Lütfen aramak istediğiniz kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın..

Logo

Kullandığımız dil; bugün ne olduğumuzu, yarın ne olacağımızı belirler..

 MENÜ

ŞERİAT

Şeriat herhangi bir dinin hükümleri, ahkâmı, kurallarının toplamı olarak tanımlanabilir. Bu anlamda Yahudi, Hıristiyan ve İslam’ın her birinin ya da Zerdüşt dininin her birinin başlı başına bir şeriatı vardır. Bu hükümler bazen birbirleriyle örtüşmekte ve bazen de biri diğerine ters düşmektedir. 

Şeriat kelimesi şer kökünden türetilmiştir, çoğulu olan şerâi ve şir’at sözcükleri olup canlıların su içilen bir akarsu ve bu suya giden yolları ifade etmektedir. Meşra, meşraa ( yol, su yolu, su oluğu) gibi kavramlar yukarıda sözünü ettiğimiz bu iki kavramla ilgilidir.

Sümercede šer sözcüğünün karar vermek, bağlamak veya bağlanmak, bir yola girmeye karar vermiş olmak anlamında kullanıldığı dilbilimciler tarafından kabul edilmiştir.  Akatçada ešerum da düzeltmek, yoluna koymak, yoluna girmek sözüne kaynaklık etmiştir. Bu araştırmalar da günümüzde telaffuz edilen şeriat sözüne temel oluşturmaktadır.     

Sümercede šer sözcüğü suç, cinayet, eziyet veya ceza anlamlarında da kullanılmıştır. , Aynı anlam Akatça šertum sözünün kullanılmasına yol açmıştır.
Sümerce šer ve Akatça ešerum İbranicede karşımıza şeriyah olarak çıkmaktadır. Bu sözcük Tevrat’ta birçok yerde geçmektedir.

Şimdi günümüze dönelim. Şeria Nehri ya da Ürdün Nehri/ Jordan Riwer veya Erden Nehri, Orta Doğu'da Ürdün Vadisi boyunca akan ve Lût Gölü'ne dökülen bir nehirdir. 251 kilometre uzunluğundadır.

Şeria, açık ve seçik bir gerçek olarak karşımızda duran bir akarsu olduğuna göre şeriat sözcüğünün de bu akarsuya, Şeria’ya giden yol /şeriyah olduğunu söylemek çok aykırı bir görüş değildir. O Şeria veya Ürdün/ Erden Nehri ki Ortadoğu’nun can damarı olup Arap-İsrail kavgalarının özünü oluşturur. Şu an Filistinlilerin kontrolü altındaki Batı Şeria bölgesi aynı zamanda üç semavi dinin anlatımlarındaki olayların geçtiği yerlerdir. Bu nehir, Jordan River dünyanın dört bir yanından vaftiz için gelen Hristiyan hacı adaylarının uğradığı ve Holly Route üzerinde bulunan kutsal bir yerdir.

Bu üç dinin büyüklerinin Şeria’ya giden yolun güvenliği ve aşiretler arasında adil kullanımını sağlamak için kurallar koydukları ve bunların adına şeriat dediklerini söylersek çok yanlış bir şey söylemiş olmayız.  

Şeria (+ t ) bizi günümüzde konuşulan şeriat kavramına taşımaktadır.

Mezmurlarda, 78/1’ de Yakup tanıklık etti, bir şeriat koydu denmektedir. 78/5 te de bu emirleri oğulların da öğrenmesi gerektiği söylenmiştir.

Şr’a kökü, bize su kaynağına götüren yol anlamına gelen şarî sözcüğünü anımsatmaktadır.

Meşra, meşâri Arapçada yol, tarik, rah ve su oluğu anlamlarına gelmektedir. 

Meşārib ve meşrub, şerbet ve şurup sözcüklerinin hepsi içecek şeyler anlamına gelmektedir. Aynı şekilde şarap (şerab) bu kökten türetilmiştir.

Meşreb, meşârib, şarib sözcüklerinin de a) içecek, b-huy, ahlak anlamlarına geldiğini sözlük taramalarından öğrenebiliyoruz..

Aynı kökten türemiş olan meşru/geçerli saygın terimine ulaşılabiliyoruz.

Şart ve şerait: Koşul ve koşullar, kurallar anlamına gelmektedir.

Şer’an (ﺷﺮﻋﺎً) zf. (Arapça şer, şerîat’ın tenvinli şekli olup söylenişi şer‘an’ dır.  Şerîat bakımından, şerîata göre, şeriata uygun olan demektir.

Şer’i  sözcüğünün anlamı da şer’an gibi “şeriata göre” veya “şeriata uygun” demektir.

Şerayî ﺷﺮﺍﻳﻊ)  Arapça bir ad olup şerі‘at’ın çoğul şeklidir. Şerāyi‘, Şerîatlar, şerîat hükümleri demektir.

Dilimizde ve başka dillerde şrr, şırr, şar şar, şır şır, şırıl şırıl veya şarıl şarıl gibi nitelemeler, ekler de fonetik çağrışımlarla suyu, suyun yağmurun akışını, yağışını akla getirmektedir.

Aynı şekilde teşrii sözcüğü de yakın zamana kadar dilimizde yasama, yasa yapma anlamına kullanılmıştır.
Teşrîîmasûniyet: Yasama, milletvekili dokunulmazlığı anlamına gelmekte olup yakın zamana kadar dilimizde kullanılmıştır.

Zaman içinde toplumda ve toplumlar arasında ekonomik ilişkiler ve ticaret geliştikçe nelerin meşru, caiz olacağı veya olmayacağı bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Musa’nın, İsa’nın ve Muhammed’in ve aynı şekilde yakın coğrafyadaki Zerdüştlerin ayrı ayrı şeriatları ve şeriat kuralları ortaya çıkmıştır. Bu kuralların toplanması ve yorumlanması, uyuşmazlık halinde hangi kurala göre hareket edileceği, bu işlerle görevli âlimler tarafından geliştirilmiş ve hakem heyetleri, mahkemeler kurulmuştur.
 
NOT: Şeriat sözcüğünün etimolojisi ve tarihsel köklerini araştırırken tarafımdan TDV İslam Ansiklopedi yazarlarından, adı geçen sözlüklerden ve http://aksozluk.org/seriat sitesinden yararlanılmıştır.

