsak, şaşkın bakışlarla karşılaşmamız pek olası.

Burada camilerle ilgili bir iki ufak ekleme yapmak bazı karışıklıkları önlemek ve bugünün ve dünün ibadet mekanları arasındaki bazı kavramsal ve mimari farkları anlamamızı kolaylaştırmak açısından önemli. İlk olarak, her ne kadar bugün minaresi olan her yapıya cami dense de, eskiden durum pek böyle değildi; sadece Cuma namazı kılınan ve içinde hutbe için minber bulunan yapılara cami denirdi ki, her iki kelimenin de kökü (Ar. cem: toplamak) aynıydı. Yapımı için sultandan izin de alınması gereken bu yapıların dışındakilere mescit adı verilirdi.

Eklenmesi gereken bir ikinci nokta da, özellikle onaltıncı yüzyıldan sonra oturan mimari bir edep anlayışıydı. Gülru Necipoğlu'nun ödüle doymayan The Age of Sinan adlı eserinde detaylarıyla anlattığı gibi, Mimar Sinan döneminde oluşan bu mimari kültüre göre, sadece selatin camilerinde, yani sultanın yaptırdığı camilerde birden fazla minare olabilirdi. Diğer camilerde minare sayısının biri geçmesi ve bu minarede de birden fazla şerefe olması padişahın iznine tabiydi. Şehzade Mehmed adına yapılan Şehzade Camii ve Üsküdar'daki Valide ve Valide-yi Atik camileri gibi sultan tarafından yaptırılmadığı halde iki minareye sahip olan camiler istisnaydı. Dönemin tarihçilerinin kendilerini bu istisnai durumu açıklamak zorunda hissetmeleri bile bu edebin ne kadar oturduğuna delalet. Mustafa Ali Süleyman'ın şehzadesini çok sevmesini öne sürerken, bir yüzyıl sonra Peçevi bu caminin aslında selatin camii olarak başladığını, ancak daha sonra şehzadenin beklenmeyen ölümünün durumu değiştirdiğini yazacaktı.

Özellikle Sinan döneminde İstanbul'un camilerle bezenmesi, ortaya mimari üzerinden ifade edilen bir hiyerarşi çıkmasına yol açmıştı. İstanbul ve Edirne'deki selatin camileri dört minareliydi; kısacası, beş minareli Medine'deki Mescid-i Nebevi ve altı minareli Harem-i Şerif'e gereken saygı gösterilmiş oluyordu. Taşradakilerde ise durum farklıydı, bunların bir ya da iki minaresi olurdu. Böylece, payitahtın taşra üzerindeki egemenliği bir kez de mimariyle sembolize edilmişti. Bu mimari hiyerarşinin baş uygulayıcısı Sinan'ın Ayasofya'nın minare sayısını ikiden dörde çıkarması da oluşturulan mimari dilin pek tesadüfi olmadığını kanıtlıyor; zaten arşiv belgelerindeki uyarılar ve Selanik'te iki şerefeli bir cami inşa eden Gariki Efendi' nin kelleyi kaybetmesi gibi olaylar da böyle bir hiyerarşinin sert kategorilere bayılan modern tarihçilerin uydurması olmadığını kanıtlar nitelikte. Bu mimari kültürün tek kısıtlamasının minare ya da şerefe sayısı olmadığını da ekleyelim; kullanılan malzemeler, kubbelerin genişliği ve diğer teknik detaylar da sıkı bir edep anlayışıyla denetlenmekteydi. Hiyerarşiye çok önem veren klasik Osmanlı toplumundan da daha azını beklemek zaten saflık olurdu.

Bu kısıtlamaların nedeni, cami yaptırmanın sadece hayır hasenat işi değil, aynı zamanda bir meşruiyet ve propaganda meselesi olmasıydı; prestijli büyük yapılar yapıp hayır duası almak ve payitahtın silüetine damgasını vurmak sadece sultanın tekelinde olmalıydı. Bu kaprise pek de şaşırmamak gerek, zira Osmanlıların altı yüzyıldan fazla bir süre tek hanedan olarak kalmasının önemli nedenlerinden biri de, kendilerine rakip bir aile çıkmaması için ellerinden geleni yapmalarıydı. Çandarlı gibi aileleri saf dışı bırakıp yönetimi daha dün Müslüman olmuş, kırık Türkçe konuşan devşirmelere teslim eden onlar değil miydi? Cengiz Han soyundan gelen ve Türk İslam dünyasında hatırı sayılır bir meşruiyete sahip Tatarlara da sırf bu yüzden hep şüpheli gözlerle bakmamışlar mıydı?

* * *

Görüldüğü gibi, bir geleneği canlandırmak için sadece şaşaalı törenler yapmak yeterli olmamakta; o geleneğin birçoğu bugün kaybolmuş inceliklerini kavramak da gerek. Zamanın değiştiğini ve artık hiyerarşi bazlı statik bir toplumda yaşamadığımızı göz önünde bulundurarak, camilerin birden fazla minareye sahip olmaması gerektiğini savunmuyoruz. Ancak, İstanbul'un tepelerine nakşettiği selatin camilerinin görüntüsü bozulmasın diye evlerin yüksekliklerini itinayla denetleyen bir imparatorlukla, İstanbul'un silüetini gökdelenlerle bozan bir cumhuriyet arasındaki fark da gözden kaçırılacak gibi değil. Eğer muhafazakarlık adına geleneği ihya edeceksek, ayın çatlatmaktan, köprülere padişah ismi vermekten ve eski kavramları gelişigüzel kullanmaktan daha iyisini yapmak zorundayız.

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KAIROS - SENKRON
KAIROS - SENKRON
TESPİH, TESPİH AĞACI, ÇİÇEĞİ, TESPİH BÖCEĞİ VB…
TESPİH, TESPİH AĞACI, ÇİÇEĞİ, TESPİH BÖCEĞİ VB…
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
ŞERİAT
ŞERİAT
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!