TDV İslam ansiklopedisine göre: Şeriat  الشريعة İslâm’a ait dinî, ahlâkî ve hukukî hükümler bütünü anlamında kullanılan bir terimdir.
Aynı kaynağa göre şeriat kurallarını koyan, hâkim olan Allah’tır. Buna şâri الشارع denmektedir.
Şer'i  شرعى sözcüğü de şeriata uyan, şeriata uygun olan anlamlarına gelmektedir.
Şeriat (Arapça: شَرِيعَة, şarīʿa), Kur'an âyetleri ile Muhammed'in söz ve fiillerinden oluşan naslardan âlimler sınıfının (Fukaha) fıkıhçılaran çıkarımları, (istinbat) (kuyudan su, sözlerden anlam çıkarma) ile oluşturulan dini kanunlar toplamıdır. İslam'da ibadetler (farz-vacib kabul edilen), muameleler ve cezalarla ilgili tüm kavram ve kuralları kapsar.

Sözlükte “bir yöne doğru açılarak uzayıp gitmek, açık olmak; açık hale getirmek” anlamlarındaki şer‘ kökünden türeyen şerîat (çoğulu şerâi‘) ve şir‘at kelimeleri “insanların ya da hayvanların su içtiği, açıkta olan ve kesilmeyen akarsu; bu suya giden yollar” mânâlarına gelmektedir.

Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugât’ında (s. 1157) şeriat sözcüğünün Arapça şer ve şerai’den türetilmiş olduğu 1) doğru yol, 2) Allah’ın emri 3) ayet, hadis ve icmâ-i ümmet esaslarına dayanan din kaideleri olduğu açıklanmıştır.
İcmâ i ümmet:  Aynı asırda yaşayan İslâm müctehitlerinin Kur’an ve sünnette belirtilmemiş olan şer’î bir meselede ittifak etmeleridir. “Dört olan şer’î deliller Kur’an, sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyâs-ı fukahâdır.


İlhan Ayverdi’nin dijital Kubbealtı Sözlüğünde şeriat (ﺷﺮﻳﻌﺖ) i. (Ar. şer‘ “yol açmak, kānun koymak”tan şerі‘at) 1. Açık, doğru ve düz yol. 2. Herkesin uyması için konan her çeşit kural, kānun, yasa, düzen ve nizam olarak açıklanmıştır.

Şemseddin Sami’nin Kâmûs-ı Türkî’ sinde  (s. 608) şerî’at Sözcüğünün Arapça ve çoğulunun da şerâyi olduğu belirtildikten sonra Arapça terimler arasında şerî’a olarak görüldüğü yazılmaktadır.  1) doğru yol, tarik-ı müstakîm (doğru yol), 2) kânûni-i İlâhi, bir kavm ve ümmetin idâresi için evâmir(emirler) ve nevâhi-i İlâhiyye’ye (nahiyeler) müstenid (dayanan) kânûn-i Celil (doğa yasası) , Şeriât’ı Mûsâ, (belirlenen şer’ia)  şeriatı Muhammediyye,(peygamberce konan kurallar) 3) bilhassa âyât-ı Kerîme ve ehâdisî Nebeviyye ile kîyas ve icmâ-ı ümmet ve ictihad-ı e ‘ imme-i izam erkân üzerine müesses olan kânun-ı İlahî, şer’i şerif, şeriatı garrâ, şeriatı İslâmiyye anlamlarına geldiği açıklanmıştır.

Şeriat sözcüğünün anlam ve etimolojik köklerine ilişkin bilgiler bunlardan ibaret değildir. Ancak bu kadarı bile bizim için yeterlidir.

İslam hukuku bilginleri, din ve şeriata ilişkin çok farklı yorumlar yapmaktadırlar. Bazılarına göre din her alanı kapsamaktadır. Bazıları ise din ile şeriatın farklı şeyler olduğunu öne sürmektedirler. Bunlara göre Kur’an’ın Mâide suresinin 5/48 ayetinde  ( Elmalılı Hamdi Yazır (s. 71) inanç ve ahlak esaslarıyla temel hükümleri ifade eden din tek şeriatlar farklıdır denmektedir. Biz her biriniz için bir şeriat, yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Bunların dışında kalan kimi bilginler ise şeriat alanının kısmen dinden bağımsızlığını ve sosyokültürel alanı kapsadığını söylemektedirler.
Bilim ve teknolojideki baş döndürücü ilerlemeler ister istemez kimi İslam düşünürlerini arayışlara yönlendirmiştir. Bu düşünürler insanlar arasındaki ilişkilerden insan tanrı arasındaki ilişkileri bir birinden ayırmak gerektiğini söylemektedirler. Bunların karşısında olanlar ise insanın bilme yeteneğinin Allah’ın peygamberler aracılığı ile insanlara ilettiği bilgileri doğru anlamak ve kavramakla sınırlı olduğunu, aksi yönde düşünmenin Allah’ın birliğine, tekliğine ve büyüklüğüne karşı şek ve şüphe uyandırmak ona şirk koşmak anlamına geldiğini iddia etmektedirler. Bu tarzda düşünenler bilimin gelişmesine geri kalmasına engel olmakla kalmamışlar, bulundukları toplumun da geri kalmasına neden olmuşlardır. Ayrıca yaşadıkları toplumda barış ve huzura büyük zararlar vermişlerdir.

Din ve şeriat arasında fark görmeyenleri biraz daha yakından tanıyabilmek için Osmanlı dönemine bakmakta yarar vardır. Avrupalıların kendisine Soliman le Magnifique adını verdikleri Sultan Süleyman’ın en önemli özelliği “Kanuni” unvanıdır. Hiç kuşkusuz ona bu unvanı kazandıran şeyhülislam Ebusuûd efendidir. Bu şeyhülislam “kanun ile şeriatı birleştiren” bir devlet adamı olarak Hanefi fıkhına ve Osmanlı Hukuk düzenine yeni bir yorum ve düzenleme getirmiştir. Sonuç olarak padişahın her fermanı bir kanun ve çıkardığı her kanun da şeriat olmuştur. Başka bir anlatımla tüm iktidarı elinde tutan padişah her türlü hukuk uyuşmazlığında uygulanacak yasaları kendisi koymakta ve bu yasaların meşruiyetini de Tanrı olarak ilan etmektedir. Ne yazık ki; tarih ne Ebussuûd efendiyi ve ne de Kanuni Sultan Süleyman’ı haklı çıkarmamıştır. Akla ve bilime ters düşen karar ve uygulamalar ile coğrafyanın ilk ve en önemli haritalarından birini yapmış olan Piri Reis’in kıymetini bilememişler ve Kahire’de asmışlardır. Akıl ile bilim ile değil kılıç zoru ile elde ettiği zenginlikler de zaman içinde birer ikişer eriyip gitmiştir.

Hoca Saadettin ile Sokullu Mehmet Paşa'nın desteği ve Padişah III. Murat'ın fermanıyla 1577 yılında Tophane sırtlarında bir gözlemevi (Dar-ü'r Rasad-ül Cedid) kurulmuştur. Takîyüddîn yönetimindeki bu gözlemevinde şeriata aykırı olarak Allah’ın işlerine karışmak anlamına gelen şeyler yapıldığı ve ayrıca meleklerin bacaklarının seyredildiği iddia dönemin uleması tarafından iddia edilmiş ve bu bilim yuvası 1580 yılında topa tutularak yıkılmıştır.

Din ve bilim arasındaki bu çekişme yalnızca İslam dünyası ile sınırlı değildir. 1600 yılında Giordano Bruno’nun diri diri yakılmasını anımsamak yeterlidir.

Galilei Galileo’nun Roma Engizisyon Mahkemesinde 1615 tarihinde yargılanmasının başlıca nedeni bu bilim insanının Kilisenin söylediğinin aksine astronomik bilgiler vermesidir.

Polonyalı bilim insanı, astronom Kopernik’in bilime yaptığı katkıların en büyüğü, devrim niteliğindeki evren modeliydi. Kopernik döneminde Kilise dünyanın sabit olduğunu, çevresinde bulunan yıldızların, ayın ve güreşin onun çevresinde döndüğünü söylerken Kopernik bunun tam aksini söylüyordu. Ancak bu düşüncesini açıklamaktan çok korkuyordu.  Bu yeni bir çığır açan (De Revolutionibus Orbium Coelestium) düşüncesini ölmeden 3 yıl önce 1543 tarihinde açıklayabilmiştir.

Hangi din olursa olsun önce bazı kurallar koyar, bazı söz ve eylemleri uygun bularak yapılmasını emir haline getirir. Bazı söz ve eylemleri de yasaklar. Emirlerin yerine getirilmesini sevap, karşı çıkılmasını günah olarak nitelendirir. Ortadoğulu üç büyük din, semavi, göksel, İbrahîmî dinler, insanlar öldükten sonra mahşer gününde kıyam edeceklerini, dirileceklerini ve ahiret günü tüm söz ve eylemlerin büyük bir mahkemede, mahkeme-i kübra’ da değerlendirileceğini söylemektedirler.  Yargılama sonucuna göre kimi insanlar cehenneme gönderilip cezalandırılacaklar, kimi insanlar da cennete gönderilip sonsuz bir mutlulukla ödüllendirileceklerdir.  Bu üç dinin peygamberleri bu işleyişi aşağı yukarı benzer şekillerde ifade etmişlerdir.

Kutsal kitaplar böyle söylemekle birlikte insanlar dünyada birbirleriyle olan ilişkilerinde büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Yaşamlarını sürdürmek için üretirken de üretilen şeyleri bölüşürlerken de yaşadıkları sorunları çözebilmek için aralarında kurallar koymak zorunda kalmışlardır. Bu kurallar en başta hukuk kurallarıdır. Kimin hakkı nerede başlayıp nerede sona ermektedir? Bunu önceden kabul ettikleri hukuk kurallarına göre belirlemektedirler.

Konunun diğer ayrıntılarını dışlayıp basitleştirirsek dinin de hukukun da toplumun yadsınamayacak iki gerçeği olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısı ile iki tür kurallar topluluğu kendiliğinden oluşmaktadır.

Din kuralları açıkça yargılamanın kıyamet sonrasında, Mahkeme i Kübra’da yapılacağını söylemektedir. Kur’an’a göre Allah ‘benim karşıma kul hakkı ile gelmeyin’ derken kulların dünyada hak, alacak verecek işlerini kendilerinin çözümlemelerini öngörmektedir. Yani din muamelat kısmına ilişkin sorunları insanların yarına bırakmamalarını, burada çözümlemelerini öngörmektedir. Dinler kul ile yaratan arasındaki ilişkiler nedeniyle yani ibadet konusunda insanları gelecek dünyada yargılayacak ve bu yargılama sonuçlarına göre cezalandıracak veya ödüllendirilecektir.

Şeriatı Allah’ın insanlar arasındaki ilişkilerde koyduğu emir ve yasaklar olarak anlamak ve uygulamak çok doğru değildir. O bu kuralları peygamberleri aracılığı ile insanlara bildirmiş ve insanları düşünce ve eylemlerinde serbest bırakmıştır. Bu dünyada insanların cüz-i iradeleriyle a) hayır hasenatta bulunma, sevap kazanma veya b) günah işleme özgürlükleri ( ! ) vardır.  Her şeyin sahibi ve her şeye kadir olan Allah’ın bu dünyada kullarına günah işletip sonra gelecek dünyada onları yargılaması akıl ve mantığa, eşyanın tabiatına uygun değildir. İnsanların aralarındaki ilişkilerde sorunlarını belirleme ve çözmede kendi başlarına kurallar koymaları ve bu kurallara aykırı davrananları yargılamaları en doğal olan yol ve yöntemdir.

Hiç uzatmaya gerek yok, bu iki konuyu birbirinden ayırmanın adı laikliktir.
a)Tanrı ile insan arasında ilişkiler insanın iç dünyasında başlayıp bitmektedirler. b)Dünya işleri de diğer insanların insanlarla konuşup tartışarak, anlaşma olmaması durumunda mahkemelerde yargıçlara başvurarak çözümlemelerini gerektirmektedir.

Bu yargılamayı Allah adına yapmak veya yapıyor görünmek başka amaçlara hizmet etmektedir.
Dünyada yaşayan ve yok olup giden sayısı belirsiz din bulunmaktadır.
En azından Hz. İsa’nın, Hz. Musa’nın ve Hz. Muhammed’in tanrıları aynı tanrı, aynı Allah olduğuna göre bu ortak gücün birbirinden farklı kuralları ve şeriatları olamaz. Bu karşılaştırmanın ortak noktası (asgari müştereği) bu dinlerin ibadetlerinde uygulayacakları kurallar aynı ama muamelatta uygulayacakları kuralların farklıdır.  Yaşam pratiğinde bu görüş doğrulanmıştır. Her üç din tanrının varlığı, birliği ve büyüklüğü konularında birleşmekte örneğin domuz etini iki din yasaklarken bir tanesi serbest bırakabilmektedir. 

Her din bizim kurallarımız en iyisidir demektedir. Kaldı ki aynı dinin içinde de değişik, klikler, hizipler, mezhepler, olmadı cemaat ve tarikatlar bulunmaktadır. Yalnızca ülkemizde birçok mezhep ve sayısı yüzlerle ifade edilen tarikat ve cemaat vardır.
Birine göre doğru olan diğerine göre yanlıştır. Bu din veya mezheplerden birinin benimki doğrudur, diğerleri yanlıştır demesi ve bu düşüncesini başkalarına dayatması ise, sonuçta kanlı savaşlara neden olmaktadır.
Hz. Muhammed öldükten sonra halife olan ilk dört kişiden üç tanesinin öldürülmesinin nedeni nedir? Sıffin savaşının, Kerbela olayının, Haçlı seferi olarak adlandırılan savaşların, sayısı belirsiz din-mezhep kavgalarının sonucunda elde edilen nedir?  Protestanlık olarak adlandırılan mezhebin ortaya çıkış nedeni nedir. Dinde reform hareketlerinin amaçları neydi? Bütün bu savaşların hepsi din ve o dinin kurallarının, şeriatının uygulanması için olmuştur.
Daha doğrusu bu uyuşmazlıkların kaynağı din olmayıp toplulukların ekonomik çıkarlardır. Uyuşmazlıkların çözümü ise tarih boyunca zor ve şiddet kullanarak, silahla-savaşla çözülmeye çalışılmıştır. Dinler ise bu gerçeği örtmek için bulunan bir kalkandır. Bu gerçeği tüm toplumbilimcilerin asla gözden uzak tutmamaları gerekmektedir. Aksi halde sonu gelmez tartışmaların içinde boğulup kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalırız.

Bu dinler doğduğunda bir tane peygamberi vardı, hiç birinin mezhebi, cemaati ve tarikatı yoktu. O zaman bu dinler işleri bu haliyle güle oynaya yürütürlerken ne oldu da peygamberleri öldükten sonra birçok tarik, yol ortaya çıktı. Doğru, gerçek veya hak bir tane olup o bir yerlerde tahtında oturmaktadır. O’ na ulaşmak için 360 derecelik açılarla 360 ayrı yöne giden yolların hepsi veya birkaçının doğru olması asla söz konusu olamaz.

Din kuralları yine o dinin kutsallarına göre dogmalardan, naslardan oluşmaktadır, değişmezler.  Oysa dünyadaki insan ilişkileri sürekli değişim halindedirler. En yenisi 1400 yıl öncesine ait olan kuralların bugün de geçerli olabileceğini düşünmek hayatın kendisine aykırıdır. Bu deyim yerindeyse sürekli büyüyen, gelişen oğlunuza veya kızınıza 5 yaşında aldığınız elbiseyi ısrarla ve inatla giydirmeye benzer.   Sonuçta giysi patlar, yırtılır ve çocuk da giysisiz kalır. İstenen sanırım bu değildir.

Şeriat tanrının kutsal ayetlerinden, hadislerden, sünnetten ibaret değildir. Yukarıda açıkladığımız gibi şeriatın dört ana bileşeni: Kur’an, hadis, sünnet, icmâ-i ümmet ve kıyâs-ı fukahâdır. Uygulamada icma ve kıyas şer’i hükümlerin çok büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Kuran ve sünnet adeta bir referans kaynağı olarak kalmaktadır.
Şeriat heveslilerinin bilmesi gereken en önemli şeylerden bir tanesi şeriat ile İslam’ın aynı şeyler olmadığıdır. İcma ve kıyas bir zorunluluktan doğmaktadır. Kur’an yani tanrı buyruğu, peygambere indirildiği ana uygun, o tarih için geçerli hükümler olabilir. Kaldı ki; Kur’an’da bile birçok ayet sonradan gönderilen ayetlerle değiştirilmiştir. Bu değişim, değişen koşullara uyum sağlanabilmesi içindir.

Kur’an Hz. Peygamberin ölümünden çok sonra Mushaf haline getirilmiştir. Kitaplaşma sürecinde bile tam olarak yazılamadığı iddialar arasındadır.
Kur’an’ın indirilmesi tamamlandıktan sonra da değişim devam ettiğinden sorunlara çözüm bulabilmek için Kur’an ayetlerinin yorumlanması, hadislerin sınıflandırılması, sahte ve sahih olanların ayrılması zorunlu hale gelmiştir.

İnsanlar arasındaki her türden ilişkilerde yeni durumlar ortaya çıkmıştır. Yeni durumlara hüküm kurabilmek için İslam’da kendiliğinden bir ulema sınıfı doğmuştur. Âlimler çalışmaları sonucunda icma ve kıyas yolu ile bir fıkıh yaratmışlardır. Âlimlerin ilerideki olaylara örnek olmak üzere geliştirdikleri içtihatların belirlenmesi başlı başına bir sorun olmaktadır. Ulemanın Kur’an’ı anlama ve yorumlaması onun benimsediği mezhebe göre çok büyük farklılıklar göstermektedir. Görevli ulemanın bizim esas aldığımız içtihat doğrudur, bunun dışında kalanlar batıldır şeklindeki dayatması ise toplumda hak ve adalet anlayışını alt üst edecektir. Nitekim Emevî ve Abbasi dönemi şeriat anlayışı ile Osmanlı dönemi şeriat anlayışı hayli farklıdır. Osmanlı döneminde derleme hukukun bir örneği olan Mecelle de uyuşmazlıkları çözmede yetersiz kalmıştır.

Mecelle: Osmanlı döneminde Tanzimat Fermanı sonrasında, Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığında toplanan bir kurul tarafından İslam’ın yalnızca Hanefî mezhebi esas alınarak, İslam’ın muamelâta ilişkin hükümleri ve bu hükümlerle ilgili içtihatları bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Ülkemizin ilk medenî yasasının Mecelle olduğu söylenebilir. Okullarda da ders olarak okutulan bu kitaptır. Tam adı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’ dir. Görüldüğü gibi bu yasa İslam’ın dört fıkıh mezhebinin yalnızca bir tanesini temsil eden Ebu Hanife’nin görüşlerini yansıtmaktadır. Diğer İslam mezheplerine bağlı olanlar bu yasayı tanımak istememektedirler. Yalnızca bu yüzden çok kan dökülmüş, olaylar tarih sayfalarını doldurmuştur.

Mecelleyi savunanlar şeriata karşı çıktı diye diğer mezheplere bağlı Müslümanları dine karşı çıkmakla, dinsizlikle suçlayabilmektedir. Mecelleyi dayatan devlet ister istemez zor kullanmakta bu da toplumda barışı, huzur ve refahı yok etmektedir.

Mecelle birçok yönüyle yetersiz kaldığından bir de Örfi Hukuk doğmuştur. Uygulayıcı yargıçlar, kadılar Mecelle dışında bu yasal düzenlemelere göre de hükümler kurmuşlardır.
Bununla da kalmamış imparatorluk sınırları içindeki gayrimüslim tebaa için de ayrı bir hukuk gelişmiştir.

Bütün bunlar ülke içinde çok başlı bir hukuk sistemini yaratmıştır. Bu çok başlılık en çok da Müslümanlar ile Müslüman olmayan vatandaşlar arasındaki hukuksal sorunların çözümünde kargaşaya neden olmuştur.
1923 yılında kurulan Cumhuriyet ilk iş olarak insanların hak arama özgürlüğünü ve adaletten eşit olarak yararlanma hakkını sağlamıştır. Bu eşitlik ve özgürlük hukukun kaynağının birliğini ve tekliğini güvence altına almakla gerçekleştirilmiştir. Bu çağdaş kültürel zenginliğin kıymetini bilmek ve onu korumak zorundayız. Hukukun birliği ve üstünlüğü varlığımızın ve birlikte bir arada barış ve huzur içinde yaşamamızın, kalkınma ve refahımızın en önemli koşuludur.

Bir ülkede veya ülkeler arasında hukuksal sorunların çözümünde adaletin bir dine veya politik bir görüşe göre gerçekleşmesini beklemek yapılabilecek yanlışların en büyüğüdür. Belli sınırlar içinde dayanağını zor ve şiddet kullanmaktan alan teolojik bir yönetim düşünülse bile uluslararasında bu asla gerçekleşemez. Çünkü diğer devletler bunu doğal olarak kendi egemenliklerine bir saldırı gibi algılarlar.

Bugün yeryüzünde en ileri derecede şeriat hukuku uyguladıklarını söyleyen Suudi Arabistan bile birçok alanda geri adımlar atma hazırlığı içindedir. Bugün şeriat ile yönetilmeye çalışılan hiçbir ülke çağdaş uygarlık düzeyine ulaşamamış, kalkınamamıştır. Bu ülkelerde barış ve huzur ortamı da sağlanamamakta, sürekli bir kargaşa insanların dünyasını karartmaktadır.

Toplumda “Şeriat eşittir İslam” şeklindeki anlayışın doğru olmadığı, kavramın etimolojisi, tarihsel süreç içinde geçirdiği evreleri,  geçmişteki şeriat uygulamalarının gerçeklerle bağdaşmadığı yukarıda anlatılmaya çalışılmıştır. Buna karşın böyle bir algı yaratılması, şeriata karşı çıkan ve laik bir hukuk düzeni isteyenlerin dinsizlikle suçlanması talihsiz bir iç savaşa ortam hazırlayacaktır. Hükümetlerin böyle bir anlayışı desteklemeleri ise onları demokratik olmaktan çıkarıp dinci faşist bir diktatörlükle suçlanmasına neden olacaktır.

Ortaçağ devletlerinden farklı olarak bugünün ülkelerinin demografik yapılarına baktığımızda farklı din ve milliyette olan insanların bir arada birlikte yaşadıklarını ve her bir topluluğun eşit hakları bulunduğunu görebiliyoruz. Bu insanları bir arada tutan şey onların etnik ve dinsel kimlikleri değil tasada ve kıvançta bir olma istekleridir. Bu farklı gruplardaki insanların haklarını güvence altında tutan laik hukuk sistemleridir. Bu ülkelerde herkes eşit, demokratik haklara sahiptirler. Bu ülkelerde denge ve denetim sistemleri saydamdır ve işler durumdadır. Bu gruplardan birinin diğerine üstünlük kurma istekleri o ülke insanlarının yararına olamaz. O ülkelerin sağduyu sahibi yurttaşları ve yöneticileri bunu çok iyi bilebilirler.  

Ancak dün olduğu gibi bugün de emperyalist güçlerin kendi sömürü düzenlerinin, kaynak ve pazar alanlarının genişlemesi veya var olan hegemonyalarının devamı için etnik ve din ayrımcılığını kışkırttıklarına tanık olmaktayız. Bu oyuna gelmemek, bu tuzağa düşmemek gerekmektedir. Dikkat edilecek olursa Batı uygarlığı kendi arasında din ve mezhep ayrımcılığı sorununu çözmüştür. Tarihte bedellerini ödemişler ama artık bu konuları sorun haline getirmemektedirler. İslam dünyasına gelince 1400 yıldır hep aynı sorunlar yaşanmakta, hep aynı acılar çekilmektedir. Batı dünyası bu sorunu akıl ve bilim ile çözmüştür. İslam dünyasının da aynı yolu izlemesinden başka bir kurtuluşu yoktur.

Din ve vicdan özgürlüğü yurttaş olmanın bir gereğidir. Hiç kimse belli bir inancı kabule veya o inanç içinde yaşamaya zorlanamaz. İsteyenin herhangi bir dine inanma ya da inanmama özgürlüğü o ülke yasalarının güvencesi altında olmalıdır.

Yukarıda açıklanmaya çalışıldığı gibi şeriat ve din aynı şeyler değildir. Şeriata hayır demek dine hayır demek, dine karşı çıkmak, dinsizlik yapmak değildir. Elma ile armudu toplamak neyse din ile şeriatı toplamak da aynıdır. Şeriat tutkusu içinde olanların başka bir din veya mezhebin şeriatının hükmü altına girmek tehlikesi içindedirler. İslam dininde en temel inançlarından biri de “dinde zorlama olmayacağı” kuralıdır. Dinde tebliğ vardır, icbar yoktur. Zor kullanarak inancını kabul ettirmeye çalışan kendisinden daha büyük bir zor kullanan karşısında kendi inancını yaşayamaz hale geleceğini unutmamalıdır.

Bugün laik demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinde hilafet ve şeriat gibi istekler yasalarımıza ve anayasamıza aykırıdır. Yasalarımıza göre suçtur. Bu hareketlere  hükumet veya sivillerin kol, kanat germesi veya bu hareketleri özendirmesi, onlara destek olması da aynı şekilde suçtur. Bu gerçeğin göz önünde tutulması zorunludur. Bu suçlar bugün olmazsa yarın kovuşturma konusu olurlar.

21. Yüzyılda artık insanlar yeni din savaşları ile yeni acılar yaşamamalıdır. İslam inancıyla veya başka bir inançla ya da inançsızlıkla yaşamak için laik bir sistem gerekli ve yeterlidir. İnsanlar inancı da inançsızlığı da özgürce ve vicdanlarında yaşamalıdırlar. 

04.02.2024
Ali Can Polat

Yorumlar

SON EKLENEN MAKALELER

KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
KOBANİ VEYA KOBANE SÖZCÜĞÜ ÜZERİNE KÜÇÜK DEĞİNMELER
MEB ve Maarif Modeli
MEB ve Maarif Modeli
SEVAN NİŞANYAN
SEVAN NİŞANYAN
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
Demokrasi Sadece Bir An mıydı?
PROKRUSTES’ in YATAĞI
PROKRUSTES’ in YATAĞI
KARNAVAL
KARNAVAL
DİSİPLİN
DİSİPLİN
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
NÜFUS KÜTÜĞÜ, NÜFUS KÂĞIDI, KAFA KÂĞIDI KAVRAMLARI
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
CADI-ENGİZİSYON / CADILAR GÜNÜ/AZİZLER GÜNÜ/ CADALOZ
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
İMPARATORLUK  – İMPARATOR – EMPERYAL- EMPERYALİZM
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
YAŞADIKLARIMIZ VE BİR DAHA YAŞAMAK İSTEMEDİKLERİMİZ
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
KENTSEL DÖNÜŞÜM KAVRAMI VE ANLAMI
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
Puslu Havalar, Sakin İnsanlar Ülkesi Vietnam, Hüzünlü Kamboçya (17-25 Mart 2024)
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İKTİDAR – MUHALEFET – HİZİP/KLİK- FRAKSİYON
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
İSTANBUL, YA ARON ANGEL’İN TASARLADIĞI GİBİ OLSAYDI…
Yazarak Gitmek
Yazarak Gitmek
ALFABE
ALFABE
DEVE
DEVE
MERKANTİLİZM
MERKANTİLİZM
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
PEŞKEŞ / PİŞKEŞ
Yakın Dil
Yakın Dil
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
Persepolis ile ilgili olarak gezide tuttuğum notlardan- Parsayı Toplamak
KUTU KUTU PENSE 
KUTU KUTU PENSE 
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
DAYAK CENNETTEN ÇIKMADIR
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
BİR GÜNLÜK ZAMANIN BÖLÜMLERİ
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
Türkçe Sorunları: BİRBİRİNE  KARIŞAN, KARIŞTIRILAN  İKİ KAVRAM:  EĞİTİM İLE ÖĞRETİM 
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
SAPYOSEKSÜELLİK KAVRAMI ÜZERİNE (SAPIOSEXUALITÉ / SAPIOSEXUALITY)
NOSTALJİ
NOSTALJİ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
AKIL DARALTICI ÖN YARGILARIMIZ / ZİHİN KÖRLÜĞÜ
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
TEVHİD VE HİLAFET KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
MÜSTEHCEN VE ÇIPLAKLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
SİVİL TOPLUM KURULUŞU DEĞİL DEMOKRATİK TOPLUM KURULUŞU
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
ZEHİRİ ZEHİR YAPAN DOZUDUR (DOSIS FACIT VENONIUM)
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
UMUT VE SEVGİ HER ZORLUĞU YENER ya da PANDORA'NIN KUTUSU
SADAKA VE SADAKAT
SADAKA VE SADAKAT
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
HAMİLELİK ŞÜPHESİ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
FİKRE SAYGI KONUSUNA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
İZLEMEK / İZCİ - İZCİLİK 
BULUTTAN NEM KAPMAK
BULUTTAN NEM KAPMAK
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
PISA NEDİR?
PISA NEDİR?
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ŞOFÖR ve ŞOFBEN KAVRAMLARI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
ÖLÜM - ÖLÜ ve SONRASI
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
MNEMOSYNE (Bellek, Anımsama ve Akılda Tutma Tanrıçası)
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
THESEUS’ UN GEMİSİ PARADOKSU
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
ŞAMAR OĞLANI ve 24 KASIM ÖĞRETMELER GÜNÜ
IKAROS
IKAROS
LABYRINTHOS / LABİRENT
LABYRINTHOS / LABİRENT
PYGMALION
PYGMALION
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
NARKİSSOS ve METAMORPHOSE
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
YARGININ MİLLİSİ OLMAZ
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ANACHRONISME / ANAKRONİZM 
ÜMMET – MİLLET
ÜMMET – MİLLET
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
O SINIR TAŞLARINIZ, O DUVARLARINIZ…
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
KUTLAMA/ ANMA – SON AKŞAM YEMEĞİ
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
MISOPHONIA-misofoni & AMUSIA - amuzi
YAS VE YAS TUTMA
YAS VE YAS TUTMA
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
TERÖR / TERÖRİZM ve HEROSTRATOS
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
MARKA – MODA KAVRAMLARINA KÜÇÜK BİR DOKUNUŞ
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
EMOJİ VE MOLATİK KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
ÖZELEŞTİRİ (ÖZ ELEŞTİRİ) 
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
BOTOX – BOTULUS/ SOSİS GÜZELLİĞİ
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
DÜŞÜNCEYE SAYGI VE DÜŞÜNCEYE TAHAMMÜL
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
BEN BU ZAFERİ POPOMLA DEĞİL KAFAMLA KAZANDIM
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
DİPLOMASİ  -  DİPLOMA
PİRİNÇ
PİRİNÇ
PEYGAMBER
PEYGAMBER
UMUT - UTKU
UMUT - UTKU
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
HAYDAN GELEN HUYA GİDER
DİNGO’ NUN AHIRI
DİNGO’ NUN AHIRI
DARISI BAŞINA
DARISI BAŞINA
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
ÇAĞRIŞAN KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI (2)
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
KAVRAMLARIN ÇAĞRIŞIMI
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ÖDEV, GÖREV, İŞLEV
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
ATLIKARINCA - DÖNME DOLAP
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
FİLENİN SULTANLARI DEĞİL ALTIN KIZLARI
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
GREEDFLATION-Türkçesi aranıyor
DANSÇI MAYMUNLAR
DANSÇI MAYMUNLAR
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
ANCADA BERABER KANCADA BERABER
GELİN – GÜVEY- GERDEK
GELİN – GÜVEY- GERDEK
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
ÖLÜLER,   ÖLÜM SÖZLERİ
GÜNAH KEÇİSİ
GÜNAH KEÇİSİ
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
KURNAZLIK - FIRSATÇILIK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
BAM – BAM TELİ – BAM TELİNE BASMAK, DOKUNMAK
TROLL - TROL
TROLL - TROL
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
VEDA / HÜZÜN - ÖZLEM - VUSLAT/ SEVİNÇ
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
SANAT ÜRÜNÜ MÜ / SANAT ESERİ Mİ ? SANAT ÜRETİCİLİĞİ Mİ / SANAT YARATICILIĞI MI ?
NEFRET DİLİ
NEFRET DİLİ
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
İLETİŞİM ve PROPAGANDA DİLİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SÖZ VERMEK VE SÖZÜNDE DURMAMANIN KIRK ŞEKLİ
SECCADE
SECCADE
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RAMADAN/ RAMAZAN – KANDİL VE MAHYALAR/ ŞEHR-İ RAMAZAN
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
RETORİK, HİTABET, KIRAAT VE TİLAVET
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
ENERJİ /ÉNERGIE  –  SİNERJİ/ SYNERGIE
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
DEPREMDE BÜYÜKLÜK VE ŞİDDET FARKI
KARIŞIK – KARMAŞIK
KARIŞIK – KARMAŞIK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
HELALLEŞMEK, HESAPLAŞMAK
ANASININ GÖZÜ
ANASININ GÖZÜ
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
TEŞEKKÜR ETMEK –  ÖZÜR DİLEMEK
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
İLETİŞİM, MİZAH ve HOŞGÖRÜ
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
NESEP NEDİR, NESEPSİZ NE DEMEKTİR?
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
AŞAĞILAMA, SÖVGÜ VE HAKARET
NARTHEX
NARTHEX
MÜJDE
MÜJDE
İBRET
İBRET
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
DİLDE YABANCI HAYRANLIĞIMIZ
APERİTİF
APERİTİF
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN
AHMAK
AHMAK
BÜTÇE
BÜTÇE
AHLÂK
AHLÂK
Başparmaklarımız
Başparmaklarımız
MENDİL
MENDİL
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
BODRUM'DA YABAN HAYATINI YOK EDEN İMAR PLANLARI
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
RÛM,  RÛMÎ, RÛMELİ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
ORGANİZE ÖRGÜT VEYA ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜ
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
Türkçedeki Yunanca kökenli kelimeler
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TANRI ve ADALET/ İLAHİ ADALET / TANRI SEVGİSİ / TANRININ İNSAN SEVGİSİ
TUTUM
TUTUM
SÜRTÜK
SÜRTÜK
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DİL ÖĞRETİMİNDE ETİMOLOJİ BİLGİSİNİN YARARLARI
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
DEKOLTE – TESETTÜR – MÜSTEHCEN – PORNOGRAFİ - EROTİZM
ETİYOLOJİ
ETİYOLOJİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
ETİMOLOJİNİN ETİMOLOJİSİ
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
REÇETELERDEKİ KISALTMALAR
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
ATLAS ve KARYATID KAVRAMLARI
BAY -  BAYAN
BAY -  BAYAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
LALE – TÜLBENT – TULIPE - TÜRBAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
POSTULAT-CREDO–İMAN
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
AKRABA - HISIM KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RAMAZAN, BAYRAM VE RAMAZAN/ŞEKER BAYRAMI KAVRAMLARI ÜZERİNE
RÜZGÂR
RÜZGÂR
KALPAZANLIK
KALPAZANLIK
POLİTİKA
POLİTİKA
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
CIMON-PERO' NASIL CHARITY ROMANA OLDU?
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
İDEOLOJİ– DEMAGOJİ – PROPAGANDA -DEMOKRASİ
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
YABANCI DİLLERDEN ALINAN KAVRAM VE TERİMLER SORUNU
BANLİYÖ
BANLİYÖ
SATRANÇ
SATRANÇ
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
GAZİLER HELVASI – ŞÜKÜR HELVASI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
ABDEST KAVRAMININ KÖKEN VE ANLAMI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
AYLARIN ADLARI, KÖKEN VE ANLAMLARI
Ahmet Vefik Paşa
Ahmet Vefik Paşa
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
TARTIŞMAK, ELEŞTİRMEK VE AD HOMINEM KAVRAMLARI
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
POLİS, POLİ, POL,  BOLU
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
GÜN ADLARI, KÖKENLERİ VE ANLAMLARI
KITA ADLARI
KITA ADLARI
POLO - MİNYATÜR
POLO - MİNYATÜR
AMATÖR-PROFESYONEL
AMATÖR-PROFESYONEL
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
İSKAMBİL KÂĞITLARINDAKİ ŞEKİLLER
BURUK  ACI
BURUK  ACI
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
HİSSEDİLEN SICAKLIK / AĞIRLIK, KATLANILABİLEN İNSAN, DAYANILABİLİR ENFLASY0N
KARGA TULUMBA
KARGA TULUMBA
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
AFORİZMA – AFOROZ – PERSONA NON GRATA - HAYMATLOS
ANLAM SANATLARI
ANLAM SANATLARI
ACABA
ACABA
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
ÖKSÜZ VE YETİM KAVRAMLARI ÜZERİNE
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
KELİMELERİN BİZE ETTİĞİ
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ÜNİVERSİTE  NE DEMEK?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
ADLARIMIZIN KÖKEN VE ANLAMLARINI YETERİNCE BİLİYOR MUYUZ?
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
FENOMEN – İDOL - İKON – ROL MODEL
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
ETİMOLOJİ  NE İŞE YARAR?
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
14 MART TIP BAYRAMI İLE İLGİLİ KAVRAMLARIMIZ
DOSTA VİSKİ
DOSTA VİSKİ
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
TAKDİREN – TEŞDİDEN - TAHFİFEN
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
SORUNLU KAVRAMLARIMIZ
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
ÇARPICI  ETİMOLOJİLER
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
UYKULARIMIZIN TANRISI HYPNOS, ÜÇ BİN ÇOCUĞUNDAN BİRİ MORPHEUS
P H A E T H O N
P H A E T H O N
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
NAPOLYON KİRAZI – CHAMPS ÉLYSÉES ’nin  AT KESTANELERİ
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
BASAMAKLAR,  MERDİVENLER
NATO KAFA NATO MERMER
NATO KAFA NATO MERMER
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
DOĞUM GÜNLERİ VE DOĞUM GÜNÜ KUTLAMALARI
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
TÜKENMEZ KALEM - ALKOLSÜZ BALIK ÇEŞİTLERİ
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
MİT, MİTOLOJİ, EFSANE, MASAL, DESTAN, HİKÂYE, TARİH, TRAJEDİ, KOMEDİ VE OPERA
İBADET YERLERİ
İBADET YERLERİ
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
Yenilik Kavramı ve Yenilik Politikaları
FİKİR VE ZİKİR
FİKİR VE ZİKİR
ADAM GİBİ ADAM
ADAM GİBİ ADAM
Diderot Etkisi
Diderot Etkisi
MİLKA
MİLKA
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
ACABA BUNLARI BİZE HANGİ DIŞ GÜÇLER YAPIYOR; YOKSA?
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
İŞTE  İNSAN  -  ECCE HOMO
KOT PANTOLON
KOT PANTOLON
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
RAKAM  BİLDİREN  ÖNEKLER
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Taciz, Tecavüz, İstismar terimleri hakkında
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
Dilimiz ya da Alkolün Beyazı 
AKINTILAR,  AKIMLAR
AKINTILAR,  AKIMLAR
KUTSAL
KUTSAL
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
T A B U   ve   T A B U L A R I   Y I K M A K
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
PROLETER  VE  PROLETARYA   KAVRAMLARI
ESOTERIC,  BÂTINÎ,  İÇREK
ESOTERIC, BÂTINÎ, İÇREK
BOYKOT
BOYKOT
SABO - SABOTAJ
SABO - SABOTAJ
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
Alavere - Dalavere (il dare e l'avere)
OPERALAR
OPERALAR
SINCERE - Sine Cera
SINCERE - Sine Cera
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
İTİBARDAN TASARRUF veya TEMSİLDE TASARRUF
BELLONA ve SHELL
BELLONA ve SHELL
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
HALKIMIZIN KAVRAM İCADI
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
YANLIŞ KULLANILAN KAVRAMLARDAN DÖRDÜ
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
KİMİ KISALTMALAR VE ANLAMLARI
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
BAŞSAĞLIĞI-TAZİYE KAVRAMLARI ÜZERİNE
AYAK
AYAK
DİASPORA
DİASPORA
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
HUKUK TERMİNOLOJİMİZDEKİ BİR KAVRAM-BİR TERİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
Z Ü H R E V İ  (Sorunlu Kavram)
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
14 ŞUBAT SEVGİLİLER GÜNÜ
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
(ATIN ŞAHLANIŞI) deyimi
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
TESTOSTERON  EGEMENLİĞİ (Domination de la Testostérone)
URBA
URBA
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
İki Dirhem Bir Çekirdek ve Keçiboynuzu
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
Zat İşlerinden İnsan Kaynaklarına
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
YERSİZ YURTSUZ BİR MİLLET: ÇİNGENELER
ROMAN
ROMAN
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
"TARİH"İN ÇİFTE ANLAMI
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
YUNANCA "DOXA"DAN LATİNCE "DOCTOR"A
KORO, BALE, HORON
KORO, BALE, HORON
FRENGİ
FRENGİ
FRANKLAR, FRENKLER
FRANKLAR, FRENKLER
LOJİ'LER
LOJİ'LER
TUZ
TUZ
ENTELEKTÜEL
ENTELEKTÜEL
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
Günlük Hayattan 30 Kelimenin kökenleri
ENERJİ
ENERJİ
PORT, YANİ LİMAN
PORT, YANİ LİMAN
Turunçgiller
Turunçgiller
Nomos'tan Namusa
Nomos'tan Namusa
Ev
Ev
Fil
Fil
Kültür Nedir?
Kültür Nedir?
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
CIVILISATION, MEDENİYET, UYGARLIK
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Bozbulanık İki Kelime: Ansiklopedi, Sempozyum
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan II
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Dilde Bildirişimin Kopması Üstüne Bazı Notlar
Aristokrat
Aristokrat
Despot, Tiran, Diktatör
Despot, Tiran, Diktatör
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Felsefeden Safsataya, Sufiden Sofuya
Efendi
Efendi
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Latinceden Türkçeye Yansıyanlardan
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
Akdeniz Dilinden Dört Kelime: Tersane, Damacana, Fırtına, Forsa
"Kosmos"tan Gelenler
"Kosmos"tan Gelenler
Barbarlar
Barbarlar
"Kapital"in Eserleri
"Kapital"in Eserleri
İlk Konservatuvarlar
İlk Konservatuvarlar
Tekhne, Ars, Sanat
Tekhne, Ars, Sanat
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
"Modern"in Geçmişi, Bugünü
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
İki Nobel Ödüllü Marie Curie'nin Dramı
Terim Ne Demek?
Terim Ne Demek?
Ütopya
Ütopya
Melankoli
Melankoli
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Şurup, Şarap, Şerbet, Meşrubat
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Matematik Terimlerinin Kökenleri
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Tercüman, Dragoman, Dil Oğlanı, Dilmaç
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
Telaffuz Hatası mı, Türkçeyi Bilmemek mi?
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"Post" Önekinin Önlenemez Tırmanışı
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
"MAGAZİN"İN YOLCULUKLARI
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
PATLICANIN YAZDIĞI TARİH
YALAMA OLAN  "SÖYLEM"  TERİMİ
YALAMA OLAN "SÖYLEM" TERİMİ
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
Türkçe dilindeki yabancı kökenli sözcükler
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
El, Yüz ve Zihin Temizliği!
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 4- "SANA NE!"
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
Zihinsel Virüs No 3- SİYASET, VATANDAŞIN SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN YAPILIR
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2:  EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 2: EVET AMA YİNE DE!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1:  BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 1: BAŞKASI YAPMASIN, BEN DE YAPMAM!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
ZİHİNSEL VİRÜS NO 0: SÖZ KONUSU OLAMAZ!
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
KAVRAM EVLENDİRME ya da KAVRAMLAR AKADEMİSİ
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
AKLA YERLEŞEN HER KAVRAM SONRAKİLER İÇİN BİRER SÜZGEÇ OLUR!
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"KAVRAM TABANI" ÜZERİNDE UZLAŞI GİRİŞİMİNİ KİM ÜSTLENEBİLİR?
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!
"Kavram Tabanında Uzlaşma" ulusal bütünlüğün ta kendisidir